10/1/2007
İkincisi: Şirkin Bütün Türlerinden Uzak Durmak
Büyük şirk türlerinden herhangi birisini işlediği halde la ilahe illallah şehadetini söyleyen kişi, İslam’ın emrettiği bütün ibadetleri yapsa bile müslüman sayılmaz. Müslüman sayılabilmesi için büyük şirkin her türünden uzak durması gerekir.
Bunun delilleri şunlardır:
Birinci Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Onları yakalayın, hapsedin, bütün gözetleme yerlerinde onları gözetlemek için oturun! Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın! Allah, şüphesiz, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Tevbe: 5)
İmam Kurtubi, şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani; şirkten tevbe ederlerse... “Namazı ikame eder ve zekatı verirlerse onları serbest bırakın” ayetin bu bölümünü düşünmek gerekir. Allah (c.c) öldürmenin sebebini şirke bağlamış sonra “tevbe ederlerse” buyurmuştur. Öldürmenin sebebi şirk işlemek ise şirkten tevbe edilirse öldürmemek gerekir. Namaz kılmak zekat vermek şart değildir. Kişi şirkten tevbe ettiği zaman öldürülmez. Namaz vakti girmeden, zekat farz olmadan şirkten tevbe eden kişinin tevbesi kabul edilir, öldürülmez. Asıl olan budur. Fakat Allah, şirkten tevbe etmenin yanında iki şart daha koşmuştur. Bu iki şartı göz ardı edemeyiz. Bu iki şart; “namaz kılarlarsa” ve “zekat verirlerse” şartıdır.
Rasulullah (s.a.s)’in bu ayete benzeyen şöyle bir hadisi vardır:
“La ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar onlarla çarpışmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa, Allah (c.c)’ın hakkı hariç, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allaha aittir.”
İmam İbni Arabi bu ayet ve bu hadis ile ilgili olarak şöyle dedi:
“Bu şekilde Kur’an ve sünnet birbirini desteklemiş olur.” (KurtubiTefsiri)
Allah (c.c) sana hidayet etsin. İmam Kurtubi’nin sözünü dikkatli düşün! İmam Kurtubi, ayeti tefsir ederken “Tevbe şirkten olur, şirkten vazgeçilmedikçe öldürme hakkı kalkmaz” demiştir. İmam ibni Arabi’nin sözüne de dikkat et! İmam İbni Arabi; “bu ayetin ve hadisin manaları birbirine uymuştur” demiştir.
Bu ayet gösteriyor ki; müşrikler ancak şirkten tevbe ederlerse öldürülmez ve esir edilmezler. İbni Arabi’nin zikrettiği Rasulullah’ın hadisinin manası da ayetin manası gibidir.
İmam Begavi şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani şirkten tevbe ederlerse... “Namaz kılarlarsa ve zekat verirlerse onları serbest bırakın” yani onları bırakın, kendi şehirlerinde serbest dolaşsınlar. Mekke’ye girebilirler.” (Begavi Tefsiri)
İbni Kesir, şöyle dedi:
“İmam Taberi şöyle dedi: “Rabi’den, o da Enes’ten, Rasululullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim ihlaslı bir şekilde yalnız Allaha ibadet eder, hiçbir şeyi O’na eş koşmaz ve bu hal üzere dünyadan ayrılırsa, Allah (c.c) ondan razı olarak ayrılmış olur.”
Enes (r.a) şöyle dedi:
“Hadiste zikredilen şey, Allah’ın gerçek dinidir. Bütün rasuller bununla gelmişlerdir ve kavimlerine bunu tebliğ etmişlerdir. Bu sözü Allah’ın kitabında son inen şu ayetler doğrulamaktadır: “Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse onları serbest bırakın!” Onların tevbe etmeleri; putlara tapmaktan vaz geçip yalnız Allah (c.c)’a ibadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekat vermeleridir.
Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse, işte o zaman onlar, sizin dinde kardeşiniz olurlar.” (Tevbe: 11)
Hadisi, İbni Merdeveyh ve Muhammed b. Nasır el Maruzi namaz bölümünde rivayet ettiler.” İbn Kesir Tefsiri)
İmam Taberi, şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani; işledikleri şirkten ve Muhammed’in nebiliğini inkar etmekten vazgeçer, Muhammed’in nebiliğini kabul eder ve sadece Allah’a ihlaslı bir şekilde ibadet edip bütün sahte ilahları ve tağutları redederse demektir.” (Taberi Tefsiri)
İkinci Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse, işte o zaman onlar, sizin dinde kardeşiniz olurlar.” (Tevbe: 11)
İmam Kurtubi, şöyle dedi :
“Tevbe ederlerse” yani şirkten vazgeçip İslam’ın hükümlerine uyarlarsa... “Sizin kardeşiniz olurlar” yani sizin din kardeşiniz olurlar.
İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: “Bu ayet, kıble ehlinin kanlarını haram kılmıştır” (Kurtubi Tefsiri)
İmam Begavi şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani şirkten tevbe ederlerse “sizin din kardeşiniz olurlar” yani; sizin din kardeşiniz olurlar.Tam, sizin gibi hak sahibi olurlar.” (Begavi Tefsiri)
Bu ayet müşrikler şirkten tevbe edinceye, namaz kılıp zekat verinceye, yani; İslam ahkamına uyuncaya kadar kıtalın yani; onlara karşı savaşın devam edeceğini bildirmektedir. Bütün selefi salih, ayette geçen “tevbe edinceye kadar”dan kastın; “şirkten tevbe edip bütün tağutlardan uzak durmak ve İslam hükümlerine uymak” demek olduğunda ittifak etmişlerdir. Yine, bu ayet ile Rasulullah (s.a.s)’in: “İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye kadar çarpışmakla emrolundum” hadisinin aynı manada olduğunda da ittifak etmişlerdir. Bu sebeple, müfessirler bu ayeti tefsir ederken bu hadisi de zikretmişlerdir.
Rasulullah (s.a.s)’ın bu hadisi, kafirler şirkten vazgeçinceye ve İslam hükümlerine uyuncaya kadar onlarla savaşmanın meşru olduğunu bildirmektedir. Zaten hadiste geçen Rasulullah (s.a.s)’ın, “İslam hakkı müstesna” sözü de bunu ifade etmektedir. Bu manayı şu sahih hadis desteklemektedir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kim, la ilahe illallah der ve Allah’tan başka ta-pılanları reddederse malı ve kanı haram olur. Sonra onun hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)
Bunun için İmam Buhari, kitabında şöyle bir bab yapmıştır:
“Tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse onları serbest bırakın.” Sonra bu babın altında şu hadisi zikretmiştir.
İbni Ömer (r.a), Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye, Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna şehadet edinceye ve namaz kılıp zekat verinceye kadar onlarla çarpışmakla emrolundum. Eğer bunu yaparlarsa, İslam hakkı müstesna, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allah’a aittir.”
