İNANMAK,İman Etmek

2011-01-16 20:04:00

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ  Allah katında Hak Din İslâmdır.. *Ey iman edenler!,Müşrikler ancak bir Necistir.(pisliktir). (Tevbe Suresi/28.Ayet). ) *Yahudi ve Hıristiyanlar da Müşriktir. (Tevbe Suresi/29,30,31,32..)  *Dinlerine ve Milletlerine,uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (Bakara/120) *Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.Zira onlar birbirinin  dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar,onlardandır.Şüphesiz Allah,zalimler topluluğuna yol göstermez..(Maide/51) *Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın." (Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. (Ali İmran/73) ... Devamı

İSLÂMDA KADIN HAKLARI

2011-01-04 06:45:00

SORU: İslâm, kadına niçin hak vermiyor?. Erkeğin yanında niçin ikinci sınıfmuamelesi görüyor?. İkisinin eşit olması lazım değil miydi?. Mesela, niçinerkeğe iki miras, kadına bir miras veriliyor? Niçin şahitlikte iki kadın bir erkeğin yerini tutuyor? Niçin erkek dörde kadar evlenebiliyor?. CEVAP: Bütün bu soruları İslâmiyet hakkında bilgisi olmayanlar soruyor. İslâmiyet’i bir öğrenseler hayretlerinden akılları duracak ve sormayacaklar. Bir de bunlara, radyo, televizyon, gazete ve dergilerin İslâmiyet’i kötülemeleri eklenince tamamen İslâm’a düşman kesiliyorlar. Hemen şunu söyleyelim ki, İslâmiyet değil kadını korumamak (hak vermemek) hayvanları dahi korumuş, onlara ağır yük vurmak ve aç bırakmak suretiyle eziyet eden kimselere dünya ve ahirette ceza vermiştir. Yani İslâm hukukunda hayvanlara eza, cefa edenlere ceza vardır. Bu hususta bir hadis-i şerifi nakledelim. “Peygamberimiz (s.a.v), Ensardan bir adamın bahçesine girdi. Orada bir devebulunuyordu. Deve peygamberimizi görünce inledi ve gözlerinden yaş geldi.Peygamberimiz (s.a.v), deveye yaklaşıp (şefkat ve merhametinden) hörgücünü ve kulak arkasını okşadı. Deve, sesini kesti. Sonra Resul-ü Ekrem (s.a.v); — Bu deve kimindir, buyurdular? Ensardan bir genç: — Benim ya Rasulallah, dedi. Resul-ü Ekrem: — Allah’ın sana emanet ettiği bu deve hakkında Allah’tan korkuyor musun?.. Bak deve senin onun aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikayet ediyor. (1) Hayvanın hakkını veren İslâmiyet’in kadına verdiği haklara geçmeden, dünyanın ve yüzelli, ikiyüz sene öncesine kadar Avrupa’nın kadına bakış açısına bir bakalım. İslâmiyet’in geldiğ... Devamı

ŞERİAT,İSLAM DEMEKTİR

2010-12-23 10:03:00

(MÂİDE suresi 48. ayet) وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَـكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَآ آتَاكُم فَاسْتَبِقُوا الخَيْرَاتِ إِلَى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir. (CÂSİYE suresi 18. ayet) ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma. ... Devamı

MÜŞRİKLERİ SEVMİYORUM

2010-12-23 07:59:00

Bakara(*) Sûresinin 98 . Ayetinde Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır. Bakara(*) Sûresinin 168 . Ayetinde Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bakara(*) Sûresinin 193 . Ayetinde Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır. ... Devamı

La İlahe İllallah’ın Şartları

2010-08-27 02:20:00

  La İlahe İllallah’ın Şartları Aşağıdaki yedi şart yerine getirilmediği taktirde “La İlahe İllallah” kelimesi söyleyen kişiye fayda vermez. 1. İlim: “La İlahe İllallah” ın manasını bilmektir. Bu kelimenin başlangıcı inkar, devamı ise tasdiktir. ‘La ilahe’inkar,‘illa’ istisna edatı, ‘illallah’ ise istisna edatıyla beraber ispattır. Bu söz, Allah’ın (c.c.) dışındaki bütün ilahları ortadan kaldırmaktadır. Bu kelimeyi manasını bilmeden söylemek, kişiye fayda vermez. Çünkü bu kimse bu kelimenin neye delalet ettiğini bilip buna inanamaz. Bunun durumu yabancı bir dili konuşup bir şey anlamayan kimse gibidir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.”(Muhammed: 47/19) “Ancak bilerek hak için şehadette bulunanlar bundan müstesnadır.”(Zuhruf: 43/86) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim ‘La ilahe illallah’ın manasını bilerek ölürse Cennete girer.” (Müslim, İman: 10.) “La İlahe İllallah” ın manası; ‘Allah’tan başka kendisine kulluk edilecek hiç kimse yok’ demektir. İbadet; Allah’ın (c.c.) sevdiği ve razı olduğu bütün gizli ve açık ameller ve sözlerdir. 2. Yakin: “La İlahe İllallah” ın kemalidir. Yakin, şevk ve şüpheyi giderir. Allah(c.c.) şöyle buyuruyor: “Müminler ancak, Allah’a ve Rasûl&uu... Devamı

