BU HAİNLERE KİM FIRSAT VERDİ?

2010-09-07 20:56:00

Türkiyede PKK yi Şımartan Hükümetlerdir. Kanla beslenen parlementer,iktidar ve muhalefetiyle sorumludur. Oylarımı Çürütecağım. Devamı

İhanetin Belgesi

2010-09-07 20:38:00

İktidar ve Muhalefet Kanla besleniyor. Oylarımı Çürütecağım. BU KÖPEĞİ İDAM ETMEYEN YASA,ya  EVET veya HAYIR DENİLMEZ. PKK,ya yardım ve yataklık yapanlar ve dandik yasalar ortadayken. Hala referandumdan bahsedebilirmisiniz? Baydemire,HAYDİ SİKTİR OL GİT SOYTARI ,Diyorum. Devamı

Ne Ğem Yersin?

2010-09-02 22:40:00

Ne ğem yersin behey asi günahkar. Dilde hak kelamı Kur'anımız var. Mahvedip isyanım,Tevbe istiğfar. Biz ehli tevhidiz,İmanımız var.   Sünnileriz Beytullah yaparız. Beş vakit secde eder toprak öperiz. Binbir adlı bir Subhana taparız. Günahım bağışlar,Yezdanımız var. Sancağı elinde,Ashab yanında. Gahi sırat,gahi mizan önünde. Yarın kıyamette,mahşer yerinde. Şefaat sahibi,Sultanımız var. Kalbimiz Mücella gümüşten pakdır. Halıkımız birdir,şüphemiz yoktur. Biz Muhammediyiz,Dinimiz hakdır. Firdevsi âlâda,Seyranımız var. Yunus Emre ... Devamı

La İlahe İllallah’ın Şartları

2010-08-27 02:20:00

  La İlahe İllallah’ın Şartları Aşağıdaki yedi şart yerine getirilmediği taktirde “La İlahe İllallah” kelimesi söyleyen kişiye fayda vermez. 1. İlim: “La İlahe İllallah” ın manasını bilmektir. Bu kelimenin başlangıcı inkar, devamı ise tasdiktir. ‘La ilahe’inkar,‘illa’ istisna edatı, ‘illallah’ ise istisna edatıyla beraber ispattır. Bu söz, Allah’ın (c.c.) dışındaki bütün ilahları ortadan kaldırmaktadır. Bu kelimeyi manasını bilmeden söylemek, kişiye fayda vermez. Çünkü bu kimse bu kelimenin neye delalet ettiğini bilip buna inanamaz. Bunun durumu yabancı bir dili konuşup bir şey anlamayan kimse gibidir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.”(Muhammed: 47/19) “Ancak bilerek hak için şehadette bulunanlar bundan müstesnadır.”(Zuhruf: 43/86) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim ‘La ilahe illallah’ın manasını bilerek ölürse Cennete girer.” (Müslim, İman: 10.) “La İlahe İllallah” ın manası; ‘Allah’tan başka kendisine kulluk edilecek hiç kimse yok’ demektir. İbadet; Allah’ın (c.c.) sevdiği ve razı olduğu bütün gizli ve açık ameller ve sözlerdir. 2. Yakin: “La İlahe İllallah” ın kemalidir. Yakin, şevk ve şüpheyi giderir. Allah(c.c.) şöyle buyuruyor: “Müminler ancak, Allah’a ve Rasûl&uu... Devamı

Tâğût Nedir?

2010-08-24 02:34:00

Alimlerin Tağut Hakkındaki Sözleri: İbni Cerir Taberi şöyle dedi: “Bana göre tağuta verilecek en doğru mana; Allah (c.c)’a karşı haddini aşan ve Allah (c.c)’tan başka kendisine zorla veya gönüllü itaat edip bağlanılarak ibadet edilendir. Kendisine ibadet edilen bu varlık bir insan olabileceği gibi şeytan, put veya herhangi bir şey de olabilir.” (Taberi Tefsiri) İmam Kurtubi şöyle dedi: “Tagut; kahin, şeytan ve sapıklıkta öncü olan kimselerdir.” (Kurtubi Tefsiri c: 3 s: 282) Kurtubi bir başka yerde şöyle dedi: “Tağutu reddedin”, demek; “şeytan, kahin, put ve bunlar gibi Allah (c.c)’tan  başka ibadet edilen ve sapıklığa çağıran herşeyi terkedin” demektir.” (Kurtubi tefsiri c: 9 s: 10) İbni Teymiye şöyle dedi: “Tağut Fa’lut kalıbında olup tugyandan türemiştir. Tuğyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulüm ve haksızlıktır. Allah (c.c)’tan başka kendisine ibadet edilen kişi, eğer buna razıysa tağut olmuştur.(Tagutun tarifiyle ilgili burada sınır konulmasının sebebi Allah (c.c)’tan başka kendilerine ibadet edilen nebi ve salih kişileri istisna etmek içindir. Zira onlar, hiç bir şekilde kendilerine ibadet edilmesine razı değildirler. Bu sebeble onlar tagut olarak isimlendirilmezler. Fakat bu kimselere ibadet eden kimseler reddedilir ve tekfir edilirler.) Bu sebeble Rasulullah (s.a.s), putları tağutlar olarak isimlendirmiştir. Sahih bir hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi: “Tağutlara ibadet edenler (ahiret gününde) tağutların peşine düşerler.” Allah (c.c)’a isyan konusunda, hidayet ve hak dinin dışında, kitab ve sünnete muhalif olarak kendisine itaat edilip, bağlanılan her yol tağuttur. Bu sebeble Allah (c.c)’ın kitabı dışında hüküm veren ve kendisi... Devamı

İbadet Nedir?