İmam Hafız İbni Hacer el Askalani, bu hadisi açıklarken şöyle demiştir:
“Bu hadis ayeti açıklar. Çünkü ayetteki tevbeden kasıt, küfürden dönüp tevhide girmektir, Rasulullah (s.a.s) hadiste tevbeyi şöyle açıklamıştır: “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet edinceye…” Bu ayet ile hadis arasında münasebet vardır. Çünkü ayetteki “serbest bırakın” ile hadisteki “mallarını ve canlarını korumuş olurlar” lafızları aynı manadadır.” (Fethül Bari cilt:1 s: 94-95 Kitabul İman)
İmam Şevkani, şöyle dedi:
“La ilahe illallah sözünü sadece dil ile söylemek, fakat, bununla birlikte manasıyla amel etmemek kişiye müslüman sıfatını vermez. Çünkü cahiliye ahalisinden bir kişi bu sözü söylese ve bununla birlikte puta tapmaya devam etse, müslüman sayılmaz.” (Ed-Durru’n-Nadid Fi İhlas Kelimetu’l-Tevhid s: 40)
İmam Şevkani, başka bir yerde şöyle dedi:
Şüphesiz kim, la ilahe illallah der ve yaptığı amellerde tevhide muhalif bir amel görünmezse bu kişi müslümandır. “İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum….” Hadisinde bildirilen İslam’ın rükunlarını yerine getirdiği müddetçe, kişinin malı ve kanı korunmuş olur. Aynı şekilde, İslam’a girmeyi kastederek kim, la ilahe illallah der fakat, İslam rükunlarını üzerine farz kılan bir vakit geçmez ve kendisini öldürmeğe hazırlanan müslümanlara İslam’ı diliyle ikrar ettiğini haber verirse, zahiren böyle bir kimseye müslüman hükmü vermek gerekir. Rasulullah (s.a.s), bu kaideyi bozduğu için Usame b. Zeyd’i azarlamıştır. Fakat kim, tevhid kelimesini söyler ve bununla birlikte tevhide muhalif ameller işlerse, ölüler hakkında (onların zarar veya menfaat verebileceğini) düşünenlerin düşündüğü gibi, şüphesiz bu kişinin amelinde, diliyle ikrar ettiği tevhide muhalif bir hal zuhur etmiş olur. Böyle bir kimse kesinlikle müslüman sayılmaz. Ne (şirk) yapılırsa yapılsın, sadece la ilahe illalah’ı söylemek müslüman olmak ve küfürden çıkmak için yeterli olsaydı, o zaman bu söz Uzeyr Allah’ın oğlu diyen yahudilere, Mesih Allah’ ın oğlu diyen hristiyanlara ve dini kalbiyle yalanlayıp, sadece diliyle “la ilahe illallah” diyen münafıklara da fayda verirdi. Çünkü zikrettiğimiz bu taifelerin hepsi dilleriyle la ilahe illallah’ı yani; tevhid kelimesini söylemektedirler.” (Ed-Durru’n-Nadiyd Fi İhlas Kelimetu’t-Tevhid s:42)
Şeyh Abdurrahman İbni Muhammed b. Kasım şöyle dedi:
“İbni Ömer (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İnsanlarla savaşmakla emrolundum...” Bu sözden kastedilenler müşriklerdir. “Ta ki, la ilahe illallah’a şehadet edinceye kadar...” Bu sözden kasıt ise, la ilahe illallah’ın manasını bilmek ve gerekleriyle amel etmektir. “Namaz kılıp zekat verinceye kadar…” Hadisin bu bölümünde İslam’ın iki rüknu zikredilmiştir. Bu iki rükun olmadan kulun İslamı sahih olamaz. “Eğer bunu yaparlarsa” yani; “eğer la ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet eder ve namaz kılıp zekat verirlerse”, demektir. “Kanları ve malları korunmuş olur” Yani; işte o zaman onlara savaş açılmaz. Ta ki, iki şehadete zıt olan birşey yapıncaya kadar.” “İslam hakkı müstesna” yani; İslam şeriatine boyun eğmeleri demektir.
Ebu Bekir (r.a) şöyle demiştir:
“Rasulullah (s.a.s)’e daha önce verdiklerini, bir keçi yavrusu bile olsa, bana vermezlerse onlara savaş açarım.” (El-İhkam Şerhu Usulu’l Ahkam c: 4, s: 400)
Üçüncü Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fitne kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Şirkten vazgeçerlerse, artık düşmanlık ancak zalimler içindir.” (Bakara: 193) (Enfal: 39)
İbni Kesir Enfal: 39 ayetini açıklarken şöyle dedi:
“Dahhak, İbni Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“Fitne kalkıncaya kadar onlarla savaşın!” Ayetteki fitneden kasıt, şirktir. Ebu’l Aliye, Mücahid, Hasen, Katade, Rebi İbni Enes, Suddi, Mukatil b. Hayyan ve Zeyd b. Eslem de, ayetteki fitneyi bu şekilde açıklamışlardır.”
Muhammed b. İshak şöyle dedi:
“Zühri’den, Urve b. Zubeyr’den ve başka alimlerden bana şu ulaştı:
“Fitne kalmayıncaya kadar...savaşın!”, yani; müslümanlar dinlerinde fitneye düşmesin diye savaşın!
“Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar…” Dahhak, İbni Abbas’ın bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Yani; yalnız Allah’ı tevhid edinceye kadar… Hasan, Katade ve İbni Cureyc’e göre; “dinin hepsi yalnız Allah’ın oluncaya kadar”dan kasıt; “la ilahe illallah” denilinceye kadar, demektir.”
Muhammed b. İshak şöyle dedi: “Yani, Allah’ı şirk-siz, tam olarak tevhid edinceye ve O’ndan başka tapılanları reddedinceye kadar...”
Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar…” yani sizin dininizle beraber herhangi bir küfür dini kalmayıncaya kadar… Buhari ve Müslim’de geçen Rasulullah (s.a.s)’in söylediği hadis bu manayı desteklemektedir. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“İnsanlar la ilahe illallah deyinceye kadar.... savaşmakla emrolundum.” (İbni Kesir Tefsiri)
İmam Begavi Bakara: 193 ayeti hakkında şöyle dedi:
“Onlarla çarpışın” yani; müşriklerle çarpışın.
“Fitne kalkıncaya kadar...” Fitneden kasıt, şirktir. Yani; müslüman oluncaya kadar çarpışın. Çünkü putperestten sadece İslam kabul edilir. Eğer İslam’a girmeyi kabul etmezse öldürülür.
“Din Allah’ın oluncaya kadar” yani; bütün itaat ve ibadet yalnız Allah’a oluncaya kadar. “Allah’ın...” yani; ibadet ve itaat yalnız Allah’a oluncaya, sadece ibadet O’na yapılıncaya ve O’ndan başkasına ibadet edilmeyinceye kadar...
“Şirkten vazgeçerlerse” Yani; küfürden ve şirkten vazgeçip müslüman olurlarsa...
“düşmanlık yoktur….” Yani; ancak o zaman savaş, zalimlere karşı yapılır. Bu açıklamaları İbni Abbas yapmıştır.” (Begavi Tefsiri)
Bu ayet gösteriyor ki, müşrikler şirktten vazgeçer, Allah’tan başka bütün ibadet edilenleri reddeder ve ihlaslı bir şekilde bütün ibadetleri yalnız Allah’a yaparlarsa, işte o zaman onlara karşı savaş açılmaz.
