|
Kategori: BelirtilmemiÅŸ
Kadınlık meziyetlerinin başında anne olmak şerefi gelir. Annelik, bir gönül ve mânâ işidir. Toplumu ihyâ edip âbâd eden de ve tersine berbâd eden de yine annedir. Toplumun kurtuluşu, hakîkî annelerin yetiştirilmesiyle mümkündür.
İslâmiyet, anne olmak sıfatıyla kadına en yüksek ve pek muhterem bir mevkî vermiştir. Târihin çeşitli dönemlerinde zillet ve hakâret içinde yaşayan kadın, lâyık olduğu en yüksek şerefe İslâm sâyesinde kavuşmuştur.
Herkese iyilik etmeyi, herkesin hakkını gözetmeyi emreden İslâm Dîni, kiÅŸinin babasına, özellikle annesine karşı en iyi ÅŸekilde davranmasını, haklarına dikkatle riâyet etmesini emretmiÅŸtir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuÅŸtur:
"Biz insana ana-babasını (onlara iyilik yapmasını) da tavsiye ettik. Anası onu (karnında) meşakkat üstüne meşekkatle taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl sürmüştür. Bana, ana ve babana şükret! Dönüşün ancak banadır (dedik).." (1)
Gerçek anne, hayâtı boyunca maddesini ve mânâsını evlâdına fedâ eder. Anne, yavrusunu bir müddet cisminde, ondan sonra kollarında ve hayâtı boyunca kabre kadar da kalbinde taşır. (2)
Abdullâh b. Mes’ûd (r.a.) der ki: Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e: "Allah katında en sevgili amel hangisidir?" diye sordum. Şöyle buyurdular: "Vaktinde kılınan namazdır." "Namazdan sonra hangisi daha sevgilidir?" diye tekrar sorduÄŸumda:
"Anaya babaya iyilik etmektir." buyurdular. Bunlardan sonra hangisinin en sevgili olduğunu sordum: "Allah yolunda cihaddır.." buyurdular. (3)
Müslüman olmasa dahi, anneye iyilik etmenin İslâmî açıdan ne kadar önemli olduÄŸunu Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın kızı Hz. Esmâ’ (r. anha)’nın ÅŸu rivâyeti apaçık bir ÅŸekilde ortaya koymaktadır:
"Müşrike olan (Allâh’a ortak koÅŸan) annem Rasûlullah (s.a.v.) zamanında bana gelmiÅŸti. Rasûlullah (s.a.v.)’den sordum ve dedim ki:
"Anam geldi. Bana ümid bağlamıştır. Ben onu görüp gözetebilir miyim?" Rasûlullah (s.a.v.): "Evet, ananı görüp gözet!" buyurdu. (4)
Ana-babaya itâat, Kur’ân-ı Kerîm’de ısrarla tavsiye edilmiÅŸtir. Konu ile ilgili olarak İsrâ Sûresi 23 ve 24. âyetlerinde şöyle buyurulur:
"Rabbin, "Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyi muâmele edin!" diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse, onlara "öff!." (bile) deme! Onları azarlama! Onlara çok güzel (ve tatlı) söz (ler) söyle! Onlara acıyarak tevâzû kanadını (yerlere kadar) indir! Ve: Yâ Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerini (öylece) esirge!. de.."
Hz. Peygamber (s.a.v.), ana-babaya iyi muâmele hakkında: "Siz iffetli olun ki, hanımlarınız da iffetli olsun! Siz ana-babanıza iyi davranın ki, evlâdlarınız da size iyi davransınlar!" buyurur. (5)
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) birgün; "Burnu sürtülsün!. Burnu sürtülsün!. Burnu sürtülsün!." buyurdu. "Kimin burnu sürtülsün ey Allâh’ın Rasûlü?." diye sorulunca, ÅŸu açıklamada bulundu: "Ana-babasının her ikisinin veya sadece birinin yaÅŸlılığına ulaÅŸtığı halde cennete giremeyenin..." (6)
Ana ve babaların en itâat ve hizmete ihtiyaç duydukları ihtiyarlık çaÄŸlarında onlara gereken hizmet, hürmet ve ÅŸefkati göstermeyip, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını ve cenneti kazanamayan çocukların elbette burunları sürtülmeyi hak etmiÅŸ olurlar.
İslâm Dîni, ana-babaya itâate son derece önem vermiş, ana-babaya karşı gelmeyi de büyük günahlar arasında saymıştır.
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, bu konuda şöyle buyurmuÅŸlardır: "Büyük günahlar; Allâh’a eÅŸ koÅŸmak, ana-babaya âsî olmak, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemîn etmektir." (7)
Yine Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz: "Bir kimsenin ana ve babasına sövmesi büyük günahlardandır." buyurmuşlardı.
Ashâb-ı kirâm: "Yâ Rasûlallah! Bir adam ana ve babasına söver mi?" dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:
"Evet, bir kimse başkasının babasına söver, o da buna karşılık onun babasına söver. (Eğer yine bir kimse) başkasının anasına söverse, o da onun anasına söver." buyurdu. (8)
DiÄŸer bir hadîs-i ÅŸerîfde de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "En büyük günahlardan size haber vereyim mi?" buyurdu. Ashâb-ı kirâm da: "Evet Yâ Rasûlallah!" deyince Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Allâh’a eÅŸ koÅŸmak, ana ve babaya âsî olmak.." buyurdu. Dayanmış olduÄŸu yerden doÄŸrulup oturdu ve: "Haberiniz olsun, aman yalan sözden ve yalan ÅŸehâdetten sakınınız!" buyurdu. Ve bu cümleyi defalarca tekrarladı. (9)
Ana ve babaların emir ve istekleri, dîne uygun olduÄŸu sürece yerine getirilir. Dîne aykırı olan emirlerine itâat edilmez. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman Sûresi’nin 15. âyetinde:
"Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itâat etme! (Ancak) onlarla dünyada iyi geçin!.." buyurulur.
Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebebi, Sa’d b. Ebî Vakkâs Hazretleri’nin müslüman olmasıdır. Hz. Sa’d (r.a.), Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın vâsıtası ile müslüman olunca annesi, öfkesinden üç gün yememiÅŸ, içmemiÅŸ ve tâkatten düşmüştü. Bunu gören Hz. Sa’d (r.a.):
"AnneciÄŸim! Allâh’ı ve Rasûlü’nü senden daha çok seviyorum. Vallâhi senin bin canın olsa ve bunları, birer birer İslâmiyet’i bırakmam için versen, ben yine dînimden vazgeçmem!.. Artık dilersen ye, dilersen yeme!." demiÅŸti.
Bunun üzerine annesi, oğlunun îmânındaki sebât ve kararlılığını görünce çâresiz kalarak yemeğini yemiştir. (10)
______________
Kaynak: (1) Lokman: 14. (2) Osman TopbaÅŸ, Murâdiye EÄŸt. Kurumları Derg. S: 1, s: 5. (3) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 347. (4) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 356. (5) Münâvî, Feydu’l-Kadir, c. IV, s: 318. (6) Müslim, Birr, IX, 251. (7) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369. (8) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369. (9) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 368. (10) Mustafa EriÅŸ, Seâdet Çağından Sîmâlar, s: 65.
mehmet selim polat
11:53 - 11/12/2006 - Yorum {0}
Etiketler :
Yorum Gönder
0 yorum yazilmistir
|