2010-08-24 02:18:00

    İbadet, Allah'a tazim ve saygı göstermek ve onun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.             NİÇİN İBADET EDİYORUZ?    Bizi yoktan var eden ve yaşatan Allah'tır. Yüce Allah; Vücudumuzu, gören gözler, işiten kulaklar ve konuşan dil gibi mükemmel organlarla donattı. Diğer canlılardan farklı olarak bize akıl verdi ve varlıklar arasında seçkin bir duruma yükseltti. Bunlardan başka, yaşayabilmemiz için teneffüs ettiğimiz havadan, içtiğimiz suya kadar sayısız nimetler verdi.    Ayrıca bizi yalnız bırakmadı, Peygamberler ve kitaplar göndererek dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösterdi. Bütün bu iyiliklere karşılık Allah bizden kendisini tanımamızı ve ona ibadet etmemizi istemektedir. Şöyle bir düşünelim: Çok iyiliğini gördüğümüz bir büyüğümüze karşı saygı gösterir iyiliklerine teşekkür ederiz. Bize bir görev verse seve seve yaparız değil mi?.    Öyle ise, bizi yoktan var eden ve sayılamayacak kadar nimetler veren Yüce Allah'a karşı teşekkür etmek ve emrettiği ibadetleri seve seve yapmak gerekmez mi? Elbette gerekir.    Yaradılışımızın gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir, ibadet görevlerini yaptığımız takdirde hem Allah'ın verdiği nimetlere karşı teşekkür borcunu yerine getirmiş oluruz, hem de onun sevgisini kazanırız. Eğer biz Allah'a karşı ibadet vazifelerini yerine getirir, onun sevgisini kazanırsak, Allah, bize dünyadaki nimetlerinden çok daha fazlasını ahirette verecek ve bizi cennette sonsuz mutluluğa kavuşturacaktır.  İBADET...!                              meh... Devamı

Demokrasi ve Seçimler

2010-08-24 00:42:00

Demokrasi ve Seçimler Leh ve aleyhindeki hükümleri bilmekle mükellef olan müslümanlar ülke gündemini bir hayli meşgul eden seçimler hakkında da konumlarını bilmek durumunda ve net tavırlarını göstermek zorundadırlar.Evet, seçimlere katılmanın hükmü nedir? Müslümanım diyenler seçimlere katılabilirler mi ; katılamazlar mı? Bunlar ve benzeri sorulara verilecek cevaplar doğrultusunda uygun davranışlar sergileyebiliriz.Öncelikle göz önünde bulundurulması gereken husus şudur ki, bizler hayata bakış açısından kaynak olarak Kuran, Sünnet, Kıyas ve icmayı bilir bunlardan çıkarılabilecek hükümlerle hareket ederiz. Bunlardan başkasını aramıyoruz, arayanlarsa derin bir sapıklık içindedir.   Bulup buluşturdukları kendisinden Kabul edilmeyecek ve dahi cehenneme götüren bir pasaportu olacaktır. Demokraside temel şey, insanlar tarafından kanunlar çıkartmak ve buna göre onları bu kanunlara göre yönetmektir. Bu kanunları çıkartacak ve uygulayacak kimseleri halka seçtirirler. Hem de bunu uygularken baskı yaparak seçime insanların gitmesini zorlarlar. Onlara ceza verirler. Böylece insanlar hürriyetlerini serbestçe kullanmış olurlar.!! Hem de devletin kabul ettiği ilke, fikir ve kanunlar dışında kesinlikle seçime katılmaya müsaade yoktur, kim başka ilke ve fikre çağırıp seçime katılmak istiyorsa önlenir ve cezalandırılır. Türkiye’de diğer Batı devletleri gibi bu uygulamaları yapmaktadır.   Biri İslam’a çağırarak seçime katılmak istiyorsa önlenir ve cezalandırılır. Her zaman seçim oluyor, fakat Atatürk ilkeleri ve Batı temel kanunları değişmiyor. Bunları değiştirmeye kalkışmak yasaktır. Öyleyse Yılmazı seç, yada Ecevit’i seç,Tayyib i se&cc... Devamı

OKUYUP İMAN EDİNİZ

2010-08-17 23:12:00

  (TEVBE suresi 23. ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Ey iman edenler!  Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa,  Babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin.  Sizden kim onları dost edinirse,  İşte onlar zalimlerin kendileridir. (MÂİDE suresi 51.ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ Ey iman edenler!  Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.  Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.  Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. (BAKARA suresi 120.ayet)  وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.  De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.  Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, Andolsun ki,  Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. Bayrağı ve Yazıyı Tıkla >>Ana Gibi Yar Olmaz Şimdi En büyük Düşmanımız,Haççolardır. https://sites.google.com/site/di... Devamı

Kur'an Okunmaz?