Muhammed İbn’il Abdulvehhab:
“Kim la ilahe illallah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse malı ve kanı ancak o zaman haram olur. Hesabı Allah’a aittir” hadisini zikrettikten sonra şöyle dedi: “Bu hadis, la ilahe illallah’ın manasını en güzel, en açık anlatan hadistir. Bu hadise göre; kanın ve malın korunabilmesi için la ilahe illallah’ı telafuz etmek yeterli değildir. Hatta bunun manasını bilmek, bu manayı kabul etmek ve Allah’tan başka ortaklar edinmemek de yeterli değildir. Mal ve kanın korunması, ancak bu zikrettiğimiz şeylerle birlikte Allah’tan başka ibadet edilenleri de reddetmekle mümkün olur. Bu konuda şüpheye düşen veya duraklayanın malı ve kanı haram olmaz. Bu hadisin anlattığı mesele, ne kadar yüce ve değerli bir meseledir. Bu hadis, bu konuda herkesi susturan ne kadar da güzel ve açık bir delildir.” (Kitabu’t Tevhid)
Fethu’l Mecid kitabının sahibi şöyle dedi:
“Kim la ilahe illallah der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse” sözünden anlaşılıyor ki, Rasulullah (s.a.s) bu hadiste kanın ve malın korunmasını iki şeye bağlamıştır.
Birincisi; bilerek, kesin inanarak la ilahe illallah’ı söylemek. Bu şart daha önce değişik hadislerde zikredilmiştir.
İkincisi; Allah’tan başka ibadet edilenleri reddetmek. Rasulullah (s.a.s) bu hadiste, manasını tatbik etmeden sadece la ilahe illallah’ı telafuz etmeyi, kanı ve malı korumak için yeterli görmemiştir. Canın ve malın korunması için la ilahe illallah’ın bilerek söylenmesi ve onunla amel edilmesi şarttır. Bu hadis,
“Kim tağutu reddedip, Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur... (Bakara: 256) ayetiyle aynı manadadır.
Fethul Mecid kitabının sahibi şöyle devam etti: İşte! La ilahe illallah’ı söyleyen kişinin, malını ve canını koruyabilmesi için ancak, Muhammed bin Abdu’l Vahhab’ın “tevhid” kitabında zikrettiği 5 şartın tahakkuk etmesi gerekir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara: 193)
“Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekatı verirlerse yollarını serbest bırakın.” (Tevbe: 5)
Allah (c.c) bu iki ayette; şirkten tevbe edip amellerini ihlaslı bir şekilde Allah (c.c)’ya yapıncaya ve namazı kılıp zekatı verinceye kadar müşriklerle savaşmayı emretti. Eğer bunlardan herhangi birisini yapmazlarsa alimlerin icmai ile onlara savaş açılır.
Sahihi Müslim’de Ebu Hureyre (r.a)’den, Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
“İnsanlarla, la ilahe illallah’a şehadet edinceye bana ve benim getirdiğime iman edinceye… savaşmakla emr olundum.”
Buhari ve Müslim’de İbni Ömer (r.a)’dan, Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
“İnsanlarla la ilahe illallaha şehadet edinceye… savaşmakla emrolundum.”
Bu iki hadis, yukardaki Enfal ve Tevbe ayetlerini açıklamaktadır. Bütün alimlere göre; la ilahe illallah’ın manasını bilmeyen, bu kelimenin manasına inanmayan ve manasının gerekleriyle amel etmeyen kişinin bu sözü söylemesi ona fayda vermez, böylelerine savaş açılır. Ta ki, la ilahe illallah’ın manasına inanarak şehadet edip gerekleriyle amel edinceye kadar...
Ebu Süleyman Hattabi dedi ki: “Rasulullah (s.a.s)’ın,
“İnsanlarla la ilahe illallah’a şehadet edinceye, bana ve benim getirdiğime iman edinceye… kadar savaşmakla emrolundum” sözündeki hitap, kitap ehline değil putperesleredir. Bu bilinen bir şeydir. Çünkü ehli kitaba, la ilahe illallah demelerine rağmen savaş açılır, kılıç onlardan kaldırılmaz (ta ki, daha başka şartları yerine getirinceye kadar).
Kadi İyad dedi ki:
“Malın ve canın korunmasının la ilahe illallah’ı söylemeye bağlı olmasının sebebi; la ilahe illallah’ı söyleyenin imanı kabul ettiğini gösterdiği içindir. Şüphesiz bu söze muhatap olanlar, arab müşrikleri ve putperestlerdir. Onlar dışındaki la ilahe illallah’ı söyleyenlerin mal ve canlarını koruyabilmeleri için, sadece la ilahe illallah’ı söylemiş olmaları yeterli değildir. Çünkü onlar, küfür işlemelerine rağmen la ilahe illallah diyen kimselerdir.”
Fethul Mecid kitabının yazarı, devemında şöyle demektedir: “Rasulullah (s.a.s)’in:
“Hesabı Allah (c.c)’a aittir” sözü; “diliyle bu şehadeti söyleyenin hesabını Allah (c.c) kendi üzerine almıştır” manasındadır. Eğer bu sözü şehadet ederken kalbi ile inanarak söylemişse, Allah (c.c) onu cennet ile mükafatlandırıcaktır. Eğer münafık ise, Allah (c.c) onu kıyamet gününde çok acıklı bir azap ile azaplandıracaktır. Fakat dünyada hüküm zahire göredir. Kim tevhidi ikrar eder, onu bozacak bir amel işlemez ve İslam’ın hükümlerine boyun eğerse ona zahiren müslüman hükmü verilir, böylece malını ve canını korumuş olur.
Bu hadis, Allah (c.c)’dan başka ibadet edilenleri reddetmeden la ilahe illallah sözünü söyleyen insanların da bulunabileceğini göstermektedir. Ancak böyle kişiler, malın ve canın korunması için gerekli şartları yerine getirmemiş sayılırlar. Bu hükmü, muhkem olan ayetler ve sahih hadisler apaçık bir şekilde göstermektedir.” (Fethul Mecid s: 111-115)
İmam Muhammed b. El Hasan Eş Şeybani, Hasan el Basri (r.a)’dan şöyle nakletmiştir:
Hasan dedi ki: “Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye... kadar savaşmakla emrolundum.”
Hasan dedi ki:
“Rasulullah (s.a.s) bu sözü söylerken putpereslere hitab ediyordu. Çünkü onlar Allah (c.c)’ı birleyen bir kavim değillerdi. Bu sebeple onlardan la ilahe illallahı söyleyen kişinin bu sözü, İslam’ı kabul ettiğini gösterir ve hem canını hem de malını korumuş olur.
Özetle; (İslama girmek isteyen) bir kimse, İslam’dan önceki bilinen inancını reddeden bir şey söylerse, ona zahiren müslüman hükmü verilir. (Kalbindeki) gerçek inancını öğrenmemiz mümkün değildir. Bu yüzden, dili ile ikrar ettiği şeye göre ona muamale ederiz. Bu kim-senin İslam’dan önceki inancına zıt bir şey ikrar etmesi, eski inancını değiştirdiğini gösterir. Putperestler zaten Allah (c.c)un varlığını kabul ediyorlardı.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Eğer onlara: “Sizi kim yarattı?” diye sorsan: “Allah” derler." (Zuhruf: 87) Fakat onlar, Allah’ın (sıfatlarındaki) birliğini kabul etmiyorlardı.
