--HUZUR İSLAMDADIR,DİNİNİ ÖĞREN ve YAŞA- Hıristiyanlar Yazmasınlar,Sevmiyorum.-

Tıkla>>>>>MEHMET SELİM POLAT

DUA,Diyanetin Fetvaları

Müslümanlar gayrimüslimlerin cenaze törenlerine katılabilirler. Ancak, böyle bir merasime katılan kişinin, diğer dinlere ait duâ, ibadet ve benzeri dînî ayin ve ritüellerin icrasına katılması ve gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir. Taziye ve teselli amaçlı olarak, bu tür ziyaretler yapılabilir.
  • Dini örfte ve uygulamada, bir kimse vefat ettiğinde, kendi mensup olduğu dinden; daha önce vefat eden kişilerin defnedildiği kabristana defnedilir.
    Tarih boyu Müslüman mezarlıkları, büyük bir itina ile Hıristiyan ve Yahudi mezarlıklarından ayrı mekanlarda oluşturulmuştur. İslam Dininin, ölülerin techiz, tekfin ve defin işlemlerinde, kabir ziyareti, okuma ve dua usullerinde kendine has uygulamaları vardır. Bunlar Müslüman Türk halkımızın öz kültürü olmuştur. Kültür erezyonu, kimlik kaybı bir millet için sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Bu bakımdan Müslüman mezarlığının gayrimüslim mezarlığı ile parselleri ayrı olan bir mekanda bulunmasında bir sakınca yoksa da aynı mekanda karışık olarak defnedilmesi uygun değildir.
    Hıristiyan bir kişinin, Müslümanlar arasında vefat etmesi halinde, o yerde Hıristiyan mezarlığı varsa, cenaze bu mezarlığa gömülür. O yerde Hıristiyanlara ait mezarlık yoksa ve bu kişinin başka yerdeki bir Hıristiyan mezarlığına nakli de yapılamazsa, Müslümanlara ait kabristanın, bir köşesine defnedilebilir.

 

  • Ölen bir kişinin iyi bir insan olduğuna dair Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Hz. Peygamber’in, ashabın lehinde şahitlikte bulunduğu cenaze için “cenneti hak etti”; aleyhinde şahitlikte bulunduğu cenaze için de “cehennemi hak etti” buyurduğu rivayet edilmiştir (Buhârî, Cenâiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60).
    Günümüzde, bu tezkiyenin yapılmasını sağlamak amacıyla, cenaze namazını kıldıran kişi, cemaatin ölü hakkındaki kanaatlerini sormaktadır. Cenazenin halini genellikle iyi olarak bilen kişinin, iyiliğine şahitlik yapması, tanımayan veya kötü olarak bilen kişinin ise, hayır duada bul
 
  • Taziye, ölünün yakınlarının üzüntüsünü paylaşarak, onları teselli edici, rahatlatıcı sözler söylemektir. Hz. Peygamber, cenaze yakınlarına taziyede bulunmayı tavsiye etmiştir (Tirmizî, Cenâiz, 71). Ölü yakınlarının acılarını tazelememek için, taziye üç günden sonraya bırakılmamalıdır. Taziyede bulunan şahıs, ölünün yakınlarına sabır ve metanet diler, cenaze için hayır duada bulunur.unması uygun olur.
 
  • Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölünün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm'ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.
    Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak; bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek; kendilerinden medet ummak; bu ziyaretleri dini bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak; mum yakmak; kurban kesmek, şeker v.b yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek tevhid dini olan İslâm bağdaştırılamaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.
    Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Kabrin yanına gelince; “ Mü’minler yurdunun sakinleri sizlere selam olsun. İnşâallâh biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allâh’tan afiyet dilerim” denilir. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin demirlik ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak ise kabir ziyaretiyle bağdaşmaz.
 
  • Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir.
    Annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran kişiye Hz. Peygamber: "Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır." buyurmuştur (Ebû Davud, “Edeb”, 129; İbn-i Mace, “Edeb”, 2).
    Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabîye de: "Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver" buyurmuşlardır (Buharî, “Vasâyâ” 19; Müslim,“Zekat” 51).
    Buna göre, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi, çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Ancak, 7. 40. ve 52. gün duası gibi uygulamaların hiçbir dinî dayanağı bulunmamaktadır.
 
  • Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allâh rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.
    Malî ibadetlerden biri olan zekat, İslâm'ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin...” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mücadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe, 9/103) buyrulmaktadır.
 
  • Bazı dua ve surelerin belli bir sayıda okunmasına dair rivayetler bulunmakla birlikte, bu rivayetler o duaların çokça tekrarlanmasını veya yapılmasını teşvik amacıyladır. Bu nedenle dua ve surelerin belli sayılarda okunması zorunlu değildir. Gerek Kur’an-ı Kerim’de, gerekse Hadis-i Şeriflerde yer alan dualar, herhangi bir sayıyla sınırlanmaksızın okunabilir. Duada asıl olan sayı ve şekil değil, ruh halidir; samîmî bir şekilde içtenlikle yapılmasıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allâh : “Rabbinize gönülden ve gizlice dua edin. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez." (el-A’raf, 7/55) buyurarak bizleri samimi olarak ve gönülden dua etmeye teşvik etmektedir.

mehmet selim polat

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: | Tarih: 26/7/2008
    Konu: mesaj
    şimdiki müslümanlar da aynısını yapıyor daha geçen şarşamba 3 kişi yi idam eden müslüman lar değil miydi?.
    ========================
    Müslümanlar asla katletmezler.Savunma yaparlar.Ancak Hıristiyanlar zulüm ve katliam yaparlar.Kısas ise onda hayat vardır,herkes anlıyamaz.Müslüman zalimleri idam ederki,toplum kurtulsun.idam cezasının kalkması,Aponun mahzenlerde beslenmesi zulümdür.öldürülüp çöplüğe atılmalıydı ki,toplum kurtulsun.Bu müslümanlıkta fazilettir,cinayet değildir.

    Düzenleyen mehmetselimpolat gün: 30/7/2008 saat: 19:35

    Bağlantı »

Yorum yaz!