2010-08-17 22:57:00

Ölülere Niçin Kur'an Okunmaz? El-MUĞNİ  وقال الشافعي‏:‏ ما عدا الواجب والصدقة والدعاء والاستغفار لا يفعل عن الميت ولا يصل ثوابه إليه لقول الله تعالى‏:‏ ‏{‏وأن ليس للإنسان إلا ما سعى‏}‏ [النجم: 39]. وقول النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏:‏ ‏(‏إذا مات ابن آدم انقطع عمله إلا من ثلاث‏:‏ صدقة جارية‏,‏ أو علم ينتفع به من بعده أو ولد صالح يدعو له‏)‏  Hediyetül Alaiyye,(Henefi Fıkhı) KUR'AN NEDİR? ألقرآن الكريم هو دستور الحيوت الأحياء, لا للأموات. Kur’anı kerim insanlar için bir dustur(ana yasa)dır.Ölüler için değil. Ancak mu’tadar,yani ölmek üzere olan veya hasta olan insanlar için okunur ve faziletlidir. (Etterğib-vetterhib) أخذوا الأجرة على الذكر وتلاوة القرآن فهو حرام - هدية العلائية. Kur’an ve zikir için ücret almak haramdır. (Hediyetil alaiye-Hanefi) https://sites.google.com/site/dindensapmalar/ ... Devamı

Said-i Nursi Diyor ki

2010-08-17 22:49:00

Said-i Nursi Diyor ki: ”Bir tek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâm’ın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları imana dâvet ediyorum.,,  (Şuâlar, s. 427),, ... Devamı

Çağdaş Sapıklar

2010-08-06 08:11:00

  TIKLA.. Bunlar Medeni(!),Çağdaş,Sapıklar. "http://www.vidomodo.com/play.video.php?id=393"   Bunlar,Öldükleri zaman,Camiye götürüp musalla taşına götürüp,İmamın başına musallatEtmemelidirler. Islık çalarak,El çırparak,çıplak bir şekilde,cahiliye dönemi gibi ibadet etmelidirler... Bunların cenaze namazı kılınmaz,bunlara hayırlı dua edilmez.Bunlara Kur'an okunmaz.Bunlar öldüğü zaman,meyhaneye,kerhaneye,layık oldukları yere götürmeleri gerekir. ... Devamı

LAĞIM KANALLARI

2010-07-28 00:14:00

  LAĞIM KANALLARI İskender Ali Evrenesoğlu,(Sahte Peygamber) http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/content.php&contentid=18 Televizyonlar http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/articles.php&contentid=1 Misyonerler http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/articles.php&contentid=9 Medeni Canavarlar http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/articles.php&contentid=14 Çanakkaleyi Geçtiler. http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/articles.php&contentid=17 Mescidi Aksa Gerçeği. http://ozel.ravda.net/include.php?path=content/articles.php&contentid=2   http://sites.google.com/site/dindensapmalar/kardeslik ... Devamı

Domuz Eti Neden Haramdır?

2010-07-28 00:07:00

  Domuz eti İMTİHANIN GEREĞİ  Bir şeyin helal veya haram olması, Allah'ın emrine tabidir. Allah bir şeye "helal" derse helal, "haram" derse haram olur. Yani din bir imtihandır, insanlara yapılan bir tekliftir. Cenab-ı Hak, cennete layık bir duruma getirmek için, insanları imtihana tabi tutuyor. Bu sebeple, bazı emir ve yasaklar koymuştur. Esas olan da bu emir ve yasaklara uymaktır. Bu prensiplerin gerek insanın şahsi hayatına, gerekse cemiyet hayatına pek çok faydaları vardır. Dolayısıyla bunlar, o emir ve yasağa daha şuurlu olarak riayet etmemizi sağlıyor. Dinimizin yasakladığı hususlardan birisi de, domuz etidir. Bu yasaklamanın, pek çok hikmeti vardır. Biz, burada sadece birkaçına işaret etmeğe çalışacağız. ZEHİRLİ MADDELER  - Domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer. Böylece kan, yağ tanecikleriyle dolmuş olur. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb infaktüsüne sebep olur. - Ayrıca, domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışmaları icap eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişerek, adeta domuza benzer. Bu sebeple, bu hastalığa "domuz hastalığı" (skrofuloz) adı verilir. Hastalığın ilerlemesi halinde, bütün lenf bezleri cerahatlenerek şişer. Ateş yükselir, ağrı başlar ve tehlikeli bir durum ortaya çıkar. FAZLA MİKTARDA KÜKÜRT - Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu, kükürt yönünden çok zengindir. Bu sayede, vücuda... Devamı

BÖYLE HOCALAR LAZIM

2010-06-01 10:13:00

Tıkla>>  BÖYLE HOCALAR LAZIM ... Devamı

Bunlar CHP'nin Sapıkları

2010-05-30 16:46:00

KADINLAR CHP'den yeni çarşaf açılımı http://www.youtube.com/watch?v=9nKehN6AMKg&feature=player_embedded   Bizim kafamızdaki muhtarlar!!! ÜNIVERSITELI KADINLAR DERNEĞI TOPLANTISI YÜKLEYEN YUCIN_TXT. - WATCH THE LATEST NEWS VIDEOS. http://ahlak.bloggum.com/yazi/bunlar-chpnin-sapiklari.html?sms_ss=facebook ... Devamı