Allah (c.c) onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Onlara la ilahe illallah denildiği zaman kibirlenirlerdi.” (Saffat: 35)
Allah (c.c) başka bir ayette onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu şaşırtıcı bir şeydir.” (Sa’d: 5)
Bu sebeple, putperestlerden herhangi birisi la ilahe illallah derse, bu söz (eski) inancına zıt olduğu için zahiren iman ettiğine bir delil olur. Bunun için Rasulullah:
“İnsanlarla, la ilahe illallah deyinceye... kadar savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur.” (Şerh Es-Siyer’ul Kebir c:1, s:150)
İmam Ebu Batın şöyle dedi:
“La ilahe illallah’ı söylemek”ten kasıt; Allah (c.c)’ tan başka ibadet edilenleri reddedip onlardan beri olmak ve her türlü büyük şirki terketmektir. Arap müşrikleri, (kendi lisanları olduğu için) arapçayı çok iyi bildiklerinden, la ilahe illallah’ın ne manaya geldiğini de çok iyi biliyorlardı. Onlardan herhangi biri “la ilahe illallah” dediği zaman bu sözü, şirki ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddederek söylerdi. Eğer bir kimse hem Allah (c.c)’tan başkasına ibadet etmeye devam eder hem de la ilahe illallah derse, bu kelime onun canını ve malını korumaz: Çünkü Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Bakara:193)
Başka ayette Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:
“Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse...” (Tevbe: 5)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kıyamet kopana dek, bütün şirkler terkedilip sadece Allah (c.c)’a ibadet edilinceye kadar kılıçla gönderildim.” İşte Rasulullah (s.a.s)’in bu sözü;
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” ayetini açıklamaktadır. Bu aynı zamanda la ilahe illallahın da manasıdır.” (Mecmuatu’r Resail ve’l Mesail en’Necdiyye)
“Teysir el Aziz el Hamid” kitabının yazarı s: 54’de şöyle dedi:
“Kim, sadece Allah (c.c)’a yapılması gereken ibadetlerden herhangi birisini Allah (c.c)’tan başkasına yaparsa müşrik olur. La ilahe illallah dese bile… Çünkü la ilahe illallah’ı söylediği halde onun gerektirdiği tevidi ve ihlası yerine getirmemiştir.” S. 58’de ise şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s)’in:
“Sadece O’na ibadet edin, O’nun ortağı yoktur” sözü; bazı insanların müşrik oldukları halde la ilahe illallah’ı söylediklerine dikkatimizi çekmek içindir. Yahudiler, münafıklar ve mezarlara tapanlar gibi…Bunlar ve bunlar gibi olan kişiler, Rasullah’ın kavmini “la ilahe illallah”a çağırdığını görünce, bu sözü sadece telafuz etmeye çağırdığını zannettiler. İşte bu büyük bir cehalettir. Oysa Rasulullah (s.a.s) kavmini la ilahe illallah demeye, la ilahe illallah’ın manasıyla amel etmeye ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri terketmeye çağırmıştır. Bu sebeple müşrikler şöyle dediler:
“Biz ilahlarımızı deli olan bir şair için mi terkedeceğiz?” (Saffat: 36)
Yine şöyle dediler:
“İlahları bir tek ilah mı yaptı? Bu şaşıttıcı bir şeydir.” (Sa’d: 5)
İşte bunun için “la ilahe illallah” demekten kaçındılar. Eğer Lat’a, Uzza’ya ve Menat’a tapmaya devam ettikleri halde la ilahe illallah’ı söylemiş olsaydılar, müslüman olamazlardı. O zaman Rasulullah (s.a.s) de, la ilahe illallah’ı söyleseler bile, Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddedip sadece Allah (c.c)’a ibadet edinceye, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayıncaya kadar onlarla savaş etmeye devam ederdi. Bu mesele, Kur’ an’da, sünnette ve icmada apaçık bir şekilde bilinen bir meseledir.” (Teysir el-Aziz el-Hamid s: 54-58)
Müşriklerle savaşın, onlar şirki terkedip yalnız Allah (c.c)’a ibadet edinceye kadar olduğunu, daha önce zikrettiğimiz ayetler ve hadislerle apaçık bir şekilde ispatladık. Sahabeler de bu ayet ve hadislerden başka bir mana değil, işte bu manayı anlamışlardır.
Buhari’de Cübeyr b. Hayye şöyle dedi:
“Ömer (r.a), müslümanları müşriklerle savaş etmeye gönderdi. Ömer (r.a) bizi, müşriklerle savaşmak için topladı ve komutan olarak En Numan b. Mukrin’i tayin etti. Müşriklerle savaşmaya gittiğimizde, düşman toprağında Kisra’nın komutanı bizi kırk bin askerle karşıladı. Savaşmadan önce Kisra’nın komutanı, tercümanı vası-tasıyla bizden bir kişiyle konuşmak istedi. Mugire kalktı ve ona:
“Ne istersen sor!” dedi. Komutan ona:
“Siz kimlersiniz?” diye sordu. Mugire ona:
“Biz araplardanız. Biz, kıtlıkta ve türlü musibetler içindeydik. Açlıktan deri ve hurma çekirdeklerini emerdik. Hayvan derisi ve kıldan yapılma elbise giyerdik. Ağaçlara ve taşlara tapardık. Hal böyle iken, göklerin ve yerin Rabbi olan yüce Allah (c.c) bizim içimizden, babasını ve annesini tanıdığımız bir rasul gönderdi. Rabbimizin rasulü, yalnız Allah (c.c)’a ibadet edinceye veya cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti.” (Fethul Bari C:6 S: 298 Cizye ve Muvadea Babı)
İşte! Değerli sahabe olan El Mugire b. Şube bu sözü, müslüman bir toplum içinde söyledi ve oradaki hiç kimse ona itiraz etmedi. Sahabelerin bu sükutu, icmadır. Bu icma gösteriyor ki, müşriklere savaş açmanın gayesi; Allah (c.c)’tan başka ibadet edilen tağutları ortadan kaldırıp ibadetleri sadece Allah (c.c)’a has kılmaktır.
Allah (c.c)’ın fazlı ve yardımıyla bu apaçık olan delillerden ve alimlerin sözlerinden anlaşılıyor ki, savaş açmanın gayesi; şirki ve tağutları ortadan kaldırmak, ibadetleri ve itaati sadece Allah (c.c)’a yapmaktır.
Allah (c.c), sadece kendisine ibadet edilmesi, sadece kendisine itaat edilmesi, kendisinden başka itaat ve ibadet edilenlerin reddedilmesi için kitaplar indirmiş ve rasuller göndermiştir. Bütün varlıkları da bunun için yaratmış ve ahiret hesabını koymuştur.
Bunun hem kalp hem de amellerde gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun (inancın) kalpte varlığını gösteren bir de zahiri alamet kılmıştır. İşte bu alamet, tevhid şehadetini söylemektir. Bu sebeple kim, La ilahe illallah’ı söyler ve onun gerektirdiği şeyleri yerine getirirse ondan kılıç kalkar.
Bilinen şudur ki ibadetleri sadece Allah (c.c)’a yapmak la ilahe illallah’ın gereklerindendir. Eğer kul, la ilahe illallah’ı söylediği halde ikrar ettiği şeyleri bozan bir amel işlerse, ona tekrar savaş açılır. Şirki ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddetmeden sadece şehadeti telafuz etmek yetseydi Rasulullah (s.a.s);
“Allah’ın hakkı müstesna” buyurmazdı.
Eğer tek başına la ilahe illallah’ı telafuz etmek şehadetin tek hakkı olsaydı, la ilahe illallah’ı telafuz eden herkes müslüman olurdu ve Rasulullah’ın; “Allah’ın hakkı müstesna” sözü gereksiz, fazla ve manasız olurdu.
