ŞERİAT NEDİR? - TERK EDİLEN İSLAM - Blogcu


TERK EDİLEN İSLAM

ŞERİAT NEDİR?

2/10/2008 · Kategori: DIN

Şerîat (Arapça: الشر يعة), bir İslam dini terimi.

Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol; mezhep; metod; âdet; insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilâhî emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın âyetleri, İslam'ın son peygamberi olan Muhammed'in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslâm bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilâhî kanun"dur. Bu açıdan anlam olarak din terimine benzeyen şeriat teriminin din teriminden farklılığı kullanım şeklindedir. Zira şeriat, "dinin insan eylemlerine (amel) ilişkin hükümlerinin bütünü", "dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı", "İslam Hukuku" gibi anlamlar için kullanılmaktadır. Kısaca dini hükümlerin bütünü ve dinin dünyevi ve maddi yönü olarak tanımlanabilir.

Şeriat sözcüğü şerea' (الشر ع) sözcüğü ile aynı kökten gelmektedir. Bu sözcük beyan etmek anlamında olup, şeriat koymak manasında da kullanılır. Şeriat koyana "Şâri'"denir. İslam dininine göre tek şâri' yani şeriat koyucu (yani kural/hukuk koyucu) Allah'dır. Allah'a bundan dolayı "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği de olur. Ayrıca, İslam dininde peygamberler Allah'ın hükümlerini yani şeriatını ortaya koydukları ve insanlara haber verdikleri nedeniyle şari olarak anılabilirler. Şeriat sözcüğünün çoğulu "şerâyi"dir.

Şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). İslam inancına göre son peygamber olarak kabul edilen Muhammed'den önce de birçok peygamber gelmiştir, bu peygamberlerin çoğunun Allah tarafından yeni bir şeriat yani kanun bütünü ile gönderildiğine inanılır, Muhammed'in getirdiği şeriat ta önceki şeriatların bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın şu ayetinde görülebilir: "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu” (eş-Şûrâ, 42/13). .

Şeriatın Üç Ana Bölümü

Klasik İslam hukuku (fıkıh) alimleri, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir: İbadetler, muâmeleler ve ceza hukuku.

1.     İbadetler: İbadet İslam'da, genel olarak Allah'ın hoşnut ve razı olduğu her çeşit eylemi kapsamına alır. Özel anlamda ise, âyet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, hac, zekât ve kurban İslam'daki ibadete örnek olarak verilebilir.

1.     Muameleler: İnsanlar arasında medenî, ticarî, ekonomik ve sosyal bütün ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır. İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velâyet, vekâlet, vesâyet, miras, alış-veriş gibi toplum hayatının gereği olan tüm medenî muâmelelere ve hatta devletler hukukuna ait hükümler getirmiştir.

1.     Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan ve/veya toplumsal düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedeni, mali veya caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar.

İslam Şeriatının Kaynakları

İslam şeriatı klasik olarak temelde dört delile dayanır. Bunlar Şer'i deliller olarak da anılan: Kitap Kur'an, Sünnet, İcmâ' ve Kıyas'tır.

  • Kur'an, içerdiği hükümler)
  • Sünnet, (İslam'ın son peygamberi Muhammed'in söz ve fiilleri)
  • İcmâ' (İslam bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları konular)
  • Kıyas, (birbirine benzeyen meselelerin hükümlerinde de benzerlik bulunması)

Fakat azınlıktaki bazı İslam hukuku bilginleri bu dört temel delilden İcmâ' ve Kıyas'ı kabul etmemişlerdir; Zahiri mezhebi gibi.

Bir hükmün İslami nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır.

Şerîat hükümleri Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan başka fer'î deliller adı verilen maslahat (toplum yararı), örf ve adet, İslam'dan önceki şeriatlar (Şer'ü men kablena), Sahabe görüşleri (Sahabi kavli) gibi delillere dayanılarak müctehitlerce bir sistem halinde açıklanmıştır.

İslam dininin en önemli İslam hukuku bilginlerinden olan; Ebû Hanîfe (ö. 767), Şâfiî (ö. 819), Mâlik b. Enes (ö.795) ve Ahmed b. Hanbel (ö. 855)'in temsil ettiği İslam hukuku (fıkıh) ekolleri şer'î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirmişlerdir.

Fıkıh (Arapça: فقه) veya İslam hukuku, bir İslam dini terimidir. Şeriatin, ulema tarafından verilen fetvaların da katkılarıyla genişletilmesi ve Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla açıklanmasıdır.

İslam hukuku (fıkıh) 4 ana kaynağa dayanır: Kuran, Hadis, İcma, Kıyas. Bunların dışında istihsân, ıstıhlah, örf, maslahat uygulamaları vardır. Osmanlı imparatorluğu'nda uygulandıktan ve bu imparatorluk dağıldıktan sonra oluşan İslam dinine mensup ülkelerde uygulanmaktadır.