ANA ve BABA HAKKI

2010-05-29 13:22:00

EBEVEYNE İYİLİK  (Kütübü Sitte) 152 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaâde kim hak sâhibidir?" diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Annen!" diye cevap verdi. Adam: "Sonra kim?" dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine: "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim?" Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu dördüncüyü: "Baban!" diye cevapladı." Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1, (2548).  153 - Küleyb İbnu Menfa'a ceddi bulunan Küleyb el-Hanefi (radıyallahu anh)'den anlattığına göre, kendisi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek sormuştur: "Ey Allah'ın Resûlü kime karşı iyilik yapayım?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı vermiştir: "Annene, babana, kızkardeşine, oğlan kardeşine, bunu takip eden azadlına. Bu iyiliği de, üzerine vâcib olan bir hakkın ödenmesi, yani, sıla-ı rahmin yerine getirilmesi olarak yapacaksın. (Nafile, ihtiyarî, hasbî bir davranış tatavvu grubuna giren bir amel olarak değil)" Ebu Dâvud, Edeb 129, (5140).  154 - Behz İbnu Hakîm babası tarikiyle dedesi Mu'aviye İbnu Hayde el-Kuşeyrî (radıyallahu anh)'den naklediyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e: "Ey Allah'ın Resûlü, kime iyilik yapayım? diye sordum. Bana: "Annene" dedi. "Sonra kime?" diye tekrar ettim. "Annene" dedi. "Sonra kime?" dedim. "Annene" dedi. "Sonra kim... Devamı

Örtünmek İslâmın Emridir

2010-05-29 00:38:00

  BAŞÖRTÜSÜ ve ÖRTÜNME* İslâmiyet’ten önce Araplarda örtünme adeti yoktu. Kadına saygı gösterilmez, kadınlar da erkeklerden sakınmazlardı. Başörtülerini enselerine bağlar veya geriye doğru bırakırlardı. Yakaları önden açı lır, boyunları ve gerdanlıkları ortaya çıkar, süsleri gözükürdü. Erkek lerin ilgisini çekmek için süslenen, açık saçık kıyafetler giyinen, ba­kışlarıyla ilgi toplamaya çalışan düşük ahlaklı kadınlar da vardı.[1] Ev lilik dışı ilişkiler peşinde koşan bir kısım erkekler, kadınların arka sına takılır ve onları zan altında bırakırlardı.[2] Örtünme ile ilgili emirler Ahzab Suresi ile Nur Suresi’ndedir. Her iki surenin de Medine-i Münevvere’de indiği hususunda tam bir görüş birliği vardır.[3] İslâm’ın bir çok emir ve yasağı gibi örtünme emri ile buna ilişkin yasaklar da Medine-i Münevvere’de gelmiştir.  Kadınlar Medine-i Münevvere’de de günahkâr erkekler tarafın dan rahatsız ediliyorlardı. Durum Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’e şikayet edilince Ahzab Suresi’nin 59. ayeti nazil oldu.[4] “Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtünsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.” Cilbab, kadınların evlerinden çıkar ken üstlerine aldıkları, başörtüsünden büyük bir örtü ya da büyük bir başörtüdür. Bu husus ileride tekrar ele alınacaktır. Bazı kadınlar cilbab başları üzerine, bazıları da omuzlarına atar lar. İki ucu bir biri üzerine sıkıca örtülmezse kadının sa&c... Devamı

Bunlar Gerçek Olabilirmi?

2010-05-24 09:58:00

  Bunlar gerçek olabilirmi?. Hayvanların devasa taş heykelleri tabiimidir?,yapmamıdır?. Tıkla>> Görünüm veya İndir hepsigerçek.pps 23 May 2010 23:46 tarihinde mehmet selim polat tarafından (sürüm 1) 351 k   ... Devamı

KÜFÜR'ün ORTAK Mücadelesi

2010-05-22 21:04:00

  ÇEŞİTLİ KÜFÜR ÖNCÜLERİNİN ORTAK MÜCADELESİ ŞEYTAN: (Araf 14)- İblis: Bana kıyamete kadar ömür ve mühlet ver, dedi. (15)- Allah da: Sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. (16)- İblis: Öyle ise beni azdırmana karşılık yemin ederim ki insanoğullarını saptırmak için muhakkak senin doğru yoluna oturacağım, vesvese verip, pusu kuracağım. (17)- Sonra onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım, sen de çoğunu şükrediciler bulamayacaksın, dedi. (A’raf 20)- Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti, dedi. (21)- Ve onlara: Elbette ben size öğüt verenlerdenim, diye de yemin etti. (22)- Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı ( önceki mevkilerinden indirdi )… Şeytan, Âdem ve Havva’ya; “ Ben sizin iyiliğinizi istiyorum. Bu ağaçtan yerseniz ya ebedileşir ya da melek olursunuz ” diyerek kandırmıştır. Günümüzde de iyiliğini istiyorum diyerek aynı metot uygulanmaktadır. (Haşr 16)- ( Yahudileri kandıran münafıkların durumu da ) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana " İnkâr et " dedi, ( insan ) inkâr edince de: Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabb'i Allah'tan korkarım! dedi. (İbrahim 22) - ( Hesapları görülüp ) iş bitirilince şeytan diyecek ki şüphesiz Allah size gerçek olanı vaat etti, ben de size vaat ettim ama size yalancı çıktım, zaten benim size karşı bir gücüm yoktu, ben sadece sizi ( inkâra ) çağırdım siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin kendinizi yerin, ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz b... Devamı

Bâkînin âyineleri Bâkînin rengini, hükmünü alması...