Bundan Rasulullah’ı tenzih ederiz. Çünkü Rasulullah en fasih arapça diline sahip bir kişi idi. Yalnızca la ilahe illallahı telafuz etmenin yeterli olduğunu söyleyen kişi, münafığın mümin olduğunu söylemiş olur. Çünkü münafık da la ilahe illallahı telafuz etmektedir. Velev ki münafıkta nifakını gösteren Allah’ın kitabına ve nebisine sövmek, kafirlere dost, müslümanlara düşman olmak, Allahın kanunlarından başka kanunlara muhakeme olmak, müslümanların yenilgisine sevinmek, müşriklerin yenilgisine üzülmek gibi alametler ortaya çıksa bile... O yine müslüman sayılır. Çünkü şehadeti telafuz etmiştir. Şehadetin hakkı, onlara göre sadece bundan ibarettir.
İslam’ı ve imanı bilen bir kişi bunu söyleyebilir mi? Bunu kabul edebilir mi?
Söylediklerimizden apaçık anlaşılıyor ki, kanın ve malın korunabilmesi için şehadeti telafuz etmek ve onun gerekleriyle amel etmek şarttır. Şehadetin gerektirdiği şey ise; sadece Allah (c.c)’a itaat etmek, bütün ibadetleri O’na yapmak ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddetmektir. Eğer bir kul, la ilahe illallahı söylediği halde onun gerekleriyle amel etmezse malını ve canını korumamış olur. Eğer kul, şirk işlemeye devam ettiği halde şehadeti söylerse bu şehadet onun canını ve malını korumaz.
Büyük şirk türlerinden herhangi birisini işlediği halde la ilahe illallah şehadetini söyleyen kişi, İslam’ın emrettiği bütün ibadetleri yapsa bile müslüman sayılmaz. Müslüman sayılabilmesi için büyük şirkin her türünden uzak durması gerekir.
Bunun delilleri şunlardır:
Birinci Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Onları yakalayın, hapsedin, bütün gözetleme yerlerinde onları gözetlemek için oturun! Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın! Allah, şüphesiz, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Tevbe: 5)
İmam Kurtubi, şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani; şirkten tevbe ederlerse... “Namazı ikame eder ve zekatı verirlerse onları serbest bırakın” ayetin bu bölümünü düşünmek gerekir. Allah (c.c) öldürmenin sebebini şirke bağlamış sonra “tevbe ederlerse” buyurmuştur. Öldürmenin sebebi şirk işlemek ise şirkten tevbe edilirse öldürmemek gerekir. Namaz kılmak zekat vermek şart değildir. Kişi şirkten tevbe ettiği zaman öldürülmez. Namaz vakti girmeden, zekat farz olmadan şirkten tevbe eden kişinin tevbesi kabul edilir, öldürülmez. Asıl olan budur. Fakat Allah, şirkten tevbe etmenin yanında iki şart daha koşmuştur. Bu iki şartı göz ardı edemeyiz. Bu iki şart; “namaz kılarlarsa” ve “zekat verirlerse” şartıdır.
Rasulullah (s.a.s)’in bu ayete benzeyen şöyle bir hadisi vardır:
“La ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar onlarla çarpışmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa, Allah (c.c)’ın hakkı hariç, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allaha aittir.”
İmam İbni Arabi bu ayet ve bu hadis ile ilgili olarak şöyle dedi:
“Bu şekilde Kur’an ve sünnet birbirini desteklemiş olur.” (KurtubiTefsiri)
Allah (c.c) sana hidayet etsin. İmam Kurtubi’nin sözünü dikkatli düşün! İmam Kurtubi, ayeti tefsir ederken “Tevbe şirkten olur, şirkten vazgeçilmedikçe öldürme hakkı kalkmaz” demiştir. İmam ibni Arabi’nin sözüne de dikkat et! İmam İbni Arabi; “bu ayetin ve hadisin manaları birbirine uymuştur” demiştir.
Bu ayet gösteriyor ki; müşrikler ancak şirkten tevbe ederlerse öldürülmez ve esir edilmezler. İbni Arabi’nin zikrettiği Rasulullah’ın hadisinin manası da ayetin manası gibidir.
İmam Begavi şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani şirkten tevbe ederlerse... “Namaz kılarlarsa ve zekat verirlerse onları serbest bırakın” yani onları bırakın, kendi şehirlerinde serbest dolaşsınlar. Mekke’ye girebilirler.” (Begavi Tefsiri)
İbni Kesir, şöyle dedi:
“İmam Taberi şöyle dedi: “Rabi’den, o da Enes’ten, Rasululullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim ihlaslı bir şekilde yalnız Allaha ibadet eder, hiçbir şeyi O’na eş koşmaz ve bu hal üzere dünyadan ayrılırsa, Allah (c.c) ondan razı olarak ayrılmış olur.”
Enes (r.a) şöyle dedi:
“Hadiste zikredilen şey, Allah’ın gerçek dinidir. Bütün rasuller bununla gelmişlerdir ve kavimlerine bunu tebliğ etmişlerdir. Bu sözü Allah’ın kitabında son inen şu ayetler doğrulamaktadır: “Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse onları serbest bırakın!” Onların tevbe etmeleri; putlara tapmaktan vaz geçip yalnız Allah (c.c)’a ibadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekat vermeleridir.
Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse, işte o zaman onlar, sizin dinde kardeşiniz olurlar.” (Tevbe: 11)
Hadisi, İbni Merdeveyh ve Muhammed b. Nasır el Maruzi namaz bölümünde rivayet ettiler.” İbn Kesir Tefsiri)
İmam Taberi, şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani; işledikleri şirkten ve Muhammed’in nebiliğini inkar etmekten vazgeçer, Muhammed’in nebiliğini kabul eder ve sadece Allah’a ihlaslı bir şekilde ibadet edip bütün sahte ilahları ve tağutları redederse demektir.” (Taberi Tefsiri)
İkinci Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse, işte o zaman onlar, sizin dinde kardeşiniz olurlar.” (Tevbe: 11)
İmam Kurtubi, şöyle dedi :
“Tevbe ederlerse” yani şirkten vazgeçip İslam’ın hükümlerine uyarlarsa... “Sizin kardeşiniz olurlar” yani sizin din kardeşiniz olurlar.
İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: “Bu ayet, kıble ehlinin kanlarını haram kılmıştır” (Kurtubi Tefsiri)
İmam Begavi şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani şirkten tevbe ederlerse “sizin din kardeşiniz olurlar” yani; sizin din kardeşiniz olurlar.Tam, sizin gibi hak sahibi olurlar.” (Begavi Tefsiri)
Bu ayet müşrikler şirkten tevbe edinceye, namaz kılıp zekat verinceye, yani; İslam ahkamına uyuncaya kadar kıtalın yani; onlara karşı savaşın devam edeceğini bildirmektedir. Bütün selefi salih, ayette geçen “tevbe edinceye kadar”dan kastın; “şirkten tevbe edip bütün tağutlardan uzak durmak ve İslam hükümlerine uymak” demek olduğunda ittifak etmişlerdir. Yine, bu ayet ile Rasulullah (s.a.s)’in: “İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye kadar çarpışmakla emrolundum” hadisinin aynı manada olduğunda da ittifak etmişlerdir. Bu sebeple, müfessirler bu ayeti tefsir ederken bu hadisi de zikretmişlerdir.
