Biz Hem Davetçiyiz,Hem de Kadıyız - TERK EDİLEN İSLAM - Blogcu




TERK EDİLEN İSLAM

Biz Hem Davetçiyiz,Hem de Kadıyız

18/2/2007 · Kategori: DIN

Hudaybi kitabına, “Davetçiyiz Kadı Değiliz” ismini vermiştir.

Bununla, davetçinin vazifesinin sadece İslama davet olduğunu, insanlar hakkında hüküm vermek olmadığını belirtmek istemiştir. Çünkü onun iddiasına göre insanlar hakkında hüküm vermek, davetçinin değil kadının (hakimin) vazifesidir.

Bu görüş insanlar arasında öyle yayıldı ki, küfür işleyen veya la ilahe illallahı bozan bir amel yapan kişi hakkında hüküm vermek, çirkin görülen garip bir iş oldu ve bu konuda konuşan, sanki küfür söz söylüyormuş gibi itham edildi. Bundan Allah’a sığınırız.

Bu görüşün kötülüğünü, kitap ve sünnete nasıl muhalif olduğunu ve bu görüşü ortaya atanların ne kadar kötü vehimler içinde bulunduğunu açıklamak için Allah (c.c)’nun izni ve tevfiki ile şöyle diyorum: 

Rasullerin tümü, hem kadı hem de davetçi olarak gönderilmişler ve kavimlerindeki fertler hakkında kafir (küfür) hükmünü vermişlerdir. Bundan sonra onları hak dine davet etmişler, dinlerine giren ve inandıkları şeylere inananlara müslüman (İslam), bu inançtan çıkanlara mürted (irtidat) hükmünü vermişlerdir. Bu konu hakkında Kur’an’ı Kerim’de bir çok delil mevcuttur.

Bunlardan bazıları şunlardır:

1 - Kur’anı Kerim, yaratılmışların efendisi Muhammed (s.a.s)’in, kavmini İslama davet ettiğinde onlar icabet etmeyince, kendisine icabet etmeyenlere küfür hükmünü verdiğini bizlere şöyle bildirmektedir: 

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

(Ey Muhammed!) De ki: Ey kafirler! Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz. Ben sizin ibadet ettiklerinize asla ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz. Öyleyse sizin dininiz size, benim dinim de bana...” (Kafirun: 1-6)

Özür beyan etmelerine rağmen, Allah’ın ayetleri ile alay edenler hakkında kafir hükmünü vermesi de bunun gibidir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

“Onlara sorsan, elbette; “biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah, ayetleri ve O’nun Rasulü ile mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin. Çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz. Sizden bir gurubu affetsek bile, suçlu olduklarından dolayı bir guruba azap edeceğiz.” (Tevbe:  65-66)

2 - Efendimiz İbrahim (a.s) putlara ibadet eden baba-sı ve kavmi hakkında sapık ve küfür hükmünü vermiş-tir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İbrahim, babası Azer’e demişti ki: “Sen bir takım putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am: 74)                                                                     

3 - Efendimiz Nuh (a.s) kavmine, mü’minleri küçük görmeleri ve kovmaları sebebi ile cahil ve sapık hük-münü vermiştir.

Allah (cc) şöyle buyuruyor :   

“And olsun ki biz, Nuh’u kavmine gönderdik. Onlara şöyle demişti: “Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Çünkü ben, sizin için acıklı bir günün azabından korkuyorum. Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: “Biz seni sadece, bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Sana bizim basit görüşlü, alt tabakamızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis, sizin yalancılar olduğunuzu zannediyoruz. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden açık bir delil üzerinde isem ve O, bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız? Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeme karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükafatım yalnız Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Muhakkak ki onlar, Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, cahil bir kavim olarak görüyorum.” (Hud: 25-29)

4 - Efendimiz Yusuf (a.s) da kavmine küfür hükmünü vermiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki ben, Allah’a inanmayan bir kavmin dinini terk ettim. Onlar ahireti de inkar edenlerin kendileridir.” (Yusuf: 37)

5 - Ashab’u Kehf de kavimlerine, şirk ve küfür hükmünü verdikten sonra kavimlerinden uzaklaşmışlardır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:  

“İşte şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka birtakım ilahlar edindi! Bari onların ilahlıkları hakkında açık bir delil getirseydiler ya. Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kim vardır.” (Kehf: 15)

Rasulullah (s.a.s)’in siretini inceleyen kişi, bu konuda apaçık deliller görecektir. İşte onlardan bazıları:

1 - Rasulullah (s.a.s), amcası Ebu Talib’e kafir ve cehennemde sonsuza dek kalacağı hükmünü vermiştir. Kureyş, amcası Ebu Talib’in vefatından sonra Rasulullah (s.a.s)’ı himayesine alan Ebu Leheb’in himayesini ortadan kaldırmak için, Ebu Leheb’in Rasulullah’a, Ebu Talib hakkında sormasını istedi. (Ebu Leheb de bunu Rasulullah’a sorunca) Rasulullah  (s.a.s), kendi amcası hakkında kafir hükmünü verdi ve ateşte ebedi kalacağını söyledi.

2 - Babasının hanımı (üvey annesi) ile evlenen kişi hakkında Rasulullah (s.a.s), küfür ve irtidat hükmünü vermiştir.

3 - Rasulullah’ın ashabı, birbirine küfür ve nifak hükmünü verdikleri zaman, Rasulullah (s.a.s) onların hüküm vermelerine karşı gelmemiş fakat, doğru olan hükmü onlara öğretmiştir.