2010-05-22 10:01:00

  Bâkînin âyineleri Bâkînin rengini, hükmünü alması ve bir nevi bekàya mazhar olması ne demektir? ayna parçası yüzünü Güneşe çevirdiği sürece, içinde bir Güneş daimi olarak kendini gösterecektir. Ama bir taş parçasının içinde Güneş yoktur. Zira taş parçası ayna olma özelliği kazanmamıştır.  İşte insan da taş gibi değil ayna gibi olmalıdır. Nitekim bir hadisi kudside mealen; "Ben yere ve semavata sığmadım, mümin kulumun biricik kalbine sığdım."  ifadesi de mümin kalbinin ayna özelliği kazandığını bize ifade etmektedir. Ona ayna olmanın yolu da Onun muhabbetini kazanmaktan ve marziyatını yerine getirmekten geçer. Yani onun istediği gibi yaşamamızdan geçer. Nitekim Üçüncü Lem'a'nın son cümleleri de bize bunu öneriyor. Şöyle ki:  "Şu mesele münasebetiyle deriz: Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü bâki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır; Bâkî-i Hakikînin yoluna sarf ediniz. Çünkü Bâkîye müteveccih olan şey, bekànın cilvesine mazhar olur..." "Madem her insan gayet şiddetli bir surette uzun bir ömür ister, bekàya âşıktır. Ve madem bu fâni ömrü bâki ömre tebdil eden bir çare var ve mânen çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür. Elbette, insaniyeti sukut etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve o imkânı bilfiile çevirmeye çalışacak ve tevfik-i hareket edecek." "Elhasıl: İnsan çendan fânidir; fakat bekà için halk edilmiş ve bâki bir Zâtın âyin... Devamı

Bir Nevi İken, Binler Nevi Hükmünde Yaratmak Ne Demektir?

2010-05-22 09:36:00

Bir Nevi İken, Binler Nevi Hükmünde Yaratmak Ne Demektir?   Allah kainatta tasarruf ederken, hem kudretini, hem mükemmel sıfatlarını göstermek için, az bir şeyin eli ile çok şeyleri verdirir; bir sayfaya, kitabı sığdırıyor. Tek bir şeye yüzlerce vazife takar.  Mesela bir karaciğere, tıbbın beyanı ile, dört yüz vazife takar. Bir ağaç ile, tonlarca meyve verdirir. Yüz gramlık göze, ciltlerle yazılsa bitmeyen ilim ve hikmet takar.  Şayet bunları tersi ile yapsa idi, yani bir karaciğer yerine, dört yüz vazife için ayrı ayrı karaciğer veya farklı organlar yaratsaydı,  her meyve için bir ağaç yaratsa idi, bahçeden üç beş kilo meyve yemek için, sayısız ağaçlar dikmek gerekecekti.  İşte, kainatta hiçbir şey eşit yaratılmamış. Her vazifeyi görecek ayrı ayrı şeyler yerine, çok vazifeleri görecek bir şey yaratmış.  İnsanlıkta da durum aynıdır. İnsanın bir ferdini, Allah öyle bir donatmış ki, sair türlere bedel yaratmış. Allah, insana çok hissiyat ve cihazlar vermiş ve  duygularına sınır koymamış ki, çok makam ve mertebeleri elde edebilsin ve kainatın halifesi ve neticesi olduğunu gösterebilsin. Yani, Allah, bir insan ile çok mahsulat kaldırsın ve çok maksatları tahakkuk ettirsin. Bu yüzden insanı kayıt altına alıp, sınırsız duygularını susturmak imkansızdır. Materyalist felsefenin mutlak eşitlik kanununu, yani sınıfsız toplum düşüncesi insanın fıtratı ile çelişiyor, uyuşmuyor. İnsan gibi cami ve geniş ve sınırsız duygu ile donatılmış bir varlığı, eşitlik ile kayıt altına almak ve her insan, fazilet ve kabiliyetçe aynıdır, demek, taptıkları tabiatın kanununa aykırıdır. Allah, her insanı diğer türlerin üstünde yarattığı gibi, insanlar arasında da bazı insanl... Devamı