Rasulullah (s.a.s)’ın bu hadisi, kafirler şirkten vazgeçinceye ve İslam hükümlerine uyuncaya kadar onlarla savaşmanın meşru olduğunu bildirmektedir. Zaten hadiste geçen Rasulullah (s.a.s)’ın, “İslam hakkı müstesna” sözü de bunu ifade etmektedir. Bu manayı şu sahih hadis desteklemektedir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kim, la ilahe illallah der ve Allah’tan başka ta-pılanları reddederse malı ve kanı haram olur. Sonra onun hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)
Bunun için İmam Buhari, kitabında şöyle bir bab yapmıştır:
“Tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse onları serbest bırakın.” Sonra bu babın altında şu hadisi zikretmiştir.
İbni Ömer (r.a), Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye, Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna şehadet edinceye ve namaz kılıp zekat verinceye kadar onlarla çarpışmakla emrolundum. Eğer bunu yaparlarsa, İslam hakkı müstesna, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allah’a aittir.”
İmam Hafız İbni Hacer el Askalani, bu hadisi açıklarken şöyle demiştir:
“Bu hadis ayeti açıklar. Çünkü ayetteki tevbeden kasıt, küfürden dönüp tevhide girmektir, Rasulullah (s.a.s) hadiste tevbeyi şöyle açıklamıştır: “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet edinceye…” Bu ayet ile hadis arasında münasebet vardır. Çünkü ayetteki “serbest bırakın” ile hadisteki “mallarını ve canlarını korumuş olurlar” lafızları aynı manadadır.” (Fethül Bari cilt:1 s: 94-95 Kitabul İman)
İmam Şevkani, şöyle dedi:
“La ilahe illallah sözünü sadece dil ile söylemek, fakat, bununla birlikte manasıyla amel etmemek kişiye müslüman sıfatını vermez. Çünkü cahiliye ahalisinden bir kişi bu sözü söylese ve bununla birlikte puta tapmaya devam etse, müslüman sayılmaz.” (Ed-Durru’n-Nadid Fi İhlas Kelimetu’l-Tevhid s: 40)
İmam Şevkani, başka bir yerde şöyle dedi:
Şüphesiz kim, la ilahe illallah der ve yaptığı amellerde tevhide muhalif bir amel görünmezse bu kişi müslümandır. “İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum….” Hadisinde bildirilen İslam’ın rükunlarını yerine getirdiği müddetçe, kişinin malı ve kanı korunmuş olur. Aynı şekilde, İslam’a girmeyi kastederek kim, la ilahe illallah der fakat, İslam rükunlarını üzerine farz kılan bir vakit geçmez ve kendisini öldürmeğe hazırlanan müslümanlara İslam’ı diliyle ikrar ettiğini haber verirse, zahiren böyle bir kimseye müslüman hükmü vermek gerekir. Rasulullah (s.a.s), bu kaideyi bozduğu için Usame b. Zeyd’i azarlamıştır. Fakat kim, tevhid kelimesini söyler ve bununla birlikte tevhide muhalif ameller işlerse, ölüler hakkında (onların zarar veya menfaat verebileceğini) düşünenlerin düşündüğü gibi, şüphesiz bu kişinin amelinde, diliyle ikrar ettiği tevhide muhalif bir hal zuhur etmiş olur. Böyle bir kimse kesinlikle müslüman sayılmaz. Ne (şirk) yapılırsa yapılsın, sadece la ilahe illalah’ı söylemek müslüman olmak ve küfürden çıkmak için yeterli olsaydı, o zaman bu söz Uzeyr Allah’ın oğlu diyen yahudilere, Mesih Allah’ ın oğlu diyen hristiyanlara ve dini kalbiyle yalanlayıp, sadece diliyle “la ilahe illallah” diyen münafıklara da fayda verirdi. Çünkü zikrettiğimiz bu taifelerin hepsi dilleriyle la ilahe illallah’ı yani; tevhid kelimesini söylemektedirler.” (Ed-Durru’n-Nadiyd Fi İhlas Kelimetu’t-Tevhid s:42)
Şeyh Abdurrahman İbni Muhammed b. Kasım şöyle dedi:
“İbni Ömer (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İnsanlarla savaşmakla emrolundum...” Bu sözden kastedilenler müşriklerdir. “Ta ki, la ilahe illallah’a şehadet edinceye kadar...” Bu sözden kasıt ise, la ilahe illallah’ın manasını bilmek ve gerekleriyle amel etmektir. “Namaz kılıp zekat verinceye kadar…” Hadisin bu bölümünde İslam’ın iki rüknu zikredilmiştir. Bu iki rükun olmadan kulun İslamı sahih olamaz. “Eğer bunu yaparlarsa” yani; “eğer la ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet eder ve namaz kılıp zekat verirlerse”, demektir. “Kanları ve malları korunmuş olur” Yani; işte o zaman onlara savaş açılmaz. Ta ki, iki şehadete zıt olan birşey yapıncaya kadar.” “İslam hakkı müstesna” yani; İslam şeriatine boyun eğmeleri demektir.
Ebu Bekir (r.a) şöyle demiştir:
“Rasulullah (s.a.s)’e daha önce verdiklerini, bir keçi yavrusu bile olsa, bana vermezlerse onlara savaş açarım.” (El-İhkam Şerhu Usulu’l Ahkam c: 4, s: 400)
Üçüncü Delil:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fitne kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Şirkten vazgeçerlerse, artık düşmanlık ancak zalimler içindir.” (Bakara: 193) (Enfal: 39)
İbni Kesir Enfal: 39 ayetini açıklarken şöyle dedi:
“Dahhak, İbni Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“Fitne kalkıncaya kadar onlarla savaşın!” Ayetteki fitneden kasıt, şirktir. Ebu’l Aliye, Mücahid, Hasen, Katade, Rebi İbni Enes, Suddi, Mukatil b. Hayyan ve Zeyd b. Eslem de, ayetteki fitneyi bu şekilde açıklamışlardır.”
Muhammed b. İshak şöyle dedi:
“Zühri’den, Urve b. Zubeyr’den ve başka alimlerden bana şu ulaştı:
“Fitne kalmayıncaya kadar...savaşın!”, yani; müslümanlar dinlerinde fitneye düşmesin diye savaşın!
“Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar…” Dahhak, İbni Abbas’ın bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Yani; yalnız Allah’ı tevhid edinceye kadar… Hasan, Katade ve İbni Cureyc’e göre; “dinin hepsi yalnız Allah’ın oluncaya kadar”dan kasıt; “la ilahe illallah” denilinceye kadar, demektir.”
Muhammed b. İshak şöyle dedi: “Yani, Allah’ı şirk-siz, tam olarak tevhid edinceye ve O’ndan başka tapılanları reddedinceye kadar...”
Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar…” yani sizin dininizle beraber herhangi bir küfür dini kalmayıncaya kadar… Buhari ve Müslim’de geçen Rasulullah (s.a.s)’in söylediği hadis bu manayı desteklemektedir. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“İnsanlar la ilahe illallah deyinceye kadar.... savaşmakla emrolundum.” (İbni Kesir Tefsiri)
İmam Begavi Bakara: 193 ayeti hakkında şöyle dedi:
“Onlarla çarpışın” yani; müşriklerle çarpışın.
