İbn Teymiye'ye karşı olanlar

2009-04-22 11:21:01
el-Bezzar, hocası İbn Teymiye hakkında yazdığı menkıbenamede İbn Teymiye'nin düşmanları ve muhalifleri hakkında bilgi verir. Hakikatte İbn Teymiye'ye karşı olanlardan bir kısmı onun azılı düşmanıdır. Bir kısmı sadece muhalifidir, bir kısmı da onun bazı fikirlerine karşıdır. Şiîler, Bâtınîler, İsmailîler, Hulûlcu ve ittihadcı mutasavvıflar esas itibariyle İbn Teymiye'nin şiddetli ve insafsız düşmanlarıdır. Fakat taklitçiliği bayraklaştıran kadılar, fakîhler ve müftülerle kelâm ilminin mes'elelerini akîdeleştiren kelâmcılar da İbn Teymiye'ye bazan ölçülü, bazan ölçüsüz şekilde muhalefet etmişler ve bu muhalefeti nefret ve husumet haline getirmişlerdir. Görüldüğü gibi İbn Teymiye'ye karşı olanlar çok geniş bir cephe meydana getirmektedirler ve bunlardan her birinin İbn Teymiye'ye karşı oluşunun sebebi farklı olup tenkit ve ithamları da değişiktir. Bunlardan bazıları şunlardır:

    Safiyyuddin el-Hindi (v. 715/1315) Akaid-i Hameviyye sebebiyle İbn Teymiye'yi saltanat naibi Emîr Tunkuz'un huzurunda muhakeme edip hapsettiren bir kelâmcıdır.

    ez-Zemlekâni (v. 727/1326) İbn Teymiye hakkında övücü sözler söyleyen bu zat onun talâk ve kabir ziyareti konusundaki fikirlerini red için risaleler yazmış, kadılık görevi almak için Mısır'a giderken, dönüşte ilk iş olarak İbn Teymiye'yi hapsettireceğini söylemiş, ama yolda can vermişti.

    İbn Ahnânî, İbn Teymiye'nin kabir ziyareti konusundaki fikirlerini red için risale yazmış, İbn Teymiye de onu reddedince hapse atılmış ve orada ölmüştü.

    Meşhur el-Hikem'in müellifi Atâullah İskenderi (v. 709/1309). Ali b. Esmah, Nasr el-Menbicî, İbn Arabi'ye-kâfir dediği için İbn Teymiye'ye düşman kesilmişlerdi. İbn Mahlûf, İbn Teymiye'yi idam için fetva vermeye hazır bir müftü idi. es-Serûcî ve İbnu'l-Murahhal da İbn Teymiye aleyhtarı idiler. Şihabüddin İbn Cehbel'in İbn Teymiye'yi red için yazdığı risale Sübkî'nin tabakatında (bk. v. 186. IX. 35) kaydedilmiştir.

    İbn Ahnânî, İbn Teymiye'nin kabir ziyareti konusundaki fikirlerini Alâeddin Buharî (v. 841/1437) bir taraftan Fazihatu'l-Mülhidîn adıyla bir eser yazıp İbn Arabi'ye kâfir ve zındık derken, diğer taraftan «Her kim İbn Teymiye'ye Şeyhu'l-İslâm derse kâfir olur, ardında namaz kılınmaz» demişti. İbn Nâsıriddin'in er-Reddu'l-Vâfir isimli eseri bu fetvayı red için yazılmıştır. Yine buna karşı Bedruddin Aynî, asıl İbn Teymiye'ye kâfir diyen tam manasıyla kâfirdir, demiştir.

    İbn Teymiye'nin en amansız düşmanlarından biri de onun hakkında en katı hükmü vermiş olan İbn Hacer el-Heytemî (v. 974/1576)'d i r. el-Fetâva'l-Hadisiyye'de (Beyrut, ts. s. 114-116) der ki: «İbn Teymiye Allah'ın belâsını verdiği, sapıttığı, gözünü kör, kulağını sağır ederek aşağıladığı bir kişidir. Hâli bozuk, sözleri yalandır, dedikleri tartışmaya değmez. Hayattakilere sövmekle yetinmeyip ölüleri bile tekfir etmiştir. Sözleri çirkin ve küfürdür. Allah bizi inancından, hareketinden ve yolundan korusun.»