HAC İBADETİ

2010-05-20 14:50:00

HAC İslâm'ın temel ibadetlerinden biri. Arafat'ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Kâbe-i Muazzama'yı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan ve İslâm'ın şartlarından birisini teşkil eden ibadet. Hac, HCC kökünden bir mastar olup; müslümanlara göre, bir farzın edası, hristiyanlara göre ise ibadet ve teberrük amacıyla mukaddes toprakları ziyaret etmek, demektir. Kur'an-ı Kerîm'in 22. suresinin adı da "Hac Suresi"dir. Hac ibadeti maksadıyla ziyaret edilecek olan yerler; Kâbe, Arafat ve çevresidir. Zamanı ise hac ayları diye isimlendirilen; Şevval, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır. Hac'da her fiil için özel zamanlar vardır. Ziyaret tavafının, kurban bayramı sabahından, ömrün sonuna; Arafat'ta vakfenin ise, arefe günü zevalden, kurban bayramı sabahı şafak sökünceye kadar yapılabilmesi gibi. Diğer yandan bu büyük ziyarete hac niyetiyle ve ihramlı olarak yönelmek de gereklidir. Ebû Hureyre'den (ö. 58/677) şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah elçisine hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca şöyle buyurdu: Allaha ve Resullüne iman'. Sonra hangisi? denildi. Allah yolunda cihad', buyurdu. Sonra hangisi sorusuna ise; "mebrûr hac", cevabını verdi" (Buhârî, Cihad l; Hac, 4, 34, 102; Umre, 1; Müslim, İman,135,140; Tirmizî, Mevâkît, 13, Hac, 6,14, 88; Dârimî, menâsik, 8, Salât, 24, 135). "Umre, ikinci bir umreye kadar olan günâhlara keffârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir" (Nesaî, Hac, 3, Zekat, 49, İmân, 1; Dârimî, Menâsik, 7, Salât, 135; Tirmizî, Hac, 6; Ahmed b. Hanbel, I, 387, III,114, 412, IV, 342). Mebrûr hac; kendi... Devamı

Kadınlar'ın Örtünmesi

2010-05-17 10:18:00

Kadınlar yüzlerini de örtmeli midir? "Teberrüc" nedir?'' Bilindiği gibi kadınlara da erkeklere de bakışlarını "kısmaları" emredilmiştir. (24/30-31) Rasûlüllah Efendimiz (s.a.s.)"Bakışı bakışa ekleme"(Ebû Dâvûd, nikâh 43; Timizî, edep 28; Dârimî, rikâk 3; Müsned V/351, 353, 357) buyurmuşlardır. Cumhur (fıkıhçıların çoğunluğu) kadının yüzünün de avret olduğu görüşündedirler. Hanefilerin çoğunluğu kadının ellerinin ve yüzünün avret olmadığını, ancak fitne söz konusu olduğunda örtmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bir kısım Hanefiler ise cümhûra uyarak kadının ellerinin ve yüzünün de avret olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Meselâ Aliyyu'1-Kârî bunlardandır. Görüldüğü gibi fitne söz konusu olduğunda kadının ve özellikle genç kızların yüzlerini dahî kapatmaları konusunda ittifak vardır. "Fitne" onun, karşı cinsten olmaklığına duyulan cinsel arzudur. Bu bağlamda meselenin bir yönünden daha söz edilebilir ki, bu da "teberrüc" yasağıdır. "Teberrüc" kadının, elbise ya da vücudundaki güzelliklerini yabancı erkeklere arzetmesi demektir ve âyet-i kerime ile yasaklanmıştır.  ( 33/33 ) Süslü bir başörtüsü, alınmış kaşlar, allanmış yanaklar hep "teberrüc" cümlesindendir. Imdi bütün bu durumlara göre: Kadın, sesini kırıla döküle kullanmazsa, dış elbisesi dahi, müteberrüc olmazsa, dinleyenlere sürekli bakış imkânı sağlamakla fitneye (şehvetli bakışlara) sebep olmazsa, erkeklere hitap etmesi, konferans vermesi vb. caizdir denilebilir. Ancak bir sürü ... Devamı

NUSAYRİLİK ve ALEVİLİK

2010-05-17 01:32:00

NUSAYRİLİK Çoğunluğu Suriye'de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası.Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nisbeten bu ismin verildiğini ileri sürerler.  Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nisbeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadi fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nisbeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sık rastlanan bir durumdur. Batinî karakterli fırkalarda ortak olarak görülen husus, bunların genel olarak çift hayatları olmasıdır. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yaşadıkları ve yaşattıkları hayat seyri, diğeri de toplum içinde yaşamaları itibariyle toplumsal hayatlarıdır. İşte Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri taşımakla birlikte, batınî fırkalar arasında, önemli eserlerinden bir kısmı elde edilebilmiş ve dolayısıyla görüşlerine vakıf olunabilmiş fırkalardan birisi olma özelliğini taşımaktadır. Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyyenin onuncu imamı Ali en-Nakî'nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor;  onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu.  Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu.  Bir rivayete göre de, İbn Nusayr, İmamiyye'nin onbirinci imamı Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan'ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri, s. 143, en-Nevbahtî, Fırakuş-Şî'a, nşr. M.Sadık, Necef 1936, s. 193). Genellikle Suriye bölgesinde yayılmış bu... Devamı

