Şiaya Göre,İMAMLARIN GAYBI BİLMESİ

2010-04-23 10:18:00

On iki imamlarına bu imamların dahi kabul etmeyeceği sıfatları uyduran Şii'ler bir taraftan imamların beşeriyyetin üstünde bir mertebede olduğunu iddia ederken öte yandan Resulullah (SAV)'ın Allah'ın vahyettiği göklerin yaratılması, cennet ve cehennemin vasıfları gibi gayba  dair haberlerini inkar  ediyorlar. Kahire'de yaklaştırma merkezinin çıkardığı Risaletul - İslam dergisi dördüncü senesi dördüncü sayı 368 inci sayfasında Lübnan'daki Şii yüksek mahkeme reisinin kalemiyle bu inkarlarını tescil etmişlerdir. Bu asrın büyük alimlerinden olduğunu kabul ettikleri bu zat «Imamiyye Şiası içtihadlarından» adı al tında bir makale yazmış ve orada müçtehitlerinden Muhammed Hasan El-iştiyani'den «Bahrul - Fevaid» kitabının 267 inci sayfasında şöyle dediğini nakletmiştir: «Peygamber; abdesti bozanlar, hayz ve nifas ahkamı gibi şer'i hükümleri haber verirse onu tasdik etmek ve haber verdiğiyle amel etmek vaciptir. Eğer göklerin ve yerin yaratılması, huriler, köşkler gibi gayba ait şeylerden haber verirse (bu haberin Peygamberden sadır olduğunun sıhhati) zan yoluyla değil kesin olarak bilinse dahi ona inanmak vacip değildir.» Ne garip değil mi? imamlarına iftira ederek subutu kesin olmadığı halde imamlarının gaybı bildiğine iman ediyorlar ve delaleti kesin olan ayet ve sahih hadislerle sabit olan göklerin yaratılması, cennet ve cehennemin evsafı gibi Resulullah (SAV)'dan sahih olarak gelen gayba dair haberlere inanmamayı kendilerine mubah sayıyorlar. Halbuki Resulullah (SAV)'ın kendi heva ve hevesinden konuşmayacağı ayetlerle sabittir. Resulullah (SAV)'den sahih olarak gelen gaybiyyat ile imamlarına nispet ettiklerini mukayese eden kimse Resulullah'dan Kur'an'da ve mütevatir hadislerde sabit olanların Şiilerin imamları... Devamı

Ric'at İnancı ve Fikirleri Hiç Değişmemiştir

2010-04-23 10:16:00

Ric'at inancı (Müslüman idarecilerin mu hakemesi) Şiiler'in temel inançlarından oldu ğundan alimleri «Emali el-Murtaza» kitabının müellifi Seyyid Murtaza (bu zat Şerif Rıza Şair'in kardeşidir. Aynı zamanda Nehcül Belağa'yı tahrif edip ziyadeler yapıp sahabeye sa taşarak kitaba üçte biri kadar ziyadede ortaklık yapan zattır), işte bu Seyyid Murtaza «EI-Mesail en-Nasırıyye» isimli kitabında şunları yazmıştır: «Mehdi (Âli Muhammed'in Kaim'i diye isimlendirdikleri on ikinci imamları) zamanında Ebu Bekir ve Ömer çarmıha gerilirler. Çarmıha gerildikleri ağaç yaş iken onlar gerildikten sonra kurur.» FİKİRLERİ HİÇ DEĞİŞMEMİŞTİR Şii büyükleri ve alimleri asırlar boyu Resulullah'ın iki veziri Hz. Ebu Bekir ve Ömer, diğer İslam halifeleri, idarecileri, kumandanları mücahit ve alimleri hakkında bu iğrenç tutumlarında devam edegelmişlerdir. Yaklaştırma merkezinde çalışan davetçilerini dinledik. Şu yukarıdaki inançlarını araştırmaya vakti olmayanlar o davetçinin dediği gibi bunların eski olduğunu şimdi ise değiştiğini zannederler. Bu zan yalandır, hiledir. Çünkü ilmi merkezlerin hepsinde okuttukları kitaplarda bütün yukarıda saydıklarımız mezheplerinin kaçınılmaz esasları olarak okutulmaktadır. Necef. Iran ve Cebel-i Amil ulemasının zamanımızda telif ettikleri eserler eskilerinden daha kötü, yaklaşmayı ve anlaşmayı yıkmada daha aşın bir tutum içindedir. Buna sabah akşam mezhepleri birleştirme ve yaklaştırmaya çalıştığını ilan etmekte devam eden, Mısır'da ve başka ülkelerde bu fikri taşıyan arkadaşları bulunan Muhammed b. Muhammed Mehdi el-Halisi isimli zat ile misal verelim. Birliğe ve anlaşmaya davette çalışan bu zat «Ihyau'ş-Şeriati fi Mezhebi'ş-Şia» isimli kitabı... Devamı

ŞİİLİKTEN KOMÜNİSTLİĞE

2010-04-23 10:15:00

Şii'ler Safevi devletinden bugüne kadar bu inançlara sıkı sıkıya bağlıdırlar. Bugün ise ya bu inançlara aynı şekilde sıkı sıkıya bağlılar yahutta çağdaş bir öğretim ile bu hurafelerden vazgeçip komünizme bel bağlamışlardır. Irak'taki komünistler ve İran’daki komünist Tudeh Partisi bağlıları önceleri Şii iken inançlarının batıl olduğunu görerek komünist olan Şiiler'dir. Şiiler de orta yolu takip eden bir yol yoktur. Ya mezhebinin bazı menfaatlerini düşünerek Takıyye yapar veya yine Takıyye ile diplomatik, partisel ve şahsi menfaatları için gizlediklerinin aksini göstermeye çalışırlar. Ric'at inançlarını bilmen için sana Şii önderlerinden Şeyh-i Müfid diye isimlendirdikleri Ebu Abdullah Muhammed b. Muhammed En Numan'ın «El-İrşad fi Tarihi Hucecillah ala-l-Ibad» kitabında yazdıklarını zikredeyim (Sah. 398 - 402 İran taş baskılı tarihi belli değil, Muhammed Ali Muhammed Hasen el-Külbabki hattıyla basılı). El FazI b. Sazan, Muhammed b. el-Kufi'den o da Vehb b. Hafs'dan Ebu Busayr'ın şöyle dediğini rivayet etti: TAHRİP VE İNTİKAM'A TEŞVİK Ebu Abdullah (yani Cafer-i Sadık) dedi ki: Kaim (On bir asır önce doğup hâlâ ölmediğini zannettikleri on ikinci imamları. Onlara göre* bu imam kalkacak ve hüküm sürecektir) yirmi üçüncü gece, ismiyle çağrılır. Ve aşure günü kalkar. Muharrem'in onuncu gününde onu Kabe'de rükün ile makam arasında görür gibiyim. Cebrail sağında, Allah için biat» diye nida eder. Şii'ler yeryüzünün dört bir yanından ona biat için gelirler. Yeryüzü onlara durulur bükülür ki kolayca gelsinler O Mekke'den Kufe'ye gelir ve Necef'imizde konakl... Devamı