    Umumiyetle Heytemî'nin muhteris bir kişi olduğu ve yukarıdaki sözleri garazkârlığın sonucu olduğu kabul edilir. Kendisini talebesi Ali Kârî reddetmiş  ve  İbn  Teymiye'nin   haklı  olduğunu  savunmuştu.   İbn  Alûsî. Heytemî'yi red için Cîlâul-Ayneyn isimli eseri yazmıştı.

    ed-Delîlu'l-Kavim âlâ Sırati'l-Müstakîm (Mısır, 1397) isimli eserin yazarı Abdullah el-Habeşî İbn Teymiye'yi müşrik, kâfir, zındık ve mülhid olmakla suçlamış ve bu hususta demediğini bırakmamıştır.

    Ebu Hâmid b. Merzuk'un Beraetu'l-Eş'ariyyîn, (Dımeşk, 1967, MI) isimli eseri de İbn Teymiye'nin reddine dairdir. Ona göre İbn Teymiye'ci hareketin esası dörttür: 1 — Teşbih ve tecsim, 2 — Rububiyet ve Ulûhiyet tevhidi safsatası, 3 — Hz. Peygamber'e saygı duymama, 4 — Müslümanları tekfir etme.

    İbn Battuta, meşhur seyahatnamesinde şöyle der: Şam'da iken İbn Teymiye cuma hutbesini okumuş ve bir basamak aşağıya inerek «İşte Allah benim inişim gibi iner» (nüzul) demişti. «Zaten onun aklından zoru vardı.»

    el-Baytar, İbn Battuta'nın yukardaki ithamını sekiz yönden reddetmiştir.(el-Baytar, Hayatu Şeyhülislâm İbn Teymiye, 36-44, Selim Hilâl, İbn Teymiye, s. 50.). İbn Teymiye'nin hiç bir eserinde böyle bir ifade kullanmaması, ayrıca o çağdaki düşmanlarının bile böyle bir iddiada bulunmamış olmaları İbn Battuta'nın ithamının tamamiyle bir hayalden ibaret olduğunu gösterir. Son zamanlarda buna bir nazire olmak üzere İbn Teymiye'nin güya sandalyesine otururken «İşte Allah'ın arza istivası da böyledir» dediği iddia edilmiştir.

    Osmanlılarda din eğitimi medrese zihniyetine, tarikat ve tekke âdab ve erkânına göre veriliyordu. İbn Teymiye medreseye de, tekkeye de muhalif olduğundan Osmanlı aydınlarının İbn Teymiye'ye karşı burukluk duyacakları tabiîdir. Şeyhü'l-İslâm Mustafa Sabri, İbn Teymiye'den olumsuz ve suçlayıcı bir dille bahsetmiştir. (Bk. Mevkıfu'l-Akl, Mısır, 1950,l, 223, 242, III, 18,361, 393, IV. 216)

    Alâeddin Buharî ve Heytemî'nin kin ve husumetine varis olan Zahid Kevserî, İbn Teymiye'ye her çeşit aşağılayıcı sözleri söylemeyi reva görür. Her fırsatta ona yüklenir, ona göre İbn Teymiye İslâmın değil, mücessimenin şeyhidir. Şayet o şeyhü'l-İslâm ise vay İslâmın haline (Zahid Kevserî, Makalât, Mısır, 1372.). Şeyh Zeynî Dahlan da Z. Kevserî'den geri kalmamıştır.

    Türkiye'de tarikatçılar bugün de bütün güçleriyle İbn Teymiye aleyhtarlığı yapmaktadırlar. Abdülhakim Arvasî'nin yakınlarından H. Hilmi Işık Saadet-i Ebediyye'de İbn Teymiye'yi ağır ve hakaret dolu ifadelerle karalamıştır. N. Fazıl Kısakürek onu her fırsatta kuru, nasipsiz ve dini içten çökerten biri olarak tanıtmıştır. (Din Tahripçileri, A. Davudoğlu, İstanbul, 1978, s. 3) Kırıcı olması bakımından İbn Teymiye'nin dili N. Fazıl'a çok benzer. Ama İbn Teymiyeci telâkkiye göre N. Fazıl'ın kafasındaki dinî görüşler hurafe ve bâtıl inançtan başka bir şey değildir. Onun için N. Fazıl İbn Teymiye'yi ve hareketini tenkit etmede kendi açısından haklıdır.

    Türkiye'de dinî çevreler umumiyetle tarikatçıların ve eski medrese anlayışının te'siriyle İbn Teymiye'ye karşı çok dikkatli ve pek ihtiyatlı; davranmaktadırlar. Bazan bu dikkat ve ihtiyatın şüphe haline geldiği de vardır. Bunun sebebi İbn Teymiye'nin lâyıkıyla tanınmamış olmasıdır. İslama yaklaşımı İbn Teymiye'ye benzeyen nice şahıslar vardır ki ondan şüphe etmektedirler.