OKUYUP İMAN EDİNİZ

2010-08-17 23:12:00

  (TEVBE suresi 23. ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Ey iman edenler!  Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa,  Babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin.  Sizden kim onları dost edinirse,  İşte onlar zalimlerin kendileridir. (MÂİDE suresi 51.ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ Ey iman edenler!  Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.  Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.  Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. (BAKARA suresi 120.ayet)  وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.  De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.  Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, Andolsun ki,  Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. Bayrağı ve Yazıyı Tıkla >>Ana Gibi Yar Olmaz Şimdi En büyük Düşmanımız,Haççolardır. https://sites.google.com/site/di... Devamı

Kur'an Okunmaz?

2010-08-17 22:57:00

Ölülere Niçin Kur'an Okunmaz? El-MUĞNİ  وقال الشافعي‏:‏ ما عدا الواجب والصدقة والدعاء والاستغفار لا يفعل عن الميت ولا يصل ثوابه إليه لقول الله تعالى‏:‏ ‏{‏وأن ليس للإنسان إلا ما سعى‏}‏ [النجم: 39]. وقول النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏:‏ ‏(‏إذا مات ابن آدم انقطع عمله إلا من ثلاث‏:‏ صدقة جارية‏,‏ أو علم ينتفع به من بعده أو ولد صالح يدعو له‏)‏  Hediyetül Alaiyye,(Henefi Fıkhı) KUR'AN NEDİR? ألقرآن الكريم هو دستور الحيوت الأحياء, لا للأموات. Kur’anı kerim insanlar için bir dustur(ana yasa)dır.Ölüler için değil. Ancak mu’tadar,yani ölmek üzere olan veya hasta olan insanlar için okunur ve faziletlidir. (Etterğib-vetterhib) أخذوا الأجرة على الذكر وتلاوة القرآن فهو حرام - هدية العلائية. Kur’an ve zikir için ücret almak haramdır. (Hediyetil alaiye-Hanefi) https://sites.google.com/site/dindensapmalar/ ... Devamı

Said-i Nursi Diyor ki

2010-08-17 22:49:00

Said-i Nursi Diyor ki: ”Bir tek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâm’ın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları imana dâvet ediyorum.,,  (Şuâlar, s. 427),, ... Devamı

İNANÇ YÖNÜNDEN İNSANLAR

2008-04-21 18:12:00

İNANÇ YÖNÜNDEN İNSANLAR   İnsanlar inanç yönünden üç kısma ayrılır:  1) Mü'min: Allah'ın varlığına ve birliğine, Hazreti Muhammed (s.a.s.)'in Allah'ın Peygamberi olduğuna kalbi ile inanan ve bu inancını dili ile söyleyen kimselere "Mü'min" denir.  2) Münafık: Allah'ın varlığına ve birliğine, Hazreti Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğine kalbi ile inanmadığı halde, dili ile inandığını söyleyen kimselere "münafık" denir.  3) Kâfir: Allah'ın varlığına ve birliğine ve Hazreti Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğine kalbi ile inanmayan ve inanmadığını dili ile de söyleyen kimselere "Kâfir" denir.  Mü'min olanlar, cennette sonsuz ve mutlu bir hayata kavuşacaklar; münafık ve kâfirler cennete giremeyecek, inaçsızlıklarının cezasını cehennemde çekeceklerdir. Devamı

ORUÇ KEFFARETİ NE ZAMAN GEREKİR?

2007-05-24 22:24:00

Ramazan-ı şerifte oruç niyetini getirip özürsüz olarak kasden orucu bozmakla keffaret lazım gelir. Yani –varsa- bir köleyi hürriyete kavuşturmak, imkan yoksa ara vermeden iki ay oruç tutmak, buna da gücü yetmezse altmış fakire yemek yedirmektir. Ama niyet getirmeden orucu yemek kazadan başka bir şey gerektirmez. Şafii mezhebinde Ramazan-ı Şerifte oruçlu olan kimse cinsi münasebette bulunduğu takdirde kendisine keffaret lazım gelir. Yemek yemek ve su içmekle keffaret söz konusu değildir. Sadece gününe gün kaza etmek lazım gelir. _________ Mezahibul Erbaa Devamı

İSLAM’DA KADININ DEĞERİ

2007-05-23 20:54:00

İlahi dinlemek için,Tıkla>>Ses Klibi İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde: "... Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!" (1) buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur: "Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir." (2) Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3) Kur’ân-ı Kerîm’de "en-Nisâ"(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca "Meryem" diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; "en-Nûr, el-Ahzâb,... Devamı