Şianın,HZ. EBU BEKİR VE ÖMER'E KİNLERİ

2010-04-23 10:14:00

Şia Hz, Ali (RA)'dan başka idareyi ele alan herkese Hz Ebu Bekir ve Ömer (RA) dahil lanet ederler, İmam Ebul-Hasan Ali b. Muhammed b Ali b. Musa'ya iftira ederek Hz. Ebu Bekir ve Ömer (RA)'a Tağut demelerini dostlarına öğrettiğini söylemektedirler. Bunu en büyük Cerh ve Tadil kitapları olan «Tenkıhul Mekal fi Ahval'ir-Rical» isimli kitabın yazarı Caferi taifesinin Şeyhi Allame-i Sani Ayetullah el-Mamkani 207 inci sayfada zikretmiştir. (Murtazaviye Matbaası, Necef 1352). «Es-Serair» kitabının sonunda Muhammed b idris el-Huliy «Mesail el-Rical ve Mükatebetühüm ila Mevlana ebi'l-Hasen b, Muhammed b. Ali b, Musa Aleyhisselam» kitabından Muhammed b. Ali b. Isa meseleleri arasında naklediyor ki Muhammed b. Ali b. Isa şöyle dedi : «Ona yazdım ve Nasıb'ı (Ehli beyte düşmanlık edene verdikleri isim) sordum. Bir kimsenin Nasıb olduğunu Cibt ve Tağut (Hz. Ebu Bekir ve Ömer'i kastediyor)’u üstün tutması ve imamlıklarını sahih itikat gasbetmenin hesabını soracaklar. Çünkü onlara göre İslam'da idare Resulullah (SAV) vefat ettikten sonra sadece onların hakkıdır. Onlardan başkası bu hakka sahip değildir. Mehdi bu tağutları (!) muhakeme ettikten sonra onlara kısası uygular ve her asır için üç bin idareci idam edinceye kadar beş yüzer beş yüzer onları öldürür, Bu hadise onlara göre kıyamette ba's gününden önce olacaktır. Ölenler öldükten ve idam edilenler idam edildikten sonra mahşer için büyük ba's (diriliş) başlar. Bundan sonrası ya cennettir ya da cehennem. Cennet, ehli beyte ve şu yukarıdaki inançları taşıyanlara, cehennem ise Şii olmayan herkese. Şia bu diriltme, muhakeme ve kısasa RİC'AT ismini vermiştir. Bu inanç hiçbir Şii'nin zerre kadar şüphe etmediği temel inan&... Devamı

İDARECİLER HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

2010-04-23 10:09:00

Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de İmamiyye - İsnaaşariyye Şia'sı (Caferi diye de isimlendirilirler) Peygamberimiz (SAV)' den bugüne kadar Hz, Ali'nin hükümeti hariç bütün hükümetler gayri şer'i olduğu esasına dayanmaktadır. Ve hiçbir Şii'nin bu ana kadar gelmiş hükümetlere samimi olarak bağlanması caiz değildir. Onlara düşmanlık besleyip takıyye yapacaktır. Çünkü hepsi gelmiş geçmiş, gelecek olan ve şu andaki hükümetlerin hepsi gasiptır. Şia dininde seri idareciler itikatlarına göre sadece on iki imamlarıdır, idareyi ele almış olsunlar veya olmasınlar. Bunların dışında müslümanların idaresini üstlenenler Hz. Ebu Bekir ve Ömer (RA)'dan bugüne kadar ne kadar idareci geldiyse, ne kadar İslam'a hizmet ederse etsinler, İslam hudutlarını ne kadar genişletirse genişletsinler, Allah yolunda ne kadar çalışırsa çalışsınlar onların hepsi müstebittir ve gasıptırlar. Devamı

Hz. ALİ'YE DAHİ İFTİRALARI,MİSYONERLERİN SEVİNCİ

2010-04-23 10:07:00

KUR'AN-I KERİM'E İTİRAZLARI Hz. ALİ'YE DAHİ İFTİRALARI Yukarıdaki iddia Hz Ali'nin halifeliği boyunca elinde imkan olduğu halde Kur'an'dan çıkarıldığını iddia ettikleri kısmı açıklamaması ve onunla insanları amel etmeye davet etmemesi iftirasının delilidir. MİSYONERLERİN SEVİNCİ «Fasl-ul-Hıtab fi İspati Tahrifi Kitabi Rabbi-l-Erbab» isimli kitap Iran. Necef ve diğer bölgelerde yayınlandığında Hristıyan misyonerler bu kitabın neşrine sevinerek kendi dillerine çevirdiler Çünkü bu kitap Kur'an'ın muharref olduğunu beyan ediyordu Bu da misyonerlerin tam arzuladığı bir şeydi Bu durumu Muhammed Mehdi isfahani el-Kazımı «Ahsenul-Vedia» isimli (Ravzatul Cennat isimli kitabın zeylidir) kitabının ikinci cild sh. 90'da zikretmiştir Şia'nın Buhari'si EI-Kafi (1278 İran baskı sh 54) de iki sarih nass vardır. Şöyle : «Cabir El-Ca'fi'nin şöyle dediği rivayet olunur: Ebu Cafer (Aleyhisselam)'ı şöyle derken işittim : KUR'AN'IN İNDİRİLDİĞİ ŞEKİLDE TOPLANDIĞINI YALANCILARDAN BAŞKASI IDDIA ETMEMİŞTİR ONU İNDİRİLDİĞİ GİBI ALI B EBI TALIB VE ONDAN SONRAKI IMAMLARDAN BAŞKASI HIFZEDIP TOPLAMAMIŞTIR.» Şia nezdinde bizdeki Sahihi Buhari kadar değerli olan bu Kafi kitabını her Şii okur ve bu nassa da iman eder. Biz de deriz ki : Şia kesin olarak Ebu Cafer'e iftira etmektedir Zira Hz. Ali (RA) Kufe'deki hilafeti müddetince Hz Osman (RA)'ın topladığı mushaftan başka bir şey ile amel etmemiştir. Ve başka bir mushaf neşretmemiştir. Şayet elinde başka bir mushaf olsaydı onu en azından halifeliği zamanında neşreder onunla amel edilmesini emrederdi. Eğer kendisinde başka bir mushaf var "e bunu da müslümanlardan sakladıysa o zaman Allah'a. Peygamberine ve İslam dinine ihanet etmiş olurdu İmam Ebu Cafer Muhammed el-Bakır'dan bu ... Devamı

Şia'nın.KUR'AN-I KERİM'E İTİRAZLARI

2010-04-23 10:04:00

Şia'nın. Birliğe yaklaşma hususunda onların ve bizim ortak kaynağımız olması gereken Kur'an-ı Kerim'i dahi kabul ettikleri din esaslarına göre, Sahabe (RA)'ın Peygamber (SAV)'den anladığının tam tersine yorumlamakta ve ayetlerin manalarını saptırmaktadırlar. Bunun da ötesinde Necef ulemasının büyüklerinden birisi olan Hacı Mirza Hüseyin b Muhammed Takıyyin-Nuri Et-Tabersi ki Şia bu alime çok saygı duyar ve severdi. Hatta öldüğünde (1320) onu Necef'te en mukaddes saydıkları EI-Meşhed el-Murtazavi binasında Sultan Nasır Lidinillah kızı Banu el-Uzma'nın odasına defnetmişlerdir. İşte bu Necefli alım 1292 senesinde imam Ali'ye nispet ettikleri kabrin yanı başında «Fasl-ul-Hıtab fi ispati Tahrifi Kitab-i Rabbil-Erbab» (Rabler Rabbinin Kitabını Tahrifi ispatta Son Söz) isimli kitabı telif etmiştir. Bu kitapta çeşitli asırlarda yaşamış Şia ulema ve müçtehidlerinin Kur'an-ı Kerim'in eksiltildiğine, bazı ayetlerin çıkarılıp bazı ilaveler yapıldığına dair yüzlerce nass ve delillerini zikretmiştir. Bu kitap İran’da basıldığında gürültü koparmışlardı Çünkü onlar Kur'an hakkındaki bu şüpheye düşürücü inançlarının kendi üst tabakalarında ve muteber kitaplarında dağınık olarak kalmasını istiyorlardı. Bu inançlarını ortaya koyan delilerin bir kitapta toplanıp binlerce basılarak hasımlarının eline geçmesini ve aleyhlerinde delil olmasını istemiyorlardı. Şia ileri gelenleri bu düşüncelerini açıklayınca müellif ölmeden iki sene önce kitabını müdafaa için bir reddiye kitap daha yazdı ve «Reddu Ba'zı ş-Şübuhat an Fasl-ıl-Hıtab fi ispatı Tahrifi Kitabı Rabbil-Erbab» (Rabbler Rabbinin Kitabını Tahrifi ispatta Son Söz Kitabı Üzerindeki Şüphelerin Bazılarına Cevap) d... Devamı