Tâviz ve Uzlaşma

2010-05-14 00:01:00

İnsan Niçin Tâviz Verir?,Düşmanıyla Uzlaşmaya Girer? İnsanın niçin tâviz verme ihtiyacı hissettiğinin sebeplerini saymaya çalışalım: a- Ya dâvâsının prensiplerinde uzlaşmacılığa teşvik veya en azından ruhsat vardır.      Bu, müslümanın dâvâsı için kesinlikle geçerli değildir.  "Allah,  kâfirlere  mü'minlerin aleyhinde asla bir yol vermez." (4/Nisâ, 141)  "İzzet (şeref, güç ve kuvvet) Allah'ındır, Rasülü'nün ve mü'minle-rindir." (63/Münâfikûn, 8 ).     Ayrıca, tevhid kelimesinin "lâ" ile tanrılık iddia eden Allah'ın dışındakilere "hayır!" la başlaması;  yukarıda izah edilen peygamberimizin müşriklerin uzlaşma ve yardım tekliflerine kesin red cevabı vermesi ve"müşriklerin ateşiyle aydınlanmayınız" gibi açık nasslarla bu uzlaşmacı yolun tıkalı olduğu belgelenmiştir. b- Ya tâviz verdiği bazı parçalar, insan için fazla mühim olmayan, uğrunda zahmet çekmeye değmeyen, olmasa da olabilecek cinsten hafif değerlerdir.      Bu da müslümanın dâvâsı için düşünülemez. İslâm parçalanmaz bir bütündür. İslâm'ın bir esasını yok sayan, hafife alan kimse İslâm'ın dışına çıkar. İslâm'a hiç bir şey galebe çalamaz. Onun en küçük cüzüne, bir müslümanın bin kellesi olsa, tümünü gözünü kırpmadan feda edebilir/etmelidir.  En küçük İslâmî bir esas bile dünya nimetlerinin tümüne değişilemez. İslâ... Devamı

ALEVÎLİK NE DEMEKTİR?

2010-05-13 07:09:00

ALEVÎ-ALEVÎLİK Dördüncü halife Hz. Ali'nin soyundan gelen, onu diğer sahâbeden ve diğer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düşüncesi, ister açıkça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.)'ın vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren; imametin* onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan ve onu diğer sahâbeden üstün gören zümrelerin başlattığı fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çıkan" hareketin genel adıdır.  Bu fikir ve harekete katılanlar, Ali'ye (r.a.) uydukları ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafını tutan' anlamında "Şia"* denilmiştir. Şia, Alevîliğin ifade ettiği katılıktan daha mûtedîl bir kelimedir ve İslâm âlimleri Alevîlik için Şia'dan farklı olarak 'Râfıza' 'Ravâfız' tabirlerini kullanırlar.  İslâm tarihinde Hz. Peygamber'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi tanıyanlara, Ali'ye mensup, inancı bakımından, Ali taraflısı anlamında "Alevî" tabiri kullanıldı. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkının yendiğini, sahâbenin Hz. Peygamber'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, İslâm'a aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır.  Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi olduğunu şu sebeplere dayandırırlar:  Ali*, Hz. Peygamber'in tabii olarak varisiydi. O, İslam'ı ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcasının oğlu ve damadıdır. İslâm savaşlarının kahramanıydı. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed'in en yakın yardımcısıydı. Onun b&... Devamı

Hz.Aişe Anamdan Hadisler

2010-05-03 10:22:00

Hz.Aişe Anamdan Hadisler Giyim Ve Kıyafet  (İbnu Ebi Müleyke)  Hz. Aişe (ra)'ye: "Kadın (erkeğe mahsus) ayakkabı giyer mi?" diye sorulmuştu: "Resulullah (sav) kadınlardan erkekleşenlere lanet etti!" diye cevap verdi.  Ebu Davud, Libas 31, (4099)  Elbise Çeşitleri  (Abdülvahid İbnu Eymen)  Hz. Aişe'nin yanına girdim. Üzerinde kalın Yemen bezinden yapılmış fiyatı beş dirhem olan bir elbise bulunuyordu. Hz Aişe: "Gözünü cariyeme kaldır da ona bir bak! Zira o şimdi benim giydiğim şu elbiseyi evin içinde giymekten arlanır. Halbuki, Resulullah (sav) zamanında benim o (kaba kumaş)tan bir elbisem vardı. Medine'de zifaf için süslenen her kadın gelip o elbiseyi benden iareten alirdı."  Buhari, Hibe 34  Rü'yetullah - Allah'ın Görülmesi  (Mesruk)  Hz. Aişe (ra)'ye dedim ki: "Ey anneciğim! Muhammed (sav) Rabbini gördü mü?" Bu soru üzerine: "Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin üç hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur. Şöyle ki: Kim sana: "Muhammed Rabbini gördü" derse yalan söylemiş olur. (Hz. Aişe bu noktada, sözüne delil olarak) şu ayeti okudu. (Mealen): "Onu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder" (En'am 103). Devamla dedi ki: "Kim sana derse ki Muhammed yarın olacak şeyi bilir, yalan söylemiştir. Zira ayet-i kerimede (mealen): "Hiçbir nefis yarın ne kesbedeceğini bilemez" (Lokman 34) buyrulmuştur. Kim sana Muhammed'in vahiyden bir şey gizlediğini söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü ayet-i kerimede (mealen): "Ey Peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah'ın ris... Devamı

EHL-İ BEYT,Ne Demektir?