    İbn Teymiye ve hareketini umumî bir tenkide tâbi tutup değerlendirmesini yapmak suretiyle bu bahsi kapatmak uygun olacaktır. Her şeyden evvel İbn Teymiye ile ona karşı olanların teşkil ettikleri iki cephe İslâmın ilk çağlarında teşekkül etmiştir. VIII/XIV asırda İbn Teymiye taraftarlığını yaptığı selefiye cephesinin en güçlü bir temsilcisi olarak ortaya çıkmış ve selefiyeci hareketi kendisiyle özdeşleştirmiştir. İslâm ahkâmı, akidesi, düşüncesi ve hayat tarzı üzerinde yabancı kaynaklardan gelen te'sirler varlıklarını hissettirdikleri çağlarda bu te'sirlere karşı dinî an'aneyi ve İslâmî bünyeyi savunma ve onu olduğu gibi devam ettirme ihtiyacından doğan İbn Teymiyeci, yani selefiye hareketi her asırda kuvvetli veya zayıf bir şekilde varlığını devam ettirmiş, dıştan gelen te'sirlerin artmasına paralel olarak son asırlarda bu hareket de tabiî olarak güçleşmiştir. İbn Teymiyeci hareket kişilerle kaim bir cereyan değildir. Bu hareket dinî toplumun ihtiyaçlarına göre te'vil ve tefsir etme cereyanına tepki olmak üzere toplumda her zaman var olan dinî an'aneyi olduğu gibi muhafaza etme temayülünün belli kişilerde tezahür etmesinden ibarettir. Onun için bundan sonra da var olmaya devam edecek, taraflar birbirlerini tenkit ve kendilerini savunmak için faaliyette bulunacakdır. Bu iki cepheden birinin diğerini yenmesi ve üstün gelmesi mümkün olacak, ama nihaî zaferi hiç bir zaman kazanmayacaktır.

    Önce âyetleri, sonra hadîsleri, sonra sahabe ve tabiînin söz ve davranışlarını esas alan İbn Teymiyeci hareket ister istemez İslâmiyetle Arap örfünü özdeşleştirecek ve zaman zaman Araplık ve Arapcılık tarzında kendini gösterecektir. Araplığa bağlı olanların bu harekete yakınlık duymalarının sebebi budur. Yine bu hareketin dıştan gelen te'sirlerle, fazla değişmemiş Arap cemiyetlerinde tutulması da ancak böyle izah edilir. İbn Teymiye'nin mutezileye, şîaya ve tasavvufa karşı olmasının sebebi bu hareketlerin bünyelerinde gayr-i İslâmî unsurlara ve haricî te'sirlere geniş yer vermeleridir.

    Arabistan'da hararetle savunulan, buna karşı ne kadar İslâmî olursa olsun meselâ İran'da ve Türkiye'de fazla rağbet görmemesinin hattâ zararlı bir cereyan sayılmasının esas sebeplerinden biri bu hareketin Arap millî hususiyetlerini barındırmaya çok müsait olmasıdır. İslâmın ilk sade ve saf şekline dönmek bir bakıma Araplığın ilk basit ve bedevî hayat tarzını esas almak mânasına da gelebilmektedir. Bu gayeye ulaşmak için. İslâm toplumlarının uzun asırlar içinde kazandıkları değerleri ve edindikleri dinî ve içtimaî an'aneleri bid'at sayıp reddeden bu hareket zaman zaman tehlikeli bir tasfiyeciliği de beraberinde getirmiş, bu suretle toplumu tedirgin etmiştir. Selefiye hareketi değişme ve gelişme gerçeğine sırt çevirmiş her şeyi asil yeni baştan» esasıyla halletmeye yönelmiştir.