EL-ALKAMİ VE İBNU EBİ-L-HADİD'İN İHANETLERİ

2010-04-23 10:00:00

EL-ALKAMİ VE İBNU EBİ-L-HADİD'İN İHANETLERİ Şii şeyhi En-Nusayr et-Tusi'ye bu büyük ihanetleri irtikabında iki arkadaşı daha iştirak etmiştir. Birisi Şii bir vezir olan Muhammed b. Ahmed el-Alkami, diğeri ise Alkami'nin sağ kolu olan Mu'tezile mezhebine mensup Şiiler'i bu hususta geride bırakmış birisi olan Abdulhamid b. Ebi-l-Hadid. Bu zat ömrü boyunca  Resulullah'ın ashabına düşman olarak yaşadı. Nehcul-Belağa kitabına İslam tarihini tesvit eden yalanları doldurarak yaptığı edepsizce şerhiyle Ashaba düşman  olarak hayat sürdü, İslam'ın  mazisindeki gerçekleri İslam'a sokuşturulan fikirleri bilmeyenler bunların yazdıklarına hâlâ kanmaktadırlar.  Hatta bazı zeki ve faziletli  müelliflerimiz dahi bunlara inanmakta.  Halife Mu'tasım vezir yaparak ikram etmesine, iyilikte bulunmasına karşılık ona ihanet  eden İbnu Alkami  ihanetini ve iyiliğe karşı  kötülükle cevap vererek  asıl gizledikleri düşünceleri açığa vurmuştur. Hülagu  musibetinde İslam'ın başına gelenlere sevinen Şiiler bu asra kadar İslam'a düşmanlık beslemekte ve  bundan lezzet almaktadır. Dileyen Şiiler'in yazdığı bütün Teracim kitablarından En-Nusayr et-Tusi'nin tercüme-i halini okusun. En son telifleri bu hususta EI-Hunsari'nin  «Ravzatu-l-Cennat» kitabıdır. Bu  kitab Moğolları, hainleri övgü ve İslam'ın başına  gelenlere sevindiklerini beyanla doludur. Büyüğü küçüğü bütün Şiiler'in Müslümanların katliamıyla ferahladıkl... Devamı

ŞİA'NIN EHL-İ SÜNNET'E MUHALEFETİ

2010-04-23 09:50:00

İSLAM HUKUKU (FIKHI) İslam Hukuku Ehli Sünnet ve Şia nezdinde iki tarafın müştereken kabul ettiği esaslara dayanmamaktadır. Şia'nın hukukta kabul ettiği esaslar Ehli Sünnet imamlarının kabul ettiği esaslar değildir. Teferruata gitmeden önce her iki taraf arasında bu esaslar üzerinde anlaşma sağlanmadıkça, her iki taraf ilmi müesseselerinde bu esaslar ve usul hakkında gerekli birleştirici çalışmalar yapmadıkça teferruatla vakit öldürmekte hiç bir fayda yoktur. Usul derken Fıkıh usulünü (asıllarını) değil her iki tarafça kabul edilen dinin temel esaslarını kastediyoruz. TAKIYYE MESELESİ Samimi olarak karşılıklı anlaşmanın ilk engeli «Takıyye» diye isimlendirdikleri inançlarıdır. Zira bu dini inanç onlara inanmadıkları şeylere inanmış gibi görünmelerini mubah kılmaktadır. Anlaşma istemedikleri halde istiyormuş gibi görünmeleri bizim saf kalblilerimizi aldatabilir Çünkü onlar anlaşmaya razı olmadıkları gibi bu anlaşmayı kendi saflarına katılmakta olduğunu görürler ve zerre kadar kendi taassuplarından vazgeçmezler Takıyye ocakları temsilcileri bizleri anlaşmaya doğru adım attıklarına ikna etseler dahi Şia taifesinin hepsi, üst tabaka olsun, avam tabakası olsun bu gülüne oyunun temsilcilerinden ayrı kalacak ve onların kendileri  namına konuşmalarını kabul etmeyeceklerdir. KUR'AN-I KERİM'E İTİRAZLARI Birliğe yaklaşma hususunda onların ve bizim ortak kaynağımız olması gereken Kur'an-ı Kerim'i dahi kabul ettikleri din esaslarına göre, Sahabe (RA)'ın Peygamber (SAV)'den anladığının tam tersine yorumlamakta ve ayetlerin manalarını saptırmaktadırlar. Bunun da ötesinde Necef ulemasının büyüklerinden birisi olan Hacı Mirza Hüseyin b Muhammed Takıyyin-Nuri Et-Tabersi ki Şia bu ali... Devamı

Bunlar Ne Yapıyorlar?

2010-04-21 13:32:00

http://haber.gazetevatan.com/mecliste-ilginc-manzara/301075/9/Siyaset http://sites.google.com/site/karikatorler/bunlar-ne-yapiyorlar Devamı

Vuran insan değil,vuran yasadır

2010-04-20 09:34:00

  Vuran insan değil,Vuran yasadır Vurulmuş asker,tertemiz alnından.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Karakolda,kahroluyor her tasadan.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Dandik yasalarla,hükümet olmaz.  Akacak kan damarda durmaz.  Karakol basarlar,kurnazmı kurnaz.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Ninenin,Dedenin,bebenin suçu ne? .  Vur emri verilmez,ayrılıkçı piçine.  Vurana kâr kalır,vurlmaz ensesine.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Vuran affedilmez,her an idam olmalı.  Güçlü devlet gibi,devlet devlet olmalı.  Haksız vurulanın,hesabını sormalı.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Polisin elinde ki silah,sanki oyuncak.  Hiç insan olmayana,açılır mı kucak? .  Öğretmen vurulmuş,şimdi ne olacak? .  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Pusu kurup,kalleşçe eylem yaptılar.  Arabadan indirip,yolcuları soydular.  Masum insanları,öldürdüler gittiler.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Dış güçler,sinsice,pılanlarını kurdular.  Ermeni,İsrail,zihniyeti,AB uşaklarıdır.  Hükümet,kardeş belledi,kara kaşlıdır.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Apo saraylarda yaşıyor,olurmu? .  İyice kudurdu zalimler,durur mu? .  Af çıkartmış,zalimler,katillere,huu.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Ekunomi çökmüş,kimin umurunda? .  Olan vatandaşa oldu,en sonunda.  Eğitim fayda vermez,suçlu ortada.  Vuran insan değil,vuran yasadır.  Hayır gelmez,Avrupa dan,Papa dan.  Paramızı çaldılar eks... Devamı