2010-04-23 18:50:00

EHL-İ BEYT Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ev halkı. Ehl-i Beyt, bir evde yaşayan aile fertleri, aile demektir. İslâm fıkıh terminolojisinde bir terim olarak Hz. Peygamber (s.a.s)'in hısımlarından kendilerine zekât verilmesi yasaklanan aile fertlerinin tamamını ifade etmek için kullanılmıştır. Bu anlamda ehl-i beyt; Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ailesi, Ca'fer, Âkil, Abbâs ve aileleridir. Şia'ya göre ise; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ailesi, eşleri ve çocuklarıyla Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (Sahih-i Müslim, II . 751-752; .IV, 1873). Rasûlullah (s.a.s.) ile ehl-i beyt'e de salât ve selâm getirmek müslümanların bir görevidir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 323). Ehl-i beyt terimi Kur'ân-ı Kerîm'de Ahzâb sûresindeki şu âyette açıklanmıştır: "Ey Peygamber hanımları, evlerinizde oturun; eski câhiliyedeki gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın, zekâtı verin;Allah'a ve Peygamber'e itâat edin. Ey Peygamber'in ev halkı, Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister" (el-Ahzâb, 33/33). Rasûlullah (s.a.s)'in eşlerinin, diğer bir deyimle mü'minlerin annelerinin ev halkından olduğu bu âyetten anlaşılmaktadır. Ayette, "Ey ev halkı" ifadesiyle onlar kastedilmektedir. Çünkü âyetin başında "Ey Peygamber'in hanımları" hitâbı vardır (Mevdûdî, Tefhîmu'l-Kur'ân terc. İstanbul 1983, IV, 370). Bu terim, bir adamın hanımlarını ve çocuklarını kapsamaktadır. İbn Abbâs, Urve b. Zübeyr ve İkrime bu âyetteki ehlü'l-beyt lâfzından Hz. Peygâmber (s.â.s)'in hânımlarının kastedildiğini söylemişlerdir. Hz. Ali ve ailesi de ehl-i beyt'tendir. Enes b. Mâlik'in riv&... Devamı

Mehdi Gelmeyecektir,ŞİA Saçmalığına Kanmayınız.

2010-04-23 18:12:00

  MEHDÎ Yol gösteren, hidayete eren, doğru yolu bulan, Allah tarafından kendisine rehberlik edilen kimse. Kıyamete yakın dönemde zulüm ve adaletsizliğin her tarafı kapladığı bir zamanda gelip yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İslâmı hâkim kılacağı söylenen Ehl-i beytten birisi. Mehdi, kelime olarak Arapça He-De-Ye kökünden ismi mef'ul olup hidayete ermiş, hidayet bulmuş kişi anlamını taşır. Mehdî'nin ahir zamanda çıkacağına ve insanları hayır ve adalete yönelteceğine dair ahad haberler mevcuttur. Hz. Peygamber (s.a.s)'den nakledilen İbni Mâce'de mevcut hadislere göre Mehdî'nin Ehl-i beytten olacağı bildirilmektedir: "Mehdî bizden, Ehl-i beyttendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdî, Fatıma evlâdındandır" (İbn Mâce, Fiten, 34; Dârimî, Mehdî, 1). "Biz Abdülmuttalib evlâdı Cennet ehlinin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdî" (Ebu Davud, Mehdî, 1; Tirmizî, Fiten, 52-53; İbn Mâce, Fiten, 34). "Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa, Allah zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i beytten birini gönderecektir" (Ahmed b. Hanbel, II, 117-118). Bu gibi hadislerin yanısıra diğer muhaddislerin hadis mecmualarında da bazı haberler mevcuttur. Bu hadisleri takviye edecek mütevatir derecede bir bilgi olmadığı gibi, bununla ilgili olarak Kur'ân-ı nass da mevcut değildir. Ayrıca Mehdî konusu Maturidî ve Eş'arî gibi Ehl-i Sünnet'in temelini oluşturan akaide dair eserler telif eden imamların eserlerinde işlenmemiş ve bu konu ele alınmamıştır. Ayrıca fer'i bir konu olduğundan ve ahad habere dayandığından dolayı bunu inkâr küfre sebeb olmadığı için ilk dönem ... Devamı

Şia,İmamların Dereceleri Peygamber Derecesinden Yüksektir

2010-04-23 10:19:00

İmamlarının mertebelerini kendisine vahy inen Resulullah (SAV)'ın mertebesinden üstün tutarlarken bunlarla bizim aramızda hangi yaklaşma mümkün olacak bilmiyoruz. Asırlar boyunca Şiilerin yüksek tabakasında olsun halk tabakasında olsun İslam hükümetlerine karşı eğer hükümet kuvvetli ise menfaat elde etmek için Takıyye inancını kullanarak mühim merkezlere geldikleri ve hükümet zayıfladığında veya hücum edildiğinde hemen aleyhine geçip düşman tarafına intikal ettikleri tarih boyunca Şiilerin her tabakasında mülahaza edilen şeylerdendir Abbasiler Emeviler aleyhinde ayaklanınca Şia'nın tutumu böyleydi. Hatta Abbasiler'in isyanı, Şiilerin teşvikleriyle olmuştu Aynı şeyi Abbasi devleti Hulagu tarafından tehdit edilince Abbasilere yaptılar İslam halifesine, müslümanların başkentine, ilim ve irfan merkezine karşı putperest Hulagu ile birleştiler. Şia alimlerinden En-Nusayr et-Tusi Abbasi halife Mutasım'a saçını başını yolarak methiyeler, şiirler yazarken çok geçmeden 655 senesinde hemen aleyhine geçmiş, İslam'ın Bağdad'da bir an önce yıkılmasını gözlemeye başlamış ve maalesef Hulagu'nun yanında yer alarak en ön safa geçmiş, Hulagu ile müslümanların boğazlanmasını kontrol etmiş ve İslam kitaplarının Dicle'de boğulmasına rıza göstermiştir. ... Devamı