AMEL NİYET İLİŞKİSİ

2007-04-03 09:00:00

AMEL NİYET İLİŞKİSİ

Amel sözlük manası itibarıyla iş, çaba fiil, çalışma gibi anlamlara gelir. Gayeli yapılan iş olarak ta tarif edilmiştir. Amelin ibadete dönüşmesi için mutlaka niyet şarttır. Çünkü gayesi/ davranış ve eylemler bir anlam ifade etmez. Ceza ve mükafat konusu olan her türlü iş ve davranış ibadettir. Halta iyi ve güzel konularda düşünme ve tefekkür bile ibadet sayılmaktadır.
Kur'an'ı Kerim'e göre: Allah gökleri ve yeri, dünya nimetlerini, hayatı ve ölümü, hangilerinin daha güzel amel edecekleri konusunda insanları denemek için yaratmış. "Hanginizin amelinin daha güzel olduğunu sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri 6 günde yaratandır." (Hud-7)
"Biz hangisi daha güzel amelde bulunacak diye imtihan etmek için yer yüzünde ne varsa ona bir ziynet kıldık." (Kehf-7)
Ve yine Allah C.C. dünyada kimlerin daha güzel amel ettiğini ortaya çıkaracak ve hiç bir haksızlığa meydan vermeksizin herkesi ameline göre yargılayacaktır. Zerre kadar iyi ameli olanda, kötü ameli olanda karşılığını görecektir. Ancak kötü ameller yalnızca kötülüklerinin misliyle cezalandırılacak, iyi amel işleyenler ise Allah'ın fazlı
"Kim zerre miktarınca bir hayır yaparsa onu görecektir. Kimde zerre miktarınca bir şer işlerse onu görecektir." (Ez-Zilzal 7-8)
"Allah (cc). onlara güzel amellerinin karşılığını fazlından ziyade ile verecektir. Allah (cc), dilediği kimseye hesapsız rızık verir." (Nur-38)
"Kim bir kötülük işlerse, ancak onun gibisi ile ceza olunur. Erkek veya kadından, kim mü'min olarak salih amel işlerse işte onlar cennete girerler. Onlar, orada hesapsız rızıklanırlar." Mü'min 40
Ameller genellikle iki başlık altında toplanmış.
a) Ameli Salih
b) Ameli Su veya Ameli seyyie
Ameli Salih, dinin yapılmasını emrettiği veya tavsiye ettiği, iyi, doğru, faydalı ve sevap karartmaya vesile olan işlerdir. Gayri salih ameller ise yapılması yasaklanan veya iyi karşılanmayan kötü, yanlış, zararlı ve günaha yol açan amellerdir.
Ancak burada dikkat edilecek ve zaman zaman bir çok kişilerin istismarına yol açan bir konu vardır. Bu da amel niyet ilişkisidir. Bir çok insanlar -ameller niyetlere göredir.- Hadisinin arkasına sığınarak Amel-niyet münasebetini çok çarpık bir şekilde yorumlamışlardır. Özellikle bunlar bulundukları mevki ve makamdan elleri olmayanlar, tağutun kendilerine bahşettiği imkanlardan vazgeçmeyenlerdir. Bunlar durumlarını meşrulaştırmak ve İslam'i bir kılıfa sokmak isterler. Bunun için bir takım dini ıstılahları özellikle dinin temel kaynağı durumunda olan Kur'an ve Sünnet'ten deliller getirerek kendi basit zevklerini ve dünyevi çıkarlarını İlahi bir temele dayandırmaya çalışırlar. Zaten bu tarih boyunca da hep böyle olmuştur. Krallar ve hükümdarlar bile makamlarını meşrulaştırmak için zaman zaman durumlarını ilahi bir kaynağa dayandırma ihtiyacını hissetmişlerdir. Eski Mısırlılarda Firavun Tanrının oğludur. Hükümdarlık yetkisini Tanrıdan almıştır. Çinlilerde de durum böyledir. Kral semavi hükümdarın oğludur.
Bütün İslâm alimlerine göre, iyi niyet, dince yasaklanmış olan bir işin yapılmasına cevaz değildir. Ve o işin kötülük ve günah vasfını da ortadan kaldırmaz. Ancak [dinin hoş gördüğü ve İslâm'ın temel prensipleriyle çatışmayan bir iş için yapılan niyet sevap getirir. Hz. Ömer R.A.'dan] rivayet edilen bir hadise göre: Resulullah (S.A.V.)'den işittim; buyuruyordu ki ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur. Nail olacağı bir dünya veya nikah edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş kimse varsa hicreti (Allah'ın ve Resulünün rızasına değil) hicretine sebep olan şeye müntehidir.