Şirk Cehaletin, Tevhid İlmin Arkadaşıdır

2010-04-20 08:37:00

Ey hidayeti isteyen kişi! Bil ki; şirk cehaletin, tevhid ilmin ayrılmaz arkadaşıdır! Allah (c.c) şöyle buyuruyor :  “İşte! Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40) İbn Kesir yukardaki ayetin tefsirinde şöyle diyor: “Yani; insanların çoğu cehalet sebebiyle müşriktir.” (İbn Kesir Tefsiri) Kur’anı kerimin bir çok ayetinde insanların çoğunun cahil olduğu ve bu yüzden şirke düştükleri bildirilmiştir. Allah (c.c)’nun şu ayetinde buyurduğu gibi: “Hamd, Allah’a aittir de! Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Lokman: 25)  “Biz onları, yalnızca hak ile yarattık. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Duhan: 39) “Onun (asıl) koruyucuları sadece korkup sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.” (Enfal: 34) Allah (c.c) birçok ayette, insanların çoğunu cahillikle ve ilimsizlikle vasfetmiştir. Aynı, Kur’anı kerimin bir çok ayetinde insanların çoğunun müşrikler ve doğru yoldan sapanlar olduğunu zikrettiği gibi... Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Onların çoğu ancak şirk koşarak Allah’a iman ederler.” (Yusuf: 106) Yine Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (Enam: 116) Zikredilen Kur’an nasları açıkça şuna delalet etmektedir: İnsanların çoğu şirk ve cehalet vasfını birlikte taşımaktadırlar. Buna rağmen Allah (c.c)’nun: “Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz”sözünü, sadece bilen ve bildiği halde inat eden kimselerle sınırlandırabilir miyiz? Bu takdirde bu ayeti çok az kimseye tatbik etmiş oluruz. Halbuki bilindiği gibi Kur’an nasları nadir azınlık için değil, yaygın ç... Devamı

Şirkin Bütün Türlerinden Uzak Durmak

2010-04-20 07:42:00

Büyük şirk türlerinden herhangi birisini işlediği halde la ilahe illallah şehadetini söyleyen kişi, İslam’ın emrettiği bütün ibadetleri yapsa bile müslüman sayılmaz. Müslüman sayılabilmesi için büyük şirkin her türünden uzak durması gerekir. Bunun delilleri şunlardır: Birinci Delil: Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Onları yakalayın, hapsedin, bütün gözetleme yerlerinde onları gözetlemek için oturun! Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın! Allah, şüphesiz, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Tevbe: 5) İmam Kurtubi, şöyle dedi: “Tevbe ederlerse” yani; şirkten tevbe ederlerse... “Namazı ikame eder ve zekatı verirlerse onları serbest bırakın” ayetin bu bölümünü düşünmek gerekir. Allah (c.c) öldürmenin sebebini şirke bağlamış sonra “tevbe ederlerse” buyurmuştur. Öldürmenin sebebi şirk işlemek ise şirkten tevbe edilirse öldürmemek gerekir. Namaz kılmak zekat vermek şart değildir. Kişi şirkten tevbe ettiği zaman öldürülmez. Namaz vakti girmeden, zekat farz olmadan şirkten tevbe eden kişinin tevbesi kabul edilir, öldürülmez. Asıl olan budur. Fakat Allah, şirkten tevbe etmenin yanında iki şart daha koşmuştur. Bu iki şartı göz ardı edemeyiz. Bu iki şart; “namaz kılarlarsa” ve “zekat verirlerse” şartıdır. Rasulullah  (s.a.s)’in bu ayete benzeyen şöyle bir hadisi vardır: “La ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar onlarla çarpışmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa, Allah (c.c)’ın hakkı hariç, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar.... Devamı

KADER,Bu meseleye Resulullah'ın cevabı

2010-04-19 10:40:00

KADER,Bu meseleye Resulullah'ın cevabı Allah’a hamd olsun. Allah Resulu (s.a.v.) birden çok hadiste bu soruya cevap vermiş. Örneğin, Buhari ve Müslim’de İmran b. Husayn’dan şöyle rivayet edilir: “Denildi ki: Ya Resulallah! Cennet ehli olanlar cehennem ehlinden ayırdedilip biliniyor mu? “Evet”, dedi.  Denildi ki: O halde amel edenler ne diye amel ediyorlar? Buyurdu ki: “Herkes, hangi akibet için yaratılmışsa, o bu akıbete götürücü ameller kolaylaştırılır.” (Buhari, Kader, 4; Müslim, Kader 9) Rivayetin Buhari’deki versiyonunda şu ifade geçer: “Dedim ki: Ya Resulallah! Herkes, yaratıldığı şeyi veya kendisine kolaylaştırılan ameli mi işler?” Müslim sahihinde Ebu’l Evved ed-Düeli’den şöyle rivayet eder: İmran b. Husayn bana dedi ki: Sence insanlar şu anda ne yapıyorlar? Ne uğruna zahmet çekiyorlar? Daha önce belirlenen bir kaderde kendileri için takdir edilen ve haklarında yürürlüğe konulan bir şey için mi? Yoksa peygamberlerinin kendilerine getirip de haber verdiği, böylece aleyhlerine bir kanıt olarak ortaya koyduğu ve gelecekte karşılaşacakları bir şey için mi? Dedim ki: Daha önce belirlenen bir kaderde kendileri için takdir edilen ve haklarında yürürlüğe konulan bir şey için... Dedi ki: Peki bu zulüm olmaz mı?” Onun sözü karşısında irkildim ve dedim ki: “Her şeyi Allah yarattı ve her şey O’nun mülküdür. Allah yaptığından sorumlu tutulmaz, onlar sorumlu tutulurlar.” Dedi ki: Allah sana rahmet etsin. Bu soruyu sana sormamdaki maksadım, aklını daha iyi çalıştırıp daha doğru anlamanı sağlamaktan başka bir şey değildir. Çünkü Müzeyne kabilesinden... Devamı

TSK'dan Başörtüsü FETVASI,(Diyanete İhtiyaç Kalmadı.)

2010-04-14 11:32:00

TSK kitabında başörtüsü fetvası Kitapçıkta, başörtüsünün bir Kur'an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor.  SONSAYFA GÜNDEM HABERLERİ Genelkurmay Başkanlığı tarafından askerlere dağıtılan ve üzerinde "Hizmete Özel" yazan kitapçıkta, Kur'an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor ve "Türk baş örtüsünün bir gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır" deniliyor. Kitapçıkta, Kur'an'ın örtünme ile ilgili ayetlerinin, doğruluğu ve gerçekliği tam olarak bilinmeyen hadislere dayanılarak açıklandığı, söz konusu hadislerin de Kur'an hükümleri gibi ortaya konulduğu öne sürülüyor. Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu kitapçığı, kendisi gibi resmi kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 29 yıl önce verdiği ve 'Başörtüsünün dinin emri olduğu'na yönelik kararını dikkate almadığını gösteriyor. İŞTE O SKANDAL İFADELER Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi olduğu gerekçesiyle yargılanan Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon'da ele geçirilen 14 sayfalık kitapçıkta şu ifadeler yer alıyor: "Bu kitap, irticai unsurların baş örtüsü veya türbanı simge yaparak, demokratik ve laik Cumhuriyet aleyhine karşı başlattıkları gerici girişimlerin nedenlerini, Devletin kamu kurum ve kuruluşlarında uyguladığı kılık-kıyafet d&uum... Devamı