Kızlarımıza Nasîhatlar

2007-05-23 20:15:00

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, muhterem kerîmeleri Hz. Fâtıma-i Zehrâ (r.anhâ)’ya gelin olurken şu nasîhatta bulunmuşlardır: "Kızım kendini temiz tut! (Devamlı) Rabbini zikret! Efendin sana baktığı zaman Sen’den memnun olsun, büyük bir ferahlık duysun! Gözlerini sürmele! Sürme, kadınların ziynetidir. Kızım! Kocan sana baktığı zaman gözlerini ondan ayırma; Sen de mukâbele et! Böyle yaparsan sevgin fazla olur. O başka tarafa bakarken, Sen onun yüzüne bak! Bunun büyük mükâfâtı vardır.. Güzel bakışlarınla, güler yüzle onu takip edip memnun etmene bir ay nâfile orucu sevâbı yazılır. Kocanın yanında sessiz ve ilgisiz durma! Onun hoşlandığı şekilde güzelce söyle ki, sana muhabbet etsin.. Kocanın hatâlarını başkalarına söyleme! Eğer söylersen, Allah Teâlâ sana gazab eder.. Sonra melekler, peygamberler ve nihâyet kocan sana gücenir..." (1) Ashâb-ı Kirâm’dan Hâris (r.a.)’ın kızı Esmâ (r.anha), gelin olup giderken annesi ona şu nasîhati yapmıştı: "Kızım, evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun.. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran! Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver.. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme.. Ağzını ve kulağını muhâfaza et.. Kocan sana fenâ söylerse, söylediklerini duyma; sakın mukâbelede bulunma! Ona karşı gelme! Dâimâ senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün.. Bu suretle sana iyi nazarla baksın.." (2) Arap kabilelerinin reislerinden Avf b. Milham’ın Ümm-i Unâs adında bir kızı vardı. Bu kızını Arap meliklerinden Kinde emiri Hâris b. Amir ile evlendirmeye karar verdi. Kızın annesi Ümâme, gelin olacağı gün kızını karşısına oturtup asırlardır kıymetini ve tazeliğini muhâfaza eden şu târihî nasihatlarını yapmıştı: "Bak yavrum! Sana bazı şeyler anlatacağım. Onları belleyip îcâb ettiği şekilde hareket et ki, kocanla güzel geçinip aranız bozulmasın: 1. Hâline râzı ol! Yâni kocan, yenilecek ve giyileceğe dâir ne alır getirirse k... Devamı

ADAŞ

2007-05-22 09:00:00

(MERYEM suresi 7. ayet): يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık. (MERYEM suresi 65. ayet): رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur). ... Devamı

AHDE VEFA/Yahudi ve Hıristiyanlar

2007-05-19 18:54:00

"AHDE VEFA"    (BAKARA suresi 27. ayet): الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَـئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (BAKARA suresi 83. ayet): Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. (BAKARA suresi 84. ayet): Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz. (BAKA... Devamı

ZİNA ve İFTİRA

2007-05-19 18:23:00

ZİNA ve İFTİRA         "ZİNA İFTİRASI ATANA SEKZEN DEĞNEK VURULUR" (NÛR suresi 4. ayet): Namuslu kadınlara zina esnasında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar. (NÛR suresi 5. ayet): Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.   "ZİNA İFTİRASI ATANLAR LANETLENMİŞTİR / ONLARA AZAP VAR" (NÛR suresi 23. ayet): Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır. (NÛR suresi 24. ayet): O gün dilleri,elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir. (NÛR suresi 25. ayet): O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah'ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.  ... Devamı

MEVLANA

2007-05-11 10:22:00

'Ne olursan ol yine gel' sözü başkasına ait Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre "Ne olursan ol yine gel" sözünün Mevlana'ya ait olmadığı bildirildi. 11 Mayıs 2007 Cuma 09:27   Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayın organında Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, ünlü tasavvuf düşünürü Mevlana ile ilgili yeni tartışmalara yol açacak değerlendirmeler yaptı. "Sevgi Medeniyetine Mevlana Çağrısı" başlığıyla çıkarılan Diyanet dergisinin mayıs sayısında yayınlanan makalelerde, "Ne olursan ol yine gel" sözünün Mevlana'ya değil, Ebu Said Ebu'l- Hayr'a ait olduğu öne sürüldü. "Mevlana'nın magazinleştirilmesinde iki konu öne çıkıyor; bunlardan biri ona ait olmadığı halde kendisine atfedilen sözler, diğeri ise uygun zaman ve mekâna bakılmaksızın düzenlenen sema ayinleri. Mevlevi kültüründe Allah aşkıyla dönüşü sembolize eden semanın bir eğlence aracı yapılması, bir dans gibi uygulanması doğru bir yaklaşım değildir." Dr. Yılmaz, "Ne olursan ol yine gel" sözünün Mevlana'ya değil, Ebu Said Ebu'l-Hayr'a ait olduğunu belirterek, Mesnevi uzman Abdulbaki Gölpınarlı ve Mesnevihan Şefik Can'ın da bu konuda uzlaştıklarını anlattı. http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=13793&uniq_id=1179168214 ... Devamı