“Fitne kalkıncaya kadar...” Fitneden kasıt, şirktir. Yani; müslüman oluncaya kadar çarpışın. Çünkü putperestten sadece İslam kabul edilir. Eğer İslam’a girmeyi kabul etmezse öldürülür.
“Din Allah’ın oluncaya kadar” yani; bütün itaat ve ibadet yalnız Allah’a oluncaya kadar. “Allah’ın...” yani; ibadet ve itaat yalnız Allah’a oluncaya, sadece ibadet O’na yapılıncaya ve O’ndan başkasına ibadet edilmeyinceye kadar...
“Şirkten vazgeçerlerse” Yani; küfürden ve şirkten vazgeçip müslüman olurlarsa...
“düşmanlık yoktur….” Yani; ancak o zaman savaş, zalimlere karşı yapılır. Bu açıklamaları İbni Abbas yapmıştır.” (Begavi Tefsiri)
Bu ayet gösteriyor ki, müşrikler şirktten vazgeçer, Allah’tan başka bütün ibadet edilenleri reddeder ve ihlaslı bir şekilde bütün ibadetleri yalnız Allah’a yaparlarsa, işte o zaman onlara karşı savaş açılmaz.
Muhammed İbn’il Abdulvehhab:
“Kim la ilahe illallah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse malı ve kanı ancak o zaman haram olur. Hesabı Allah’a aittir” hadisini zikrettikten sonra şöyle dedi: “Bu hadis, la ilahe illallah’ın manasını en güzel, en açık anlatan hadistir. Bu hadise göre; kanın ve malın korunabilmesi için la ilahe illallah’ı telafuz etmek yeterli değildir. Hatta bunun manasını bilmek, bu manayı kabul etmek ve Allah’tan başka ortaklar edinmemek de yeterli değildir. Mal ve kanın korunması, ancak bu zikrettiğimiz şeylerle birlikte Allah’tan başka ibadet edilenleri de reddetmekle mümkün olur. Bu konuda şüpheye düşen veya duraklayanın malı ve kanı haram olmaz. Bu hadisin anlattığı mesele, ne kadar yüce ve değerli bir meseledir. Bu hadis, bu konuda herkesi susturan ne kadar da güzel ve açık bir delildir.” (Kitabu’t Tevhid)
Fethu’l Mecid kitabının sahibi şöyle dedi:
“Kim la ilahe illallah der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse” sözünden anlaşılıyor ki, Rasulullah (s.a.s) bu hadiste kanın ve malın korunmasını iki şeye bağlamıştır.
Birincisi; bilerek, kesin inanarak la ilahe illallah’ı söylemek. Bu şart daha önce değişik hadislerde zikredilmiştir.
İkincisi; Allah’tan başka ibadet edilenleri reddetmek. Rasulullah (s.a.s) bu hadiste, manasını tatbik etmeden sadece la ilahe illallah’ı telafuz etmeyi, kanı ve malı korumak için yeterli görmemiştir. Canın ve malın korunması için la ilahe illallah’ın bilerek söylenmesi ve onunla amel edilmesi şarttır. Bu hadis,
“Kim tağutu reddedip, Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur... (Bakara: 256) ayetiyle aynı manadadır.
Fethul Mecid kitabının sahibi şöyle devam etti: İşte! La ilahe illallah’ı söyleyen kişinin, malını ve canını koruyabilmesi için ancak, Muhammed bin Abdu’l Vahhab’ın “tevhid” kitabında zikrettiği 5 şartın tahakkuk etmesi gerekir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara: 193)
“Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekatı verirlerse yollarını serbest bırakın.” (Tevbe: 5)
Allah (c.c) bu iki ayette; şirkten tevbe edip amellerini ihlaslı bir şekilde Allah (c.c)’ya yapıncaya ve namazı kılıp zekatı verinceye kadar müşriklerle savaşmayı emretti. Eğer bunlardan herhangi birisini yapmazlarsa alimlerin icmai ile onlara savaş açılır.
Sahihi Müslim’de Ebu Hureyre (r.a)’den, Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
“İnsanlarla, la ilahe illallah’a şehadet edinceye bana ve benim getirdiğime iman edinceye… savaşmakla emr olundum.”
Buhari ve Müslim’de İbni Ömer (r.a)’dan, Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
“İnsanlarla la ilahe illallaha şehadet edinceye… savaşmakla emrolundum.”
Bu iki hadis, yukardaki Enfal ve Tevbe ayetlerini açıklamaktadır. Bütün alimlere göre; la ilahe illallah’ın manasını bilmeyen, bu kelimenin manasına inanmayan ve manasının gerekleriyle amel etmeyen kişinin bu sözü söylemesi ona fayda vermez, böylelerine savaş açılır. Ta ki, la ilahe illallah’ın manasına inanarak şehadet edip gerekleriyle amel edinceye kadar...
Ebu Süleyman Hattabi dedi ki: “Rasulullah (s.a.s)’ın,
“İnsanlarla la ilahe illallah’a şehadet edinceye, bana ve benim getirdiğime iman edinceye… kadar savaşmakla emrolundum” sözündeki hitap, kitap ehline değil putperesleredir. Bu bilinen bir şeydir. Çünkü ehli kitaba, la ilahe illallah demelerine rağmen savaş açılır, kılıç onlardan kaldırılmaz (ta ki, daha başka şartları yerine getirinceye kadar).
Kadi İyad dedi ki:
“Malın ve canın korunmasının la ilahe illallah’ı söylemeye bağlı olmasının sebebi; la ilahe illallah’ı söyleyenin imanı kabul ettiğini gösterdiği içindir. Şüphesiz bu söze muhatap olanlar, arab müşrikleri ve putperestlerdir. Onlar dışındaki la ilahe illallah’ı söyleyenlerin mal ve canlarını koruyabilmeleri için, sadece la ilahe illallah’ı söylemiş olmaları yeterli değildir. Çünkü onlar, küfür işlemelerine rağmen la ilahe illallah diyen kimselerdir.”
Fethul Mecid kitabının yazarı, devemında şöyle demektedir: “Rasulullah (s.a.s)’in:
“Hesabı Allah (c.c)’a aittir” sözü; “diliyle bu şehadeti söyleyenin hesabını Allah (c.c) kendi üzerine almıştır” manasındadır. Eğer bu sözü şehadet ederken kalbi ile inanarak söylemişse, Allah (c.c) onu cennet ile mükafatlandırıcaktır. Eğer münafık ise, Allah (c.c) onu kıyamet gününde çok acıklı bir azap ile azaplandıracaktır. Fakat dünyada hüküm zahire göredir. Kim tevhidi ikrar eder, onu bozacak bir amel işlemez ve İslam’ın hükümlerine boyun eğerse ona zahiren müslüman hükmü verilir, böylece malını ve canını korumuş olur.
Bu hadis, Allah (c.c)’dan başka ibadet edilenleri reddetmeden la ilahe illallah sözünü söyleyen insanların da bulunabileceğini göstermektedir. Ancak böyle kişiler, malın ve canın korunması için gerekli şartları yerine getirmemiş sayılırlar. Bu hükmü, muhkem olan ayetler ve sahih hadisler apaçık bir şekilde göstermektedir.” (Fethul Mecid s: 111-115)
İmam Muhammed b. El Hasan Eş Şeybani, Hasan el Basri (r.a)’dan şöyle nakletmiştir:
Hasan dedi ki: “Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye... kadar savaşmakla emrolundum.”