ŞİA'NIN ARASINDA Kİ İHTİLAFLAR

2010-04-12 20:21:00

NUSAYRİYYE'NİN AYRILMASI Bu durumda şeytanlarından birisi olan Beni Nümeyre kölelerinden Muhammed b. Nusayr ortaya Hasan el-Askeri'nin sirdapta (babasının evinde) gizli bir oğlu bulunduğu fikrini ortaya attı ki kendisi ve arkadaşları Şiiler'in halk tabakasından ve zenginlerinden imam adına zekat toplayabilsinler ve böylece de kendilerinin imamiye olduğu iddiasını devam ettirsinler. Bu Muhammed b. Nusayr hayali sirdabın kapısı olmayı hayali imam ile Şiiler arasında zekat toplamak görevini kendisi üstlenmek istedi. Arkadaşları ona muhalefet ettiler ve bab (kapının) Hasan el-Askeri'nin evi yakınında bulunan Hasan Askeri'nin alış veriş yaptığı bir yağcı olmasında ısrar ettiler. BAB VE SİRDAB HİKAYESİ Bu anlaşmazlık baş gösterince Muhammed b. Nusayr onlardan ayrılarak kendisine nispet edilen Nusayriyye mezhebini tesis etti. Arkadaşları ise hayali onikinci imamın evlenmesini ondan çocuklar ve torunlar olması hilesini düşünerek imamlığın devam etmesi ve böylece de İmamiye mezhebinin devamı hilesini düşünüyorlardı. Fakat bunun Alevileri kaydeden görevliler tarafından yalanlanacağı, yalan olduğu ortaya çıkacağı anlaşılınca, bunun Abbasiler ve emirleri tarafından anlaşılacağına kanaat getirince onikinci imamın sirdapda kaldığını onun "Gaybubeti Suğra" (Küçük kayboluş) ve "Gaybubeti Kübra" (Büyük kayboluş) olmak üzere sirdabda kaldığını iddia ettiler. Ve bütün müslümanlardan Allah'ın akıl bahşettiği insanlardan bu yalana inanmalarını istiyorlar ki onlarla anlaşma veya yaklaşma olsun. Heyhat. Bu, ancak bütün İslam alemi bir akıl hastanesine dönüşürse o zaman belki mümkündür. Akıl nimetini verdiği için Allah'a hamd olsun Akıl sahih imandan sonra ne büyük nimet! MÜSLÜMANLARIN BAĞLILIĞI Müslümanl... Devamı

Zina Cezası

2010-04-08 10:35:00

  بسم الله الرحمن الرحيم   السلام عليكم ورحمة الله وبركاته KARISININ CARIYESIYLE CINSEL ILIŞKIDE BULUNAN KIMSENIN CEZASI 1451- Habib b. Sâlim (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Karısının cariyesiyle cinsel ilişkide bulunan bir adamın durumu Numân b. Beşîr’e sunulmuştu da, O’da şöyle dedi: Bu davayı Rasûlullah (s.a.v.)’in verdiği hüküm gibi vererek halledeceğim.  Eğer kadın o cariyeyi kocasına helal kılmış ise kendisine yüz değnek vurarak, helal kılmamış ise taşlayarak recmetmek şeklinde cezalandıracağım.” (Ebû Dâvûd, Hudûd: 27; İbn Mâce, Hudûd: 8) 1452- Ali b. Hucr, Hûşeym vasıtasıyla Ebû Bişr’den, Habib b. Sâlim’den, Numân b. Beşîr’den bir benzerini rivâyet etmiştir. Katâde’den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir: Habib b. Sâlim’e de böylece yazılmış idi. Ebû Bişr, Habib b. Sâlim’den hadis işitmemiştir. Bu şekilde aynen Hâlid b. Urfuta’dan da hadis rivâyet edilmiştir. (Kütübü Sitte (İbrahim Canan) (ZÜMER suresi 36. ayet)  أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur. http://www.facebook.com/note.php?saved&&suggest&note_id=378172754091 ... Devamı

FÂHİŞE VE FAHİŞELİK Ne demektir?

2010-04-07 11:26:00

FÂHİŞE VE FAHİŞELİK Islâm şerîatının yasakladığı çirkin iş, yüz kızartıcı söz veya davranış. Fahşâ; “Dünyada had cezasını, ahirette ise azâbı gerektiren şeydir” (Cürcânı, et-Ta’rifât). “Kötü ahlâklı; gerçekten cimri; sınırı aşan her şey; söz ve cevapta taşkınlık etme; çok çirkin olan zina olayı. Allah’ın yasakladığı her şey, konusurken ve cevap verirken haddi aşan erkek ve kadın ve alışılagelen ölçüyü aşan şey” (Şartûnî, Akrabu’l-Mevârid). Fahşâ, genellikle ‚zina’ anlamına gelmektedir. Buna göre zinaya ve zina eden kadına fâhişe adı verilmektedir (Ibnü’l-Esir, en-Nihâye, 111/415). “Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her işe fâhişe denilir. Ibnu’l Cinni’ye göre bu kelime, cehâletin bir çesidi olup, hilmin karşıtıdır” (Ibn Manzur, Lisânu’l-Arab). Râgıb el-Isfahânî’ye göre, fuhş, fahşâ ve fâhişe kelimeleri son derece çirkin söz ve fiiller olarak tanımlanmıştır (el-Müfredât, Fahşa mad.). Fâhişe kelimesi, Kur’an-ı Kerîm’de onüç yerde geçmektedir. Ayrıca dört yerde de çoğulu olan “fevâhiş” zikredilmektedir. Âl-i Imrân suresi 135. ayette fena bir iş olarak nitelenmiştir. İbn Abbâs’tan gelen bilgiye göre, hurma satan birine güzel bir kadın geldi. Kadın, alışverişini yaptıktan sonra, adam onu kucaklayarak öptü. Ancak hemen bu davranışına pişman oldu ve Hz. Peygamber’e gelip durumu anlattı. Bu olay üzerine sözkonusu ayet indi. (Vahidi, Esbâbu’n-Nüzül, 105). Fahşâ ve f&aci... Devamı

FÂHİŞ FİYAT ile ticaret etmek

2010-04-07 11:24:00

FÂHİŞ FİYAT Bir malın, normal fiyatının çok üstünde veya çok altında olan satış bedeline denir. Fâhiş kelimesi, fuhuş mastarından ism-i fâil olup, kök anlamı; söz veya işin çok çirkin olması, haddi ve ölçüyü asmak, yüz kızartıcı iş yapmak demektir. Fiyat, bir malın satış bedeli olduğuna göre bir malın fiyatının çok üstünde satılması hâlinde, fâhiş fiyat sözkonusu olur. Islâm’da çeşitli mallara yüzde hesabıyla bir kâr haddi belirlenmemiştir. Genel olarak arz ve talep kanunlarına bağlı, serbest rekabet esasları içinde hiçbir yapay müdâhale söz konusu olmadân kendiliğinden oluşâcâk piyasâ fiyatları ölçü alınmıştır. Hz. Peygamber ve Hulefâ-i Râşidin genel olarak kendi devirlerinde piyasa fiyatlarına müdâhale etmemişlerdir. Allah Resulu’nden Medine’de fiyatlar yükselince narh koyması istenmiş, o bu isteklere şöyle cevap vermiştir: “Fiyat tâyin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran ancak Allah'tır. Ben sizden hiç kimsenin mal ve canına yapmış olduğum bir haksızlık sebebiyle hakkını benden ister olduğu halde Rabbime kavuşmak istemem ” (Ebû Dâvûd, Buyû,-49; Tirmizî, Buyû, 73; Ibn Mâce, Ticârât, 27; Dârimî, Buyû, 1 3; Ahmed Ibn Hanbel, II, s.327, III, s.85, 106, 286). Hz. Ömer de hilâfeti zamanında fiyatlara müdâhale etmek istememiştir. Hz. Ömer (r.a.) bir gün musallâ çarşısında Hatîb b. Ebı Beltea’ya rastlar. Hâtıb’ın önünde iki kap dolusu kuru üzüm vardır. Fiyatı ucuz bulan halife şöyle der: “Tâif’ten üzüm yüklü bir kervanın gelmekte olduğunu ... Devamı