Dikkatle incelediğimizde hadiste Amel-niyet ilişkisinin işlendiğini görürüz. Hadiste zikr olunan amel (Hicret), şartlar ve ortama göre müminlerin yapmaları vacip olan bir ameldir. Her ne kadar Hicret farizasını zaman ve mekan kaydına bağlı olmaksızın genci bir mana çerçevesinde ele aldığımızda, hicreti; İslâm olgusu dışındaki her şeyden yüz çevirme, İslâm dışı her şeyden İslâm'a fıtrata dönme, yani çıplak anlamıyla cahiliye toplumunu bütün değerleriyle protesto etmek ve onlardan net bir şekilde yüz çevirmek şeklinde algılasak ta somut şekildeki hicretin mekan ve hudut kaydına bağlı olarak İslam'i yaşayışın güçleştiği bir yerden İslâm'ın daha iyi yaşanabilir bir yere göç etmek anlamındaki bir eylem olduğu bilinmektedir.
Kuran'ı Kerim'de Hicretin önemine değinen pek çok ayet görmek mümkündür.
"Şüphesiz ki iman edenler bir de hicret edip Allah yolunda cihad edenler işle onlar Allah'ı rahmetini umarlar. Allah gafur ve rahim'dir."(Bakara218)
"Şimdi hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyet görenlerin, savaşıp ta öldürülenlerin elbette günahlarını örteceğim." (Ali İmran 195)
"Onlar kendileri gibi sizinde kafir olup onlarla bir olmanızı arzu ettiler. O halde Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden veliler edinmeyin. Eğer (Tevhid ve hicretten) yüz çevirirlerse onları nerede bulursanız yakalayıp öldürünüz. Ve onlardan hiç bir velide edinmeyiniz." (Nisa 89)
"İman edipte hicret etmeyenler ise, hicret edene kadar si/.in onlara hiçbir velayetiniz yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterse yardım etmek üzerinize vacip olur. Ancak sizinle aralarında muahede bulunan bir kavim aleyhinde değil. Allah C.C. yapmakta olduğunuzu hakkıyla görücüdür." (Enfal 72)
Bakara 218'de hicretin imandan sonra zikredildiğini, Ali İmran 195'te ise adeta şehitlerin mertebesinde gösterilerek hicret edenlerin günahlarının örtüleceği müjdesini görüyoruz. Nisa 89 ve Enfal 72'de de hicret ameliyesi daha değişik bir boyut kazanmaktadır. Burada safların belirlenmesinde adeta bir ölçü olarak ele alınmaktadır.
İman ettikleri halde hicret etmeyenlerle, Müslümanlar arasında hiçbir dostluk bağı kalmıyor. Allah Subhanehu ve Teâlâ hicret edinceye kadar onlarla dostluk kurulmamalını ve onları Müslümanlara sırdaş yapılmamasını emretmektedir.
Bütün bunlar göstermektedir ki hicretin bir ameli saliha olduğu, ancak bütün bu önemine rağmen Resulullah'ın (S.A.V.) hadisindeki inceliğe baktığımızda Allah rızasına dayanan bir niyette bütünleştiği zaman gerçek mevkisine ulaşılabileceği anlaşılmaktadır.
Ve yine şu gerçeği de anlamaktayız ki -ameller niyetlere göredir- prensibi salih ameller için geçerlidir.
Gerek niyetin Allah rızası için olması, ancak amelin dince yasaklanmış bir şey oluşu ve gerekse niyetin Allah rızası için olmaması ancak amelin salih oluşu her iki halde de islam Prensibiyle çatışma söz konusudur. Failine hiç bir surette sevap kazandırmaz. Niyetin tek-başına bir fayda sağlayamayacağı gibi, amelde yalnız başına bir fayda sağlamaz. Her ikisi birbirini tamamlayan iki ayrı olgudur. Niyetin iyi olması dince yasaklanmış bir amelin yapılmasını meşru kılamıyacağı gibi, kötü niyetle işlenmiş bir salih amelinde Allah indinde failine mükafat sağlamaz.
Allah'ın hiç bir şekilde müsaade etmediği, Allah'ın hükümlerinin çiğnendiği ve insanların îlahlaştırıldığı mevki ve makamlarda; Biz sadece dine hizmet için buralardayız. Niyetimiz Allah rızası içindir diyen zihniyetin dikkatini şu gerçeğe çekmek istiyoruz:
Eğer siz Allah'ın dinine hizmet etmek istiyorsanız, emir olunduğunuz gibi hizmet ediniz. O'na ortak koşarak değil.
Hem o makamlarda Tanrılar adına bir takım kanunlar ihdas ederek insanlar üzerinde onlar adına hükmedeceksiniz, hem de niyetinizin Allah rızası için olduğu ve dine hizmet için orada bulunduğunuzu iddia edeceksiniz. O mel'e yuvasına daha ilk adımınızı atar atmaz ilahlarına kayıtsız şartsız itaat edeceğinizi ve O'nun dinine muhalefet etmeyeceğinizi bütün dünyaya ilan edeceksiniz. Hem İslâm'ın aleyhine her çeşit tuzağın hazırlandığı, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız insanlara verildiği o mel'e yuvasında görev üstleneceksiniz hem de niyetinizin samimiyetinden bahsedeceksiniz.
Bu durum aklı selim tarafından kabul edilemeyeceği gibi, İslâm i anlayış tarafından da reddedilmektedir.

312
0
0
Yorum Yaz