    İbn Teymiyeci ve selefiye hareketi cedelci ve münakaşacı bir hususiyete sahiptir. İbn Teymiye'nin en bariz vasıflarından biri kudretli bir cedelci ve zorlu bir münazaracı olmasıdır. İbn Teymiye ile görüştüğünüzde neden kendisiyle ilmî sohbette bulunmadınız, şeklindeki bir soruya İbn Dakiku'l-îyd'in: Çünkü ben sükûtu severim, o ise konuşmayı, demesi isabetli bir tesbittir. Münazara ve ilmî münakaşa meclislerinin mağlûp edilemez bu mücahidi savaş sahalarının silâhşörlerine ve güreş meydanlarının efsane kahramanlarına benzer. Hattâ pek de yerinde olmayarak İbn Teymiye'yi bu türlü bir üstünlük ve ün peşinde koşan dik başlı ve mağrur biri olarak tanıtanlar bile vardır. Aslında cedel ve tartışma, kelâmcıların da bir özelliğidir. Hattâ İbn Rüşd, kelâm ilmini cedelden ibaret görmüştür. Bu açıdan bakılınca kelâm ilmini şiddetle reddeden İbn Teymiye'yi iyi bir kelâmcı olarak görmek pekâlâ mümkündür. Böylece kelâm ilminin taşıdığı mahzurları kısmen İbn Teymiyeci hareket de taşır. İlk selefîlerde bulunmayan bu cedelciliğin İbn Teymiye'de bulunması aynı zamanda onun temsil ettiği hareketin de bir hususiyeti olmuştur.

    İbn Teymiyeci hareket müdahalecidir. Aşırılığa, taassuba ve tekfire kaymaya, şiddete başvurmaya ve zor kullanmaya son derece müsaittir. Bizzat İbn Teymiye fikir ve inançlarını uygulamak için çeşitli eylemlere katılmıştır. Bâtınî, Alevî ve Nusayrî zümrelere karşı savaşılması için sultan ve emirleri teşvik etmiş, bu savaşlara katılmış, Moğollarla yapılan muharebelerde fa'al görevler üslenmişti. Bundan başka şu örnekleri de verelim: Saçı sakalı birbirine karışmış bir kalenderi yakalayıp sünnete uygun bir şekilde tıraş ettirmişti. O civarda bulunan ve halk tarafından mübarek sayılıp ziyaret edilen ve adaklar adanan kayayı, beraberinde götürdüğü taş ustalarına parçalatmıştı. Eline fırsat geçince çevresindeki muhiblerini yanına alarak meyhaneleri ve fuhuşhaneleri, yetkili makamlardan izin almadan kapattırmış, içki kaplarını kırdırmış ve kendi, kendine içki yasağı koymuştu. Hapsedilen Hafız el-Mızzî'yi gidip bizzat hapisten çıkarmış, bunu yapmak için ülü'l-emrden izin almamıştı. Hapse atılınca bile arada tavla ve satranç oynayan mahkûmları bundan men'etmişti.

    Bu tür müdahaleler İbn Teymiyeci hareketin özünde vardır. Zira ona göre haram olan şey men'edilir. Farz, emredilir. Bunun için Allah'ın verdiği izin yeterlidir, başkaca bir müsadeye- ihtiyaç yoktur. İyi bir müslüman inancını eyleme dönüştürmek zorundadır, şartlar ne olursa olsun bunu yapmaya mecburdur.

    İbn Teymiyeci hareket ifrata, taassuba ve tekfire gayet elverişlidir. Diğer mezheplerde caiz olan bazı hususlar ona göre mekruh, mekruh olanlar ise haramdır. Gerçi İbn Teymiye herkesi tekfir etmenin bir haricî âdeti olduğunu söylüyor ve bunu reddediyor. Ama meselâ kabir ziyaretlerinin bazı çeşitlerini haram saymakla yetinmeyip şirk ve küfür sayması, kendisini haricîlerle aynı hizaya getirmiştir. Bu gibi konularda pek müsamaha payı da bırakmamıştır.

    Nakilci ve nascı bir hareket ne kadar ihatalı olursa olsun yine de çok dar ve katı olmak zorundadır. Sertlik onun kaderidir. Bundan ise taassub, müsamahasızlık doğar. Fikir ve vicdan hürriyeti sınırları dar bir sahaya hapsedilir. Hattâ bu tür hürriyetler daimî surette tehdit altında bulunur. Zira taassub her an baskı haline gelebilir. Gerçi İbn Teymiye içtihadı savunmak ve taklide karşı çıkmakla bir miktar fikir hürriyetini genişletmiş, hattâ dört mezhepte yer alan hükümlerden daha mâkul yeni hükümler ortaya koymuş, fikir sistemini kurarken şiddetle muhalif olduğu mutezileden, şîadan, felsefeden ve zâhiriyeden mülhem olmuştu. Ama onun takipçileri hiç bir zaman düşünce ve seviyelerini, bu noktalara kadar götürememişlerdir. Denebilir ki İbn Teymiye'nin yaptığı şey fıkıh ve kelâm metinlerine dayanan nascılık yerine sahabe sözlerini de içine alan bir nakilciliği ve nascılığı koymuş olmasıdır ve nihayet nakilcilik nakilciliktir. İnsan düşüncesini ileri hedeflere değil, geride kalan noktalara çevirir. İnsanlığın ve düşüncenin değişmeye, gelişmeye ve ilerlemeye olan ihtiyacını nakilcilik zor karşılar.