FÂCİR,Ne demektir

2010-04-07 11:22:00

FÂCİR Azan, günâha dalan, yemin ve sözünde yalancı çıkan hakîkatten yan çizen kişi. Allah’ın emrinden çıkan, günâhkâr, İslam’ın emirlerini çiğneyen, dinî ölçü ve prensiplere aykırı hareket eden kimse. Kur’an-ı Kerîm’de fâcir kelimesi bu ıstılâhı anlamda yedi yerde geçmektedir: “Yoksa inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde bozguncular gibi mi tutarız?. Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları, yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?” (Sâd, 28/28); “Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar, sadece ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler” (Nûh, 71/27); “Işte bunlar inkârcı olanlar, Allah’ın buyruğundan çıkanlardır” (Abese, 80/42); “Allah’ın buyruğundan çıkanlar cehennemdedirler” (Infitâr, 82/14). Bu son ayette geçen “fuccâr” kelimesi, “Rabbına karşı terbiyesizlik edip aşırı isyân ve muhâlefete sapanlar” anlamındadır. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5642). “Sakının; Allah’ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak “siccîn” adlı defterde yazılıdır” (Mutaffifin, 83/7); “Sonra da ona iyilik ve kötülük kabıliyeti verene andolsun ki…” (eş-Şems, 91/8). Bu ayette takva ve fücûr kelimeleri yeralmaktadır. Buradan hareketle fücûr, bir bakıma takvânın zıt anlamı olarak kabul edilebilir. “Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de, ‚Kıyamet günü ne zamanmış’ der” (el-Kıyâme, 75/5-6). Yukârıdaki âyetlerde görüldüğ&uu... Devamı

Kötü bid'atler

2010-04-01 11:38:00

      Aslında vacib ve müstahab olmayan her bid'at, kötü bir bid'attır. Müslümanların ittifakıyla sapıklıktır. Bid'atlerin bazısına, bid'ati hasene (güzel bid'at) diyebilmek için, hasene olarak niteledikleri bid'atin müstahab olduğuna dair şer'î bir delil getirilmesi gerekir. Hiçbir müslüman, müstahab ve vacib olmayana kişiyi Allah'a yaklaştıran hasenat gözüyle bakamaz.( İslâm âlimleri bid'ati çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir. Bu tarifleri gruplandırıp ortak noktalarını tesbit ettiğimizde iki kısma ayrıldığını görürüz :     Birine göre bid'at: Peygamber (s.a.v.)'den sonra din ve dünya, işlerinde ortaya çıkan her şeydir. Bid'ati bu şekilde tarif edenler, ister istemez bid'atler arası bir taksime girmiş ve onları bid'at-i seyyie (kötü bid'at) ve bid'at-i hasene (güzel bid'at) şeklinde ikiye ayırmışlardır.     Diğer gruba göre ise: Resûlüllah (s.a.v.)'in tebliğ ettiklerinden başka, dine ilâvede bulunmak, bir şey çıkarmak, ya da tebliğ ettiklerini değiştirmektir.     Bid'ati bu şekilde tarif edenler, bid'atleri taksim etme ihtiyacı duymamış, bu tarife giren her şeye bid'at demiş ve ona karşı koymuşlardır. Böylece Resûlüllah'tan sonra ortaya çıkan her şeye de bid'at dememişlerdir.     Terimleştirmede nasslar nazarı itibara alındığında ikinci tarifin daha doğru olduğu açıktır. Şöyle ki :     Gerek Kur'ân-ı Kerim'de, gerek Sünnet'te bid'at, dinden olmayanı dine sokmak anlamında kullanılmıştır. Hadîd sûresinde Hıristiyanların ruhbanlığı sonradan icad ettiklerinden ve dine soktuklarından bahi... Devamı

İslam Dininde Mezheb Anlayışı

2010-03-30 17:42:00

MEZHEB Sözlük anlamı gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kişisel görüş, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır. Terim olarak bir müctehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemini dile getirir. İslâm tarihinde, mezheb kelimesi genel olarak itikadi, siyasi ve fıkhi görüşlerin hepsi için kullanılmıştır. Buna karşılık siyasi ve itikadi mezhepler daha çok Fırka, Nihle, Makale kelimeleriyle ifade edilmiştir. Fırka (çoğulu fırak), farklı görüşlere sahib insan topluluğu demektir. Nihle (çoğulu nihal), görüş, inanış ve kabul ediş tarzı demektir. Makale (çoğulu makalat), fikir, inanış, görüş ve söz demektir. Çeşitli dinleri belirtmek için de Milel (tekili mille) kelimesi kullanılmıştır. Bazı mezheb tarihçileri, İslâm mezheblerini Hz. Peygamber'den rivayet edilen bir hadise göre taksim etmişlerdir. Bu hadiste Yahudilerin yetmiş bir, Hristiyanların yetmiş iki, fırkaya ayrıldığı, İslâm ümmetinin ise yetmiş üç fırkaya ayrılacağı, müslümanlardan Cehennem'den kurtulacakların Rasulullah'ın ve ashabının yolunu takib eden fırka (başka bir rivayette de birlik ve beraberlikten ayrılmayan cemaat) olduğu beyan edilmektedir (Tirmizi, İman, 18; Ebu Davud, Sünnet, 1; İbn Mace, Fiten 17; ed-Dârimî, Siyer, 75. Bu hadisin çeşitli rivayetleri için bk. Abdulkahir el-Bağdadi, el-Fark beynel-Fırak, Kahire, t.y. s. 4-10.). Bazı mezheb tarihçileri bu hadiste söylenen rakamın çokluktan kinaye olmayıp hakiki sayı olduğuna inanarak yazdıkları eserlerde ana mezhebleri tesbit etmiş ve bunları da kendi aralarında kollara ayırarak mezheblerin sayısını yetmiş üçe ulaştırmışlardır. Yetmiş üç sayısını doldurmak istey... Devamı

Şeytan ile Haççolar Kardeştir

2010-03-24 07:06:00

Şeytanın özellikleri,Kimde Var? 1. Sinsi ve Yalancıdır.-(İbrahim Suresi,22) 2. Azgın ve Kaypaktır.-(Hac Suresi,3) 3. Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter.-(İbrahim Suresi,22) 4. İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur.-(Nisa Suresi, 117) 5. İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir.-(Enfal Suresi,11) 6. İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster.-(Araf Suresi,17) 7. İnsanlara Korku Vermeye Çalışır.-(Al-i İmran Suresi,175) 8. Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır.-(İsra Suresi, 53) (Maide Suresi, 91) 9. İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır.-(Araf Suresi,20-21) 10. Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır.-(Fatır Suresi, 5-6) 11. Mü’minlerin Zamanla Yıpranmalarını İster.-(Al-i İmran Suresi ,155) 12. Yalan Vaadlerde Bulunur.-(İbrahim Suresi,22) 13. Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır.-(Nisa Suresi, 119-120) 14. Sapkın Amelleri Süslü ve Çekici Gösterir.-(Neml Suresi,24) 15. Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır.-(Bakara Suresi, 268 ) 16. Kibir Vermeye Çalışır.-(Sad Suresi, 74-75) 17. Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder.-(Nisa Suresi,38 ) 18. Ayetlerden Uzaklaştırmaya Çalışır.-(Zuhruf Suresi,36-37) 19. Unutkanlık ve Dalgınlık verir.-(Mücadele Suresi,19) (En’am Suresi, 68 ) (Kehf Suresi,63) 20. Duygusallık Telkini Yapar.-(İsra Suresi,64) (Mümtehine Suresi,1-3) 21. Detaylara Daldırır.-(Bakara Sure... Devamı