Zühri’den, demiştir ki: “Bana Muhammed b. Rebi’ dedi ki: “İtban b. Malikten işittim. O, şöyle dedi:

“Bir adam Rasulullah (s.a.s)’e geldi ve şöyle dedi:

“Malik b. Led Haşebe nerededir?” Bizden bir adam dedi ki: “O münafıktır, Allah ve Rasulünü sevmez.” Bunun özerine Nebi (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Allah’ın rızasını umarak la ilahe illallah diyor mu?” Adam:

“Evet” dedi. Rasulullah (s.a.s) da:

“Bununla hiç bir kul vefat etmiş olmasın ki, Allah (c.c) da ona ateşi haram kılmış olmasın.” buyurdu.” (Buhari)

4 - Yine bunun gibi meşhur bir kıssada Rasulullah, Ömer b. Hattab’ın, Hatıb b. Ebi Belta’ya karşı takındığı tavra ve ona hüküm vermesine kızmamış, fakat verdiği yanlış hükmü reddetmiştir.

Ömer (r.a) dedi ki:

“Ya Rasulallah! O, Allah’a, Rasulüne ve mü’minlere ihanet etmiştir. Bana emret de onun boynunu vurayım.” (Buhari)

Ayrıca buna ek olarak, Allah (c.c) müslümanlar üzerine bir çok şeyi vacip kılmıştır. Onlardan bazıları:

Müslümanları dost edinmek ve kafirlere düşmanlık beslemek... Bu, müminlerle kafirleri ayırt etmeden, küfrü ve küfrün sınırlarını, kafiri ve kafirin sıfatlarını bilmeden mümkün olmaz.

Yine Allah (c.c) müslümanların müslümanlarla evlenmesini, kafirlerle evlenmemesini emretmiştir. Bu da kafirlerle mü’minleri ayırdetmeden mümkün olmaz.

Yine Allah (c.c) ehli kitap dışındaki müşriklerin ve mürtedlerin kestiklerini haram kılmıştır. Bu yüzden kimin müslüman, kimin kafir, kimin müşrik, kimin mürted ve kimin ehli kitap olduğunun bilinmesi gerekir.

Yine Allah (c.c) bize kafirlerle cihad etmemizi, onlara sert davranmamızı ve onlarla savaşmamızı emretmiştir. Bu yüzden kafirlerle müslümanları birbirinden ayırt etmemiz gerekir.

Son olarak diyorum ki:

Tekfir, şer’i bir hükümdür. Diğer bütün şer’i hükümler gibi kitab ve sünnetin naslarına uygun olması gerekir. Kitap ve sünnette küfür ve işleyenin kafir olduğu kesin olarak bilinen konularda, örneğin; Allah’tan başkasına ibadet etmek veya kendisinde uluhiyet özelliklerinden birinin var olduğunu iddia etmek veya yalnız Allah’a ait olan mutlak teşri hakkını kendi nefsinde görerek nefsini Allah’a ortak koşmak gibi, böyle kişileri tekfir etmek gerekir. Böyle bir durumda, tekfir etmede duraklamak kesinlikle caiz değildir. Çünkü böyle yapmak, Allah’ın hükümlerini red ve yalanlamak demektir. Bu yüzden, kafiri tekfir etmemek veya onun küfründe şüphe etmek, Allah’ın hükmüne karşı çıkmak ve reddetmek manasına geldiği için alimler buna, sahibini İslam milletinden çıkaran küfür hükmünü vermişlerdir.

Ayrıca her müslümanın mutlaka imanı bozan şeyleri bilmesi gerekir. Büyük küfürleri ve sınırlarını bilmeyen kişi, bu küfürlere çok kolay düşebilir. Bu yüzden Allah (c.c) ayetlerinde kafirlerin yolunu, bütün şirk ve küfür çeşitlerini açıklamıştır. Ta ki onlardan kaçınabilelim, onlardan ve onları işleyenlerden sakınabilelim.

Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Böylece (mücrimlerin) suçluların yolu belli olsun diye ayetleri açıklıyoruz.” (En’am: 55)

Ayrıca tağutu inkar etmek de imanın gereklerinden ve sıhhatinin şartlarındandır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuş olur.” (Bakara: 256)

Daha önce de belirttiğimiz gibi tağutu inkar etmek, onu tekfir etmeyi ve ondan kaçınmayı gerektirir. Allah (c.c)’ın buyurduğu gibi :

“Biz her ümmete yalnız Allah’a kulluk edin ve taguttan kaçının diyen Rasuller gönderdik.” (Nahl: 36)

O halde, ümmetin bütün fertlerine farz ve imanın gereklerinden olmasına rağmen, bu nasıl ümmetin alimlerinin önde gelenlerinden başkasının bilemeyeceği kadar zor bir mesele olabilir?

Sonuç olarak: Müslümanın dinini koruması için, günümüzdeki toplumlardan hangisinde yaşarsa yaşasın etrafındaki her şeye karşı belli bir tavır takınması gerekir; Hakimlere, cemaatlere, insanlara, topluluklara, eğitime, cami imamlarına, kurulu müesseselere ve toplumun tüm görünen değerlerine...

Şirki bilmeyen kişi tevhidi bilemez, tevhidi bilmeyen kişi de tevhid inancına sahip olamaz. Tevhidi bilen kişi, inancında, amellerinde ve sözlerinde Allah (c.c)’ı nasıl birleyeceğini bilir. İnançlarında, amellerinde ve sözlerinde Allah’ı birlemeyip O’na şirk koşanları da bilir. Bütün bu konular birbirine bağlıdır. O halde herkes kendisini sakındırsın ve kendi nefsini hesaba çeksin!

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:isimsiz | Tarih: 19/2/2007
Konu: doğru söze ne denir

Allah razı olsun
güzel bilgilerdi

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »

-

Avrupa @ Yahoo! Video
Dost Kamusal Alan