ÖRTÜNMEK

2007-05-11 09:47:00

Ses Klibi (NÛR suresi 30. ayet)           قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (NÛR suresi 31. ayet)           وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّ... Devamı

LANETLENMİŞ AĞAÇ

2007-04-27 08:33:00

"LANETLENMİŞ AĞAÇ" (İSRÂ suresi 60. ayet): وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz. Tarihi bir ağaca ilah diye tapılmaktaydı,islam gelince o ağaç kesildi.Günümüzde hala ağaçlara çat bağlıyarak tapanlar var,Mezarlıklardan medet bekliyen müşrikler var.Hıristiyanlar isaya tapmaktadırlar,zaten mahlukata t... Devamı

AHİD-ANLAŞMA

2007-04-26 20:12:02

"AHİD-ANLAŞMA" (BAKARA suresi 27. ayet):   الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَـئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır. (BAKARA suresi 83. ayet):   وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِح... Devamı

ALLAH’IN BİRLİĞİ

2007-04-25 07:34:00

ALLAH’IN BİRLİĞİ (BAKARA suresi 116. ayet): وَقَالُواْ اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَل لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir. (BAKARA suresi 117. ayet): بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. (BAKARA suresi 163. ayet): وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ ا... Devamı

YEMİN veya KASEM,And içmek:

2007-04-23 15:11:00

YEMİN veya KASEM,And içmek: İnsanlar,görüşünü,davasını,veya bir olayı kanıtlıyabilmek için,yemin eder. Yemin iki kısma ayrılır. Meşru. Gayri meşru. Meşru olan: Sadece,(V)(B)(T) harflerini içeren,sadece Allah adına,Vallahi,Billahi,Tallahi,Tarzında yapılır,Başka şey üzerine,Hatta Kur'an,a el basarak ,yemin edemez,Kabeye yemin etmek,haramdır,Başka mahlukata yemin etmek,haram ve şirktir.Müslümanın başka yemin şekli yoktur.Karşıdaki kişi ,yemine inamıyorsa,kanaat getirmiyorsa,kişiyi yalancı biliyorsa,zaten yemin etmeninde bir manası yoktur.Kişi mecbur kalmadıkça yemin etmemelidir. Gayri meşru olan yemineler ise,Hıristiyanım diyenelerde vardır,onlardan,içimize sızmış,yeminler geçerli değildir. Hıristiyanlar şöyle yemin ederler.Babamın başı üzerinne,karımın üzerine,kardeşimin mezarı üzerine.namus ve şerefim üzerine,veya silah üzerine,yapılan yeminler,islama göre,haramdır,şirktir,küfürdür,geçerliliği yoktur.Yemin edeni,Sahibini,Dinden imandan çıkarır.İslamla alakası olmadığı gibi,inandırıcıda olmaz.Mahlukata yemin,haram ve yasaktır.Ancak,Demokratik sistemlerde,Hıristiyan ve yahudilerde,geçerlidir. mehmet selim polat Devamı

İBADET ve ŞİRK

2007-04-16 01:39:00

İbadet :boyun eğmek, itaat etmek, küçüklüğünü kabul etmek, demektir. Şeri manası ise; Allah (c.c)’ın sevdiği, razı olduğu, kabul ettiği, emrettiği gizli ve açık bütün ameller ve sözlerdir. İşte bu, Allah (c.c)’ı tam manada sevmekle birlikte, tam manada O’na boyun eğmek ve itaat etmeyi de içine alır. Her kim Allah (c.c)’ın emirlerine itaat eder, boyun eğer fakat O’nun bu emirlerini sevmezse işte bu kimse Allah (c.c)’ın hükümlerini sevmeyen bir münafıktır. Her kim de Allah (c.c)’ın emirlerine itaat etmediği, O’nun şeriatine ve hükümlerine zahiren boyun eğmediği halde Allah (c.c)’ı sevdiğini iddia ederse, o ancak yalancı bir zındıktır. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”   (Ali İmran: 31) İbni Kesir bu ayet hakkında şöyle dedi: “Bu ayet, Allah (c.c)’ı sevdiğini iddia etmesine rağmen Muhammed (a.s)’in gösterdiği yola tabi olmayan kimsenin yalancı olduğunu göstermektedir. Bu kimse, Allah (c.c)’ı sevdiğini iddia etmekle birlikte, Muhammed (a.s)’in şeriatine, nebinin dinine bütün söz ve hareketleriyle uymadıkça iddiasında yalancıdır.” (İbni Kesir Tefsiri c: 1 s: 366) “Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56) Aynı şekilde Allah (c.c)’ın şu sözü de bu manayı ifade etmektedir: “De ki: Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak bununla emrolundum.”  (En’am: 162 –163) Namaz, zekat, oruç, hac gibi ameller nasıl sadece Allah (c.c)’a yapılıyorsa, hayatın değişik meseleleriyle ilgili diğer ameller de sadece Allah (c.c)’a yapılmalıdır. Hatta ölüm bile... Kulun ölümü, zamanımızda adeta putlaştırılmış olan vatan, bayrak veya kafir bir lider için değil, yalnızca Allah (c.... Devamı