Baş Örtüsü

2010-03-17 16:47:00

  Mehmet Selim Polat "Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın ki, din ve devlet ikiz kardeştirler. Biri olmadan diğeri ayakta duramaz. Çünkü din devletin temeli ve orta direğidir. Dahası, bir devlet dini koruduktan sonra ancak devlet olur. Devlet için nasıl bir temel atıcı lazımsa, din için de bir koruyucu gerekir. Çünkü koruyucusu olmayan şey zayi olur, temeli olmayan şeyse yıkılır."  mehmet selim polat ... Devamı

KÜFRÜ MEŞRULAŞTIRMAK

2010-03-14 20:47:00

KÜFRÜ MEŞRULAŞTIRMAK   Batılı iptal mücadelesi ve kafiri “meşru”laştıranlar: Bugün parti faaliyetleriyle ortaya serilen görüntü ve özellikle de yaptıkları çağrılar, islami partiyiz diyenlerin onları savunanların söylemleri maalesef Rasulün gösterdiği hareket metodundan oldukça uzaktır. Kur’anı Kerimde: "Andolsun biz her kavme Allaha ibadet edin ve tağuta kulluktan kaçının diye tebliğ etmesi için bir peygamber göndermişizdir." Buyrulur. Evet, Rasulullah’ın ve o şanlı kadronun evvel veya sonra gelenleri hep bu noktayı vurgulamışlardır. "Allaha itaat, tağuta isyan" Oysa günümüz partileri bunun tersine tağutun idaresi altındaki beldelerde onların şeriatlerine ilke ve inkılablarına uyarak bu doğrultuda mücadele vereceklerini beyan ederek, partilerini açıyor ve insanları kendilerine çağırıyorlar. Dikkat buyrunuz kendilerine ...Hiç kimse iddia edemez ki bu partiler Allah ve Rasulüne, ve onlara itaate çağırıyor diye ve dahi nefsaniyetin ağır bastığı bu arena da partiler kıyasıya çoğalıyor niçin?. Elbetteki çağıranların artmasından... Benim fikrim, benim partim, benim yolum, benim adayım, benim ideolojim vs...vs... Aslında bunların temelinde yatan temel saiktir o da bendir, enaniyetdir.Sırf iktidar olmak için, insanlara islamdan dem vurarak, tağuti güçlere köleliğe ve dahi kendi nefsaniyetlerine çağıranlara değil, elbette samimi ve art niyetsiz olarak Allah ve Rasulüne çağıranlara koşacağız... Allah Buyuruyor,Deki:"Ben sizden bir ecir (çıkar, menfaat yada karşılık) beklemiyorum.Benim ecrim Alemlerin rabbinin indindedir." Ayetiyle de şekli çizilen davet ve mucahede yolunda, katiyyen bir çıkar ve... Devamı

Arşiv,Linkler

2010-03-10 19:45:00

http://mehmetselimpolat.blogcu.com/archive Arşiv 10/3/2010: Linkler,Arşiv 10/3/2010: Linkler (Yıl 2006) 9/3/2010: Kelime-i Tevhid'in Şartları 9/3/2010: BATIL ŞİA FIRKASI 4/3/2010: Kur'an'da kulluk kavramı 3/3/2010: SORU ve CEVAPLAR-Devam-3 3/3/2010: SORU ve CEVAPLAR-Devam-2 3/3/2010: SORU ve CEVAPLAR-1 19/2/2010: İslâm’da Laiklik Yoktur.إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ  18/2/2010: MEZHEPLERİN DOĞUŞU 16/2/2010: MÜNAFIKLAR 9/2/2010: YOL BU YOLDUR! 9/2/2010: İŞTE İSLAM MEDENİYETİ 9/2/2010: İSLAM’DA CİHAD 1/1/2010: Hayat Yolunda 2010 Mart 2010 Şubat 2010 Ocak 2010 2009 Aralık 2009 Ekim 2009 Eylül 2009 Ağustos 2009 Temmuz 2009 Haziran 2009 Mayıs 2009 Nisan 2009 Mart 2009 Şubat 2009 Ocak 2009 2008 Aralık 2008 Kasım 2008 Ekim 2008 Eylül 2008 Ağustos 2008 Temmuz 2008 Haziran 2008 Mayıs 2008 Nisan 2008 Mart 2008 Şubat 2008 Ocak 2008 2007 Aralık 2007 Kasım 2007 Ekim 2007 Eylül 2007 Ağustos 2007 Temmuz 2007 Haziran 2007 Mayıs 2007 Nisan 2007 Mart 2007 Şubat 2007 Ocak 2007 2006 Aralık 2006 ... Devamı

Linkler,Arşiv

2010-03-10 19:40:00

http://mehmetselimpolat.blogcu.com/archive Arşiv 31/1/2007: 301.Madde, ve diğerleri,Değiştirilmelimi?,değiştirilmemelimi?.İş 31/1/2007: Müslüman Genç Nasıl Olmalı? 31/1/2007: KAFİRLERİN,Yalan ve İftiraları 31/1/2007: HAM(erkek deve,cahiliye adeti) 31/1/2007: VASÎLE(cahiliye adeti) 31/1/2007: SAİBE (Deve) 31/1/2007: BAHÎRA-2 31/1/2007: BAHÎRA 30/1/2007: "TAĞUT"Ayetlerle tağut'un açıklanması,Tağut Nedir? 29/1/2007: TEVHİD,İslam İnancı, 29/1/2007: TESLİS,Hıristiyanlık,safsatası 29/1/2007: TAĞUT,Laik,Demokratik Düzen Tağutumu mudur? 26/1/2007: Hıristiyan ve Yahudi Komşunuz olursa ne yaparsınız? 23/1/2007: Türkçe İbadet,Diyanetin Fetvaları 23/1/2007: DUA,Diyanetin Fetvaları 23/1/2007: İMAN ile ilgili ayetler 22/1/2007: Tanrının Oğullarını Gördünüzmü? 21/1/2007: DOST-DOSTLUK 19/1/2007: İSKENDER,BU DEVRİN FİRAVNU 19/1/2007: ÂDETLİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER (Kadınlar İçin) 19/1/2007: Kur’ân-ı Kerim’de “Sünnet”in Bazı Anlaml 19/1/2007: Kelime'i Tevhid'in Manası 19/1/2007: Hıristiyanlar,Yahudiler ve AB 19/1/2007: Ana Gibi Yâr Olmaz 19/1/2007: AHİRET GÜNÜ 19/1/2007: AHDE VEFA 18/1/2007: ADEM (AS) 18/1/2007: KİM AVRUPA BİRLİĞİNE GİRMEK İSTER? 18/1/2007: ANNE OLMAK ŞEREFİ 18/1/2007: Tesettür, Kadının İffetini Korur: 18/1/2007: İSLAM’DA KADININ DEĞERİ 17/1/2007: 2.Abdulhamid'in Petrol Haritası 16/1/2007: Yalancı Müslüman (şiir) 16/1/2007: Türkiye Fiilen İşgal edilmiştir.(Şiir) 16/1/2007: BLOK YÖNETİCİLERİNE TEŞEKKÜR EDERİM 16/1/2007: Hayız-Nifas,Kadınların Özel Halleri 15/1/2007: Fayda Vermeyen İlimden Allaha Sığınırım 15/1/2007: VURAN İNSAN DEĞİL, 14/1/2007: NUSAYRİLİK,Batıl ve Siyasi bir Oluşumdur. 14/1/2007: KAFİRLER, AHLAKSIZ VE İNKARCI İNSAN YETİŞTİRİRLER" 14/1/2007: KIY... Devamı