Hasan dedi ki:
“Rasulullah (s.a.s) bu sözü söylerken putpereslere hitab ediyordu. Çünkü onlar Allah (c.c)’ı birleyen bir kavim değillerdi. Bu sebeple onlardan la ilahe illallahı söyleyen kişinin bu sözü, İslam’ı kabul ettiğini gösterir ve hem canını hem de malını korumuş olur.
Özetle; (İslama girmek isteyen) bir kimse, İslam’dan önceki bilinen inancını reddeden bir şey söylerse, ona zahiren müslüman hükmü verilir. (Kalbindeki) gerçek inancını öğrenmemiz mümkün değildir. Bu yüzden, dili ile ikrar ettiği şeye göre ona muamale ederiz. Bu kim-senin İslam’dan önceki inancına zıt bir şey ikrar etmesi, eski inancını değiştirdiğini gösterir. Putperestler zaten Allah (c.c)un varlığını kabul ediyorlardı.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Eğer onlara: “Sizi kim yarattı?” diye sorsan: “Allah” derler." (Zuhruf: 87) Fakat onlar, Allah’ın (sıfatlarındaki) birliğini kabul etmiyorlardı.
Allah (c.c) onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Onlara la ilahe illallah denildiği zaman kibirlenirlerdi.” (Saffat: 35)
Allah (c.c) başka bir ayette onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu şaşırtıcı bir şeydir.” (Sa’d: 5)
Bu sebeple, putperestlerden herhangi birisi la ilahe illallah derse, bu söz (eski) inancına zıt olduğu için zahiren iman ettiğine bir delil olur. Bunun için Rasulullah:
“İnsanlarla, la ilahe illallah deyinceye... kadar savaşmakla emrolundum.” buyurmuştur.” (Şerh Es-Siyer’ul Kebir c:1, s:150)
İmam Ebu Batın şöyle dedi:
“La ilahe illallah’ı söylemek”ten kasıt; Allah (c.c)’ tan başka ibadet edilenleri reddedip onlardan beri olmak ve her türlü büyük şirki terketmektir. Arap müşrikleri, (kendi lisanları olduğu için) arapçayı çok iyi bildiklerinden, la ilahe illallah’ın ne manaya geldiğini de çok iyi biliyorlardı. Onlardan herhangi biri “la ilahe illallah” dediği zaman bu sözü, şirki ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddederek söylerdi. Eğer bir kimse hem Allah (c.c)’tan başkasına ibadet etmeye devam eder hem de la ilahe illallah derse, bu kelime onun canını ve malını korumaz: Çünkü Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Bakara:193)
Başka ayette Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:
“Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse...” (Tevbe: 5)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kıyamet kopana dek, bütün şirkler terkedilip sadece Allah (c.c)’a ibadet edilinceye kadar kılıçla gönderildim.” İşte Rasulullah (s.a.s)’in bu sözü;
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” ayetini açıklamaktadır. Bu aynı zamanda la ilahe illallahın da manasıdır.” (Mecmuatu’r Resail ve’l Mesail en’Necdiyye)
“Teysir el Aziz el Hamid” kitabının yazarı s: 54’de şöyle dedi:
“Kim, sadece Allah (c.c)’a yapılması gereken ibadetlerden herhangi birisini Allah (c.c)’tan başkasına yaparsa müşrik olur. La ilahe illallah dese bile… Çünkü la ilahe illallah’ı söylediği halde onun gerektirdiği tevidi ve ihlası yerine getirmemiştir.” S. 58’de ise şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s)’in:
“Sadece O’na ibadet edin, O’nun ortağı yoktur” sözü; bazı insanların müşrik oldukları halde la ilahe illallah’ı söylediklerine dikkatimizi çekmek içindir. Yahudiler, münafıklar ve mezarlara tapanlar gibi…Bunlar ve bunlar gibi olan kişiler, Rasullah’ın kavmini “la ilahe illallah”a çağırdığını görünce, bu sözü sadece telafuz etmeye çağırdığını zannettiler. İşte bu büyük bir cehalettir. Oysa Rasulullah (s.a.s) kavmini la ilahe illallah demeye, la ilahe illallah’ın manasıyla amel etmeye ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri terketmeye çağırmıştır. Bu sebeple müşrikler şöyle dediler:
“Biz ilahlarımızı deli olan bir şair için mi terkedeceğiz?” (Saffat: 36)
Yine şöyle dediler:
“İlahları bir tek ilah mı yaptı? Bu şaşıttıcı bir şeydir.” (Sa’d: 5)
İşte bunun için “la ilahe illallah” demekten kaçındılar. Eğer Lat’a, Uzza’ya ve Menat’a tapmaya devam ettikleri halde la ilahe illallah’ı söylemiş olsaydılar, müslüman olamazlardı. O zaman Rasulullah (s.a.s) de, la ilahe illallah’ı söyleseler bile, Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddedip sadece Allah (c.c)’a ibadet edinceye, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayıncaya kadar onlarla savaş etmeye devam ederdi. Bu mesele, Kur’ an’da, sünnette ve icmada apaçık bir şekilde bilinen bir meseledir.” (Teysir el-Aziz el-Hamid s: 54-58)
Müşriklerle savaşın, onlar şirki terkedip yalnız Allah (c.c)’a ibadet edinceye kadar olduğunu, daha önce zikrettiğimiz ayetler ve hadislerle apaçık bir şekilde ispatladık. Sahabeler de bu ayet ve hadislerden başka bir mana değil, işte bu manayı anlamışlardır.
Buhari’de Cübeyr b. Hayye şöyle dedi:
“Ömer (r.a), müslümanları müşriklerle savaş etmeye gönderdi. Ömer (r.a) bizi, müşriklerle savaşmak için topladı ve komutan olarak En Numan b. Mukrin’i tayin etti. Müşriklerle savaşmaya gittiğimizde, düşman toprağında Kisra’nın komutanı bizi kırk bin askerle karşıladı. Savaşmadan önce Kisra’nın komutanı, tercümanı vası-tasıyla bizden bir kişiyle konuşmak istedi. Mugire kalktı ve ona:
“Ne istersen sor!” dedi. Komutan ona:
“Siz kimlersiniz?” diye sordu. Mugire ona:
“Biz araplardanız. Biz, kıtlıkta ve türlü musibetler içindeydik. Açlıktan deri ve hurma çekirdeklerini emerdik. Hayvan derisi ve kıldan yapılma elbise giyerdik. Ağaçlara ve taşlara tapardık. Hal böyle iken, göklerin ve yerin Rabbi olan yüce Allah (c.c) bizim içimizden, babasını ve annesini tanıdığımız bir rasul gönderdi. Rabbimizin rasulü, yalnız Allah (c.c)’a ibadet edinceye veya cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti.” (Fethul Bari C:6 S: 298 Cizye ve Muvadea Babı)
İşte! Değerli sahabe olan El Mugire b. Şube bu sözü, müslüman bir toplum içinde söyledi ve oradaki hiç kimse ona itiraz etmedi. Sahabelerin bu sükutu, icmadır. Bu icma gösteriyor ki, müşriklere savaş açmanın gayesi; Allah (c.c)’tan başka ibadet edilen tağutları ortadan kaldırıp ibadetleri sadece Allah (c.c)’a has kılmaktır.
Allah (c.c)’ın fazlı ve yardımıyla bu apaçık olan delillerden ve alimlerin sözlerinden anlaşılıyor ki