Tanım [değiştir]

Fıkıh, Arapça kökenli bir sözcüktür. "Bir şeyin özünü ve inceliklerini kavramak" anlamındadır. İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da bir bilimden çok "ince anlayış, keskin idrak ve konuşanın amacını anlamak" anlamlarında kullanılmıştır. Bu nedenle genel açıdan fıkıh "bir şeyi özüne vakıf olarak anlamak ve deliliyle birlikte bilmek" anlamında kullanılır. Fakat fıkıh bir bilim olarak, İslam hukuku anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda kullanımının farklı bilgin ve taraflarca yapılmış iki ana, farklı tanımı vardır. Biri fıkıh mezheplerinden Hanefilik mezhebinin tanımıdır ki "kişinin ameli bakımdan lehinde ve aleyhinde olanları maharetle bilmesi" şeklindedir. Diğer tanımsa yine bir fıkıh mezhebi olan Şafiilik mezhebinin tanımıdır ve "eylem ve şeriat hükümlerini, yani ibadet, muamelat ve cezaları (ceza hukukunu), açıklayıcı (tafsili) delillerden çıkararak bilmek, tanımak" şeklindedir.

Delillerden hüküm çıkarma yetisine sahip kişiye fakîh yani hukukçu denir. Hükümleri çeşitli kaynaklardan öğrenen kişiye fakih denmese de bazen mecazen fakih dendiği olmuştur.

Tarihçe

İslamiyetin ilk devirlerinde islam dini ile ilgili bütün çalışma ve tartışmalar fıkıh disiplini altında yapılmaktaydı. Daha sonra fıkıh, Hicri 1. asırda (Miladi 7.- 8. yüzyıllar) sadece ameli yani eylemsel konulara has kılınan, İslam hukuku olarak ayrı bir ilim haline geldi. Fıkhın metodolojisi anlamına gelen Fıkıh Usûlü müctehidin (yani dinde hüküm verebilecek şahsın) şer'î hükümleri tafsili (açıklayıcı) delillerinden çıkarmasına yarayan kurallar bütünüdür. Fıkıh usûlü açısından elimize ulaşan ilk eser hicri 2. asırda İmam Şafii'nin Er-Risale fil-Usul adlı eseridir.

Usûlü'l-fıkh (Arapça: أصول الفقه) veya fıkıh usûlü, fıkıh yani İslam hukukunun iki dalından biridir. Fıkhın diğer dalı “fürû’”dur ve salt “fıkıh” dendiğinde kastedilen şey de fürû’dur. Fıkhın diğer dalı olan “usûl” ise usûl-ü’l-fıkh veya fıkıh usûlü olarak anılır. “Nazarî Hukuk” olarak tanımlayabileceğimiz fıkıh usûlüne bir ilim olduğunu vurgulayarak ilmu usûli’l-fıkh dendiği gibi sadece ilmu’l-usûl dendiği de olur[1].

Fıkıh usûlünün sözlük anlamı “fıkhın delilleri” veya “fıkh’ın kökleri” olarak tarif edilebilir[2]. Fıkıh usûlünün, terminolojik, ıstılâhî anlamı ise Fahrettin Atar tarafından “Fıkıh Usûlü” isimli eserinde şu şekilde tarif edilmiştir: “1 - Şer’î hükümlerin, tafsilî delillerden çıkarılmasını mümkün kılan kâideleri ve icmâli delilleri öğreten bir ilimdir. Veya, 2 – İstinbât kâideleri ve icmâlî delillerdir.[3] Bu tanıma göre fıkıh usûlünü kullanarak fıkhî bir mesele hakkında, deliller yoluyla, bir karara varılabilir. Kavramı anlamak için şöyle bir örnek verilebilir:

A. Ramazan orucu farz mıdır?

B. İslam'da Allah’ın yapılmasını emrettiği her eylem farzdır.

C. İslam'da Allah Ramazan orucunu Bakara suresi 183. ayet ile emretmiştir.[4]

D. Ramazan orucu farzdır.

Burada B, C ve onlardan yola çıkarak A’yı cevaplayan sonuç D, fıkıh usûlünün “emir siygası şart oluşuna (vücûba) mânî olacak herhangi bir işaret olmadığı sürece şarttır” kâidesi ve şer’î delillerden Kitâb’da (fıkıhta Kur’an yerine Kitab sık sık tercih edilen bir kavramdır) ilgili bir emrin bulunuşu ile ortaya çıkmıştır.

Kısacası, hakkında bir karara varılması gereken mesele, meçhul, (matlûb-i haberî), fıkhî delillerden yararlanılarak (yukarıdaki örnekte şer’î delillerden Kitab’dı bu delil), fıkıh usûlü kâideleri göz önünde bulundurularak (örneğin açıklamasında tırnak işaretleri arasında kullanılan fıkıh usûlü kâidesi belirtilmiştir) bir sonuca, hükme, karara kavuşturulur.

Bugün bilinen ilk fıkıh usûlü eseri hicri 2. asırda İmam Şafii tarafından kaleme alınmış er-Risale adlı eserdir.

Kaynakça

"Fıkıh Usûlü, F. Atar"

  • ”Fıkıh Usûlü”, Doç. Dr. Fahrettin Atar, MÜ İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları Nu. 24, İlmî Eserler Serisi:14; 1988, İstanbul/Türkiye. Bu kitabın kaynakçasından da yararlanılmıştır (ilgili referanslar bu alt başlıktakilerdir).

1.       – s.61, I, “Usul-i Fıkıh”, Seyyid Bey, İstanbul, 1333, 1338.

2.       – s.9, Usûl-i Fıkıh Dersleri, İstanbul, 1969, Büyük Haydar Efendi; s.64, “İslam Hukukunun Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tetkik”, Hâmidullah, tercüme: B. Davran, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 1953, I, sayı 1-4.

3.       – s.3, a.g.e., F. Atar.

Diğerleri

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

http://www.haber7.com/haber/20090319/Isareti-gordu-ve-Musluman-oldu-VIDEO.php