Linkler (Yıl 2006)

2010-03-10 19:00:00

  Arşiv'den Alınmıştır http://mehmetselimpolat.blogcu.com/archive/2006/12 - Kafirleri dost edinenler - TÜRKİYEDE YAS İLAN EDİLMELİDİR - SADDAM KURBAN EDİLDİ8Noel bayramını kutlamayız) - Müslümanın Liderini Müslümana İdam ettirdiler - CUMA VE BAYRAMIN AYNI GÜNE RASTLAMASI - MENASİK - KURBAN - Önce Anne - Ana Duâsı: - Çocuk Terbiyesinde Anne: - Ana Gibi Yâr Olmaz - Anne Olmak Şerefi - Kur'ân İslâm'ın Anayasasıdır: - Hadis-i Şerif Lugatı - İMTİHAN - İMÂN VE İSLÂM'IN FAZİLETİ - La İlahe İllallah’ın Dindeki Yeri Ve Önemi - İMANIN HAKİKATI - ŞİİRLER, (sesli dinleyiniz) - Süleymanname (şiir) - Yalan'ın Mübah Olduğu Yerler - Yalan Hakkında HADİS - ŞEFAAT - EMANETE HİYANET (sesli) - ZULÜM (sesli) - Camiilerin ayak altında çiğnenmesi - Namazı Kıldınızmı? - Dost edinmek-(Sesli) - DİN - Kıyam et - FERDİN KARAKTER EĞİTİMİ - FERD OLARAK İNSAN - EHL-İ KİTAP - FETULLAH GÜLENİN ÖTEKİ YÜZÜ - DOĞRU SÖZ - DOĞRULUK - BAŞÖRTÜSÜ - ÇEKİŞME-İHTİLAF - MÜSLÜMANA YAPILAN ZULÜM - ALLAH SEVGİSİ - Hacerül esved taşı.Öpmek şirk değilmi?. - Her Şey Zıttıyla Bilinir - Namaz Kılmamanın Hükmü - CUMARTESİ-Yahudilerin İmtihanı - On Emir - İlim-Araştırma-Bilgi - İçki - Husûmet - Hüküm Allahındır - Namaz Fuhşiyatı Önler - Mü'minler Onlardır ki - Duaya Cevap - Âmentü - Akıl Hastalığı - Ahdi Cedid - Ahd-i Atik - Arefe - Ahd - A'raf - İslamın Dışına Çıkmak - İslam Adına Cinayet İşliyorlar - Cennet Ucuz Değil,Cehennem Lüzumsuz Değil - Kıymetli Sözler - Abdullah Öcalan ve Doğu Perincek İlişkisi ve Gizli Dosyalar - Yolda Üç Kişi - Çuvalla Oğlum Çuvalla,Osma... Devamı

Kelime-i Tevhid'in Şartları

2010-03-09 18:50:00

La İlahe İllallah’ın Şartları Aşağıdaki yedi şart yerine getirilmediği taktirde “La İlahe İllallah” kelimesi söyleyen kişiye fayda vermez. 1. İlim: “La İlahe İllallah” ın manasını bilmektir. Bu kelimenin başlangıcı inkar, devamı ise tasdiktir. ‘La ilahe’ inkar, ‘illa’ istisna edatı, ‘illallah’ ise istisna edatıyla beraber ispattır. Bu söz, Allah’ın (c.c.) dışındaki bütün ilahları ortadan kaldırmaktadır. Bu kelimeyi manasını bilmeden söylemek, kişiye fayda vermez. Çünkü bu kimse bu kelimenin neye delalet ettiğini bilip buna inanamaz. Bunun durumu yabancı bir dili konuşup bir şey anlamayan kimse gibidir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.” (Muhammed: 47/19) “Ancak bilerek hak için şehadette bulunanlar bundan müstesnadır.” (Zuhruf: 43/86) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim ‘La ilahe illallah’ın manasını bilerek ölürse Cennete girer.” (Müslim, İman: 10.)  “La İlahe İllallah” ın manası; ‘Allah’tan başka kendisine kulluk edilecek hiç kimse yok’ demektir. İbadet; Allah’ın (c.c.) sevdiği ve razı olduğu bütün gizli ve açık ameller ve sözlerdir. 2. Yakin: “La İlahe İllallah” ın kemalidir. Yakin, şevk ve şüpheyi giderir. Allah(c.c.) şöyle buyuruyor: “Müminler ancak, Allah’a ve Rasûlü’ne iman edip, sonra da imanlarında şüpheye düşmeden Allah yolunda malları ve canları ile cihat eden kimselerdir. İşte sadıklar onlardır.” (Hucurat: 49/15) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet ederim, Allah’ın huzuruna bu ikisinde şek etmeden çıkan kimse... Devamı

BATIL ŞİA FIRKASI

2010-03-09 07:24:00

ŞÎA  Hz. Peygamber'in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olup nass ve tayinle gerçekleşeceğini iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adı. Şîa kelimesi Arapcada şe-ye-a kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve yardımcı olan manalarına gelen bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm'de değişik yerlerde geçen bu kelime (bk. el-En'am, 6/65, 159; el-Hicr, 15/10; Meryem, 19/69; el-Kasas, 28/4, 15; er-Rûm, 30/32; Sebe, 34/54; el-Kamer,54/-51; es-Saffât, 37/83) Arapçada daha çok taraftar anlamında kullanılmıştır. Genel olarak halife Osman b. Affan'ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olaylarda Ali b. Ebi Talib tarafını tutan, onunla birlikte düşmanlarına karşı savaşan ve mücadele edenlere Ali b. Ebi Talib'in taraftarları (Şatu Ali b. Ebi Talib) denildiği görülmektedir (eş-Şehristan, el-Milel ve'nNihal, I, 146). Şîa kelimesinin bu manada kullanılışı genel olarak Hz. Hüseyin'in 10 Muharrem 61/10 Ekim 681 tarihinde Kerbelâ'da şehid edilişinden sonraya kadar devam etmiştir. Kerbelâ hadisesinden bir süre sonra Şîa kelimesi bir terim olarak Emevilere karşı Hz. Hüseyin'in intikamını almak, Hz. Ali ve soyunun haklarını aramak, onun nesline yardım etmek için bir araya gelenleri ve onlara taraftar olanları ifâde etmeye başlamıştır. Şîa'nın ne zaman doğduğu konusu oldukça ihtilaflıdır. Şii kaynaklar, Hz. Peygamber zamanında, Ali b. Ebî Talib'i diğer sahabelerden üstün gören ve onu halifeliğe en layık sahabi olarak kabul eden Ebu Zer el-Gıfarî, Selmân el-Farisî, Mikdad b. el-Esved gibi ashabın ilk şiîler olduğunu, bu bakımdan Şîa'nın Hz. Peygamber devrinde doğduğunu belirtmektedir (bk. En-Nevbaht, Firaku'ş-şîa, Ne... Devamı