    İbn Teymiye'yi esas alan Vehhabîlerin başlangıçtaki sert, katı, tasfiyeci, müsâmahasız ve şiddete taraftar tutumları geniş ölçüde ilham aldıkları İbn Teymiye'den kaynaklanıyordu. İbn Teymiye ile Vehhabîler arasındaki sıkı rabıta ve münasebetler bize bu düşünce sisteminin karakteristiğini tanıtabilir.Abdünnasır zamanında Mısır'da zuhur eden sert ve müsâmahasız Teymiyecilerin, İbn Teymiye'nin eserlerinin bir ara yasaklanmasına sebep oldukları bilinmektedir. Bu aşırı Teymiyeciler, onun her dediğini muhkem bir nas sayıyor ve hiç bir hatasını kabul etmiyorlardı. Bununla beraber cahil taraftarlarının bütün aşırılıklarını ve taşkınlıklarını İbn Teymiye'ye bağlamak da son derece hatalı olur.

    İbn Teymiye, onu seven ve takdir eden Zehebî, İbn Hacer Askalânî, Aynî ve İbn Alûsî gibi âlimlerin de ifade ettikleri gibi hatası ve sevabı olan bir müctehiddir. Şüphesiz ki bir insan olarak yanıldığı hususlar vardı ve o hiç bir zaman yanılmaz ve masum değildi. Esasen kendisinin de böyle bir iddiası yoktu. Ama bir müctehid hatâ bile etse sevab kazanır. Yeter'ki içtihada ehil olsun ve iyi niyetle hareket etsin.

    İbn Teymiye'nin tenkit fikir ve kanaatlerinin serbest bir ortamda münakaşa edilmesinde hem İslâm, hem de onun namına pek çok fayda vardır. Katı bir Teymiyecilik her şeyden evvel bir ictihad taraftarı olan İbn Teymiye'nin sistemine uymaz.

    Hiç şüphe yok ki, en büyük on tane İslâm düşünür ve bilgini sayılsa, İbn Teymiye bu ilk on'a dahil olur. Ancak İmam Gazzâlî, Fahreddin Râzi ve ibnu'l-Arabî gibi ilk ona giren büyük İslâm düşünürlerini hiç bir tenkide ve değerlendirmeye tâbi tutmadan oldukları gibi kabul etmek, her dediklerini delil, her sözlerini senet saymak nasıl yanlış ise İbn Teymiye taklitçiliği ve taraftarlığı da o şekilde yanlıştır.

    Son olarak ifade etmek lâzımdır ki: İbn Teymiye'nin eserleri büyük bir bilgi hazinesidir. Yeni nesillere bu hazinenin kapılarının açılması çok hayırlı bir hizmet olacaktır. Mecmuu Fetâvâ'nın yayımlanması millî ve dinî kültür hayatımıza büyük faydalar sağlayacaktır. Bu faaliyetin başarıya ulaşması, bunu, İbn Teymiye'nin öbür eserlerinin türkçeleştirmesinin takip etmesi en samimî dileğimizdir. Böylesine büyük, önemli ve değerli bir işe girişen Tevhid yayınevini tebrik eder, Hak Teâlâ'dan muvaffakiyetler niyaz ederim.

S.  Uludağ,  5.1.1986/Bursa

http://sites.google.com/site/ibnteymiye/Home/ibn-teymiye-nin-yasadigi-cagda-ictimai-ve-dini-durum/hayati/insan-olarak-oezellikleri/ibn-teymiye-nin-inanc-ve-fikirleri/ibn-teymiye-nin-itikad-konusundaki-fikirleri/ibn-teymiye-de-tasavvuf/ibn-teymiye-de-tasavvuf/ibn-teymiye-nin-ictihadlari/dinler-ve-mezhepler/mezhepler-ve-ibn-teymiye/felsefe-ve-ibn-teymiye/teymiye-ye-bagli-tefekkuer-ve-hareket/yakin-tarihte-ve-guenuemuezde-ibn-teymiye/ibn-teymiye-ye-karsi-olanlar
mehmet selim polat

0
0
0
Yorum Yaz