MUHAKEME OLMAK ve ŞİRK

2007-04-16 01:36:01

İbadetin içine aldığı manalardan bir tanesi de muhakeme olmaktır. Şayet kul, özel veya genel olsun, hayatın her yönünde Allah (c.c)’ın şeriatine muhakeme oluyorsa o kul, sadece Allah (c.c)’a kul olmuştur. Eğer Allah (c.c)’ın şeriatinden başka bir şeriate, bu şeriat ne olursa olsun, hayatın en basit meselelerinde olsa bile muhakeme olursa, şeriatine muhakeme olduğu kimseye ibadet etmiş ve ona kul olmuş olur. Çünkü hüküm verme, teşri, kanun ve ölçü koyma hakkı uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Her kim bu özelliklerin, gerek Allah (c.c)’la beraber ve gerekse yalnızca kendisinde olduğunu iddia ederse işte o kimse ilahlık taslamış ve kendisini Allah (c.c)’a denk kılmıştır. Her kim de bu kimsenin iddiasını kabul eder ve ona muhakeme olursa, işte o kimse kabul etse de etmese de, bilse de bilmese de ona ibadet etmiş olur. “Muhakeme olma” kavramının, kendisine muhakeme olunan kimseye ibadet etmek manasına geldiğinin daha net bir şekilde anlaşılması için öncelikle; hüküm ve teşri koyma yetkisinin uluhiyyetin en önemli özellikleri olduğunu, buna yalnızca Allah (c.c)’ın hakkı olduğunu, bu konuda hiçbir ortağı olmadığını, hüküm ve teşri koyma hakkını kendinde görenin, sıfatı ve mevkisi ne olursa olsun ilahlık tasladığını, böylece kendisini ilah seviyesine çıkardığını ve Allah (c.c)’ın en önemli özelliklerinden olan bir meselede kendisini Allah’a denk tuttuğunu şer’i delillerle ispat etmemiz gerekir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤ... Devamı

CA'FERİYYE MEZHEBİ (Mezhepler Tarihi)

2007-04-15 11:27:00

CA'FERİYYE MEZHEBİ (Mezhepler Tarihi) Hakikat ve Yalanlar ve Ehli Sünnete yapılan İftiralar ve Yanlış Hükümler:   Hz. Ali'nin torunlarından Câ'fer-i Sâdık (ö. 148/765)'ın etrafında toplanan ve onun ictihadlarına göre amel eden müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fıkhî mezhep. İmâm Câ'fer, bütün Sünnîlerce, özellikle tasavvuf ehlince büyük bir velî olarak kabul edilir. O, kendisini ilme ve tefekküre vermiş, Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik gibi büyük müctehidler bile ondan faydalanmıştır. Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir. Mezheplerinde "imâm" ve "on iki imam" konusuna ağırlık verdikleri için bu mezhebe "İmamiyye" veya "İsnâ Aşeriyye" adı da verilmiştir. Câ'fer-i Sâdık Kur'an'ı delîl olarak alır, ancak sünnet olarak Ehl-i Beyt tarafından rivayet edilen hadîsleri kabul ederdi. Kitap ve Sünnet'te delîl bulamazsa, maslahat veya akla göre hüküm veriyordu. Medine'de Ebû Hanîfe ile ilk karşılaştıkları zaman ona şöyle dedi: "Nûman! Babam bana, dedemden şöyle rivayet etti: -Din husûsunda re'yi ile kıyasa ilk başvuran İblîs'tir. Allah ona, Âdem'e secde et dedi. O da, Ben Âdem'den hayırlıyım, çünkü beni ateşten, onu topraktan yarattın' dedi. Kim dinde re'yi ile kıyas yaparsa Allah onu Kıyâmet günü İblîs'e arkadaş yapar. Çünkü o, kıyas yapmak suretiyle şeytana uymuştur." Ebû Hanîfe şu cevabı verdi: "Ne münasebet! şeytân Allah'ın emrine isyan için kıyas yaptı. Ben ise, Allah'ın emirlerine itaat yollarını bulmak için kıyas yapıyorum."[1] Temelde Ehl-i Sünnet'e yakın olan Câ'fer-i Sâdık'a ölümünden sonra birtakım iftiracılar birçok şeyi isnat etmişler ve bunları halk arasında yaymışlardır. İmâm Câ'fer, daha hayatta iken mezhep içinde bazı sapık görüşler ortaya atılmış ve bunları bizzat kendisi reddetmiştir. Bu sapıkların başında Ebû'l Hattâb Mu... Devamı

RECM,1- Meşru Sebep:

2007-04-12 19:27:00

RECM,1- Meşru Sebep: Kur'ân'da bu sebep "nüşuz" kelimesiyle ifade edilir. Türkçe meallerde umumiyetle hep "serkeşlik" olarak tercüme edilmiştir. Kelime Arapça'da yükseklik, tümseklik, sivrilik gibi mânalara gelir. Selef âlimleri kadınla ilgili olarak Kur'ân'da gelen bu tavırdan "kocasına isyanı, koku sürünmemesi, kocasını nefsinden men etmesi, kocasına daha önceki davranışını değiştirmesi, kocasına sevgisizlik izhar etmesi, kocasının tâyin ettiği evde oturmayı kabul etmeyip bir başka yerde oturması gibi durumları anlatmıştır. Yani, kocasına karşı olan vecibelerini yerine getirmemesi diye hülâsa edebiliriz. Vecibe olmayan işlerdeki itaatsizlikten dolayı dövmeye hakkı yoktur. Ev işlerini yapmaması gibi. Veda Hutbesi'nde, kadını dövmeyi meşru kılan suç "nüşuz" kelimesiyle değil, "fâhiş" kelimesiyle ifade edilmiştir. Biz "çirkinlik" olarak tercüme ettik. Bunu, dilimizde aynı kökten fuhuş kelimesiyle tercümeyi uygun bulmadık. Çünkü fuhuş, zina mânasına gelir. Halbuki burada zinanın kastedilmiş olması mümkün değildir. Çünkü zinanın cezası recm denen hadd-i zina'dır. Bunun dayakla geçiştirilmesi mümkün değildir. Öyle ise, bu hutbede geçen fâhiş kelimesini fuhuşla açıklamak ve böylece Kur'ân'da geçen "nüşuz" kelimesinin vuzuha kavuşturulduğunu söylemek uygun olmaz.[1]   [1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/307-308. ... Devamı

RECM,Kur’an Hükümleri Ebediyyen Geçerlidir

2007-04-12 19:25:00

RECM,Kur’an Hükümleri Ebediyyen Geçerlidir Kur’an’da neshedilmiş gibi görünen âyetler, bir boyutta hükmü değişmiş bir manzara arzederken, daha başka boyutlarda birinci derecede hüküm ifade edebilir. Bir durum, şart ve mekâna, ortama göre kullanamadığımız bir hüküm, başka şartlar ve zeminlerde en ileri derecede kullanma alanı bulabilmektedir. Burada sözkonusu olan nesh değil; değişik ortamlara cevap verme esnekliğidir, Kur’an’ın evrenselliği ve çağlar üstülüğüdür, hayat kitabı olmasıdır. Bu da Kur’an’ın kelâm mûcizesi olmasının özelliklerinden biridir. Kur’an, 23 yılda inmiştir ve kıyâmete değin her müslümanın, her müslüman toplumun her çağda, her dönemde ve her yerde sorunlarına cevap verecek niteliktedir. Kur’an İslâm’ın hem yönetim dini olmadığı Mekkî dönemi, hem de yönetim dini olduğu Medenî dönemi içermekte ve her iki dönem için de kurallarını sergilemektedir. Sözgelimi, inanmayan, imanın gerçeğini bilmeyen bir insana “içki içme, kumar oynama, çalma!” demek abes olur. İslâm’ın tevhidî düzlemde hâkim olmadığı, İslâm’ın yasakladığı bir siyasal ve ekonomik düzenin egemen olduğu yerde de, şeriatın haddlerini uygulamaya kalkmak, hırsızlık yapanların elini kesmek, zina edenlere ağır cezalar vermek İslâm adına en büyük zulmü işlemektir. O halde nesh konusu oldukça önemlidir ve neshin çok iyi kavranılması gerekmektedir.  Kur’an’da mensûh âyetler, hükümler bulunduğunu kabul etmek, İslâm’ı belli bir zamana ve yere mahkûm etmek anlamına geleceği gibi; İslâm’ın dinamizmini de kavramamak anlamına gelir. Aslında, nesh konusu Kur’an’da oldukça açıktır. Cihad, İslâm’ı yaşayıp yaşatma mücâdelesine verilen addır. Cihad, gerektiğinde salt sözle olur, gerektiğinde kalple olur, gerektiğinde elle olur. Elle, kılıçla yapılan cihadın adı “kıtâl”dir. Kur’an, Medine’de kıtâle izin vermiş, belirli durumlarda bu izni “farz&... Devamı

RECM,b- Hukukî Yönden:

2007-04-12 19:24:00

RECM,b- Hukukî Yönden:  Kamu hukukunu ve hukukullahı ilgilendiren ve suç teşkil eden davranışlar için verilecek cezalar Kur'ân-ı Kerim tarafından belirtilmiş olup, bunlara hadd (çoğulu hudûd) denilmektedir. Bir de, daha hafif cezalar vardır ki, bilinen hüküm çıkarma usulleri ile bunlar müslüman hâkimlerin takdirine bırakılmıştır (ta'zîrât). Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen bazı suçlar ve cezaları şunlardır: Hırsızlık suçu, cezası el kesilmesi (5/Mâide, 38); Allah ve Rasûlüyle savaşmak, cezası ya öldürülmek ya da asılmak (5/Mâide, 53); bekâr erkekle bekâr kızın zinâ yapmaları, cezası halkın huzurunda yüz değnek (24/Nûr, 2) ve ilâveten bir yıllık da sürgün (Müslim, Hudûd 14; Tirmizî, Hudûd 8). Zina yapan evli erkek ve kadınların cezası ise, üç merhale gösterir. İslâm'ın ilk devirlerinde zina yapanlar evlerde hapsolunmak sûretiyle cezalandırılmakta idiler (4/Nisâ, 15). İslâm âlimlerinin bazılarına göre, sonra ezâ ile cezalandırma (4/Nisâ, 16) bunun yerini almıştır. Ezânın mâhiyeti hakkında da muhtelif görüşler mevcuttur: Kınamak, azarlamak veya hakaret etmek, kınamaksızın katı ve sert muâmelede bulunmak gibi. Son safhada ise, imsâm ve ezâ yoluyla verilen cezâ, recme tebdîl edilerek ilk iki hüküm yerine bu uygulanmıştır. Ancak, recm cezası Kur'ân-ı Kerim'de yer almamaktadır.   Öte yandan, namuslu, iffetli, hür ve evli kadınlara zinâ isnad edip de, isbat için dört şâhit getiremeyene seksen sopa ve ek olarak tevbe edip de ıslâh-ı halde bulunmadıkça (24/Nûr, 5) şâhitliklerinin kabul edilmemesi cezası verilir. İçki içenin kimsenin cezası hakkında, Kur'ân-ı Kerim'de bir beyana rastlayamamakla beraber, Hz. Peygamber ve sahâbenin bu husustaki tutumunun şu olduğunu anlamaktayız: Muayyen sayıda mü'min içki içen kişinin etrafını kuşatır ve ona, kimi sopayla kimisi nalinleriyle, kimisi de elbisesiyle  (Buhârî, Hudûd 5) vururdu. Hz. Peygamber'in vefatından sonra ise, ilk halife Hz. Ebû Bekir, önceleri içki içen içi... Devamı

RECM,İman Kardeşliği

2007-04-12 19:20:00

RECM,İman Kardeşliği İzzet ve şeref sahibi olan İslâm Milleti’nin oluşumunda iman kardeşliği esastır… İzzetin kendilerine aid olduğu muvahhid mü’minler,[1] İslâm kardeşliklerini, kan ve soy bağı üzere değil, iman ve Tevhid bağı üzere kurmuşlardır!.. İnsan kullarını yalnızca kendisine ibadet etsinler diye ya­ratan Allah Teâlâ,[2] insanlar arasında katıksız iman edenleri kardeş ilân buyurmuş ve ancak mü’minlerin kardeş oldukları beyan etmiştir: “Mü’minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’dan korkup sakının. Umu­lur ki, esirgenirsiniz.” (Hucurat, 49/10) İman kardeşliğini, yegâne önderimiz ve hayat örneği­miz Rasulullah (s.a.s.) uygulamalı bir şekilde örneklemiştir… Her muvahhid mü’minin diğer mü’minlerle kardeşliği gibi, kendisinin de muvahhid mü’minlerle kardeş olduğunu beyan buyurmuştur… Urve (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), Ebu Bekr’den Aişe’yi nikâhlamak için istedi. Ebu Bekr (r.a.), Rasulullah’a: - Sen benim, Allah’ın dininde ve Kitabında kardeşimsin. Bu cihetle Aişe, sana helâldır.”[3]  dedi. Emirü’l-mü’minin İmam Ömer (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.)’den umre için izin istedim. Bana, izin verdi ve: “Kardeşçiğim, bizi de duada unutma!” buyurdu. Bana, öyle bir söz söylemiş oldu ki, onun yerine bütün dünyaya sahib olmam beni o kadar sevindirmezdi.[4] Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) böyle idi! O, ümmetiyle iman ve İslam kardeşliği bağını, olması gerektiği sağlamlıkta ve emrolunduğu gibi gerçekleştirmişti… O’na ve Allah’dan getirdiklerine katıksız iman eden ümmetinin muvahhid mü’min ferdleri de, O’nun gibi yapmış ve mü’min müslümanlar arasında iman kerdeşliği bağını esas kabul ederek, bu bağı olanca imkânlarıyla sağlamlaştır­mışlardı… İbn İshak (rh.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), (Bedir’den) es... Devamı

RECM,Zinâ; İlâhî Bir Yasaktır

2007-04-12 19:18:00

RECM,Zinâ; İlâhî Bir Yasaktır İslâm Dini, İlâhî emirler ve yasaklar manzûmesidir. İslâmî yasaklar, haramlar dizisi içinde yer alan zinâ; evlilik bağı olmaksızın cinsî münâsebette bulunmaktır. Zinânın İslâm Dinindeki yasaklık derecesini Peygamberimiz şöyle açıklamıştır: “Allah7ın zâtına ve kanunlarına ortak koşmak günahından sonra Allah katında zinâdan, kişinin hayat maddesini nikâhlısı olmayan bir kadına bırakmasından daha büyük bir günah yoktur.” “(Zira) kişi gerçek mü’min olduğu halde zinâ yapamaz...” “(Çünkü) zinâ yaptığı zaman kişiden (zinâ fiili sırasında) imanı çıkar da başı üzerinde gölge gibi olur...” (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, III/326; Tefsîru Rûhu’l-Meânî, 15/67) Diğer bütün İslâmî haramlarda olduğu gibi, zinâda da ferdi ve toplumu kuşatan imanî, ahlâkî ve maddî zararlar vardır. Zinâ; vücut organlarını teşhir, şehvetle bakışma ve buluşma gibi haramlarla başlayan ve çok defa yalan, içki, uyuşturucu ve ırza tecâvüz gibi başka haramlarla bağlantılı olarak sonuçlanan imanı eritici bir haram fiildir. Zinâ; toplumun ana kurumları olan âile müesseselerinin kudsiyetini zedeleyen, kurulmasını engelleyen, mutluluğunu sarsan ve sonuç olarak da neslin bekasını tehdit eden bir haramdır. Zinâ; toplumda kadın ticaretini başlatan, geliştiren ve topluma giderek artan oranda fâhişeler salan bir haramdır. Zinâ; yaygınlaşması sanatı, edebiyatı, ilmi, siyaseti, yönetimi ve askerî stratejiyi olumsuz yönde etkileyen bir haramdır. Zinâ; sebep olduğu ana-baba ve akraba şefkatinden yoksun, hırçın nesebi gayr-ı sahih çocuklarla toplumun problemlerini artıran bir haramdır. Zinâ; bir erkek ve bir kadın tarafından yapılmış olsa da, onların bağlı bulunduğu âileleri için bir nâmus lekesi olduğundan ihtilâflara, kavgalara ve hatta cinâyetlere sebep olan bir haramdır. Zinâ; bel soğukluğu, frengi ve giderek yayılma eğilimi gösteren AIDS gibi ölümcül hastalıkların kaynağı olan bir haramdır. Zinâ; düzensiz harc... Devamı

RECM,2- Muâmelât ve Ukubât Bakımından:

2007-04-12 19:17:00

RECM,2- Muâmelât ve Ukubât Bakımından: Köle mülkiyete ve tasarruflara konu olması bakımından eşya gibidir. Alınıp satılabilir, hibe edilebilir, kiralanabilir, ortak mülkiyete konu olabilir. Eksik vücub ehliyeti vardır. Mülk edinemediği için, kazandıkları efendisine âit olur. Bu yüzden ona karşı yapılacak haksız fiilden elde edilecek diyet ve erş gibi tazminatları efensidi alır. Başkasına karşı işleyeceği haksız fiillerde ise köle kendi mülkiyetiyle sorumludur. Efendisi bu zararı ödemezse, zarar görene kölenin mülkiyetini devretmek zorunda kalır. Efendisi köleye hukukî tasarruflarda bulunma izni verebilir. Böyle bir köleye “me’zûn” denir. Me’zûn, borçlardan şahsen sorumlu sayılır. Efendisi bunları ödemezse, köle satılarak bunlar ödenir. Kazandığı efendisine ait olur. Ancak efendi köle ile “mükâteb” anlaşması yapmışsa köle vücub ve edâ ehliyetine de sahip olur. Çünkü bu durumda belli bir bedeli kazanarak efendisine ödeyince hürriyetine kavuşabilecektir. Bu da onun mülk edinmesini gerektirir. Efendi, verdiği tasarruf izninden her zaman dönebilirken “mükâteb” sözleşmesi, dönülemeyen bir tasarruftur. Köle ve câriyelerin evlenmesi, efendilerinin iznine bağlıdır. Erkek köle mehri ve evliliğin getireceği bazı mâlî yükümlülükleri bizzat karşılamak zorunda kalacağı için, onun evlenmesi efendisini de ilgilendirmektedir. Bu yüzden kölenin evlenmesinde efendisinin rızâsı aranmaktadır. Efendi köleyi evlenmeye zorladığı takdirde, köle hürriyetine kavuşunca muhayyerlik hakkına (hıyâru’l-ıtk) sahiptir. Kölelerin evlenmesinde şu durumlar söz konusu olabilir: a) Hür bir erkek kendi câriyesi ile nikâh söz konusu olmaksızın cinsel hayat yaşayabileceği gibi, onu nikâh akdi ile eş edinmesi de mümkündür. Ancak hür olan eşle câriye bir nikâh altında toplanamaz. Diğer yandan hür bir erkek, başkasının câriyesi ile, onun efendisinin izniyle ve mehir de vererek evlenebilir (bkz. 2/Bakara, 221). b) Hür bir kadın kendi rızâsıyla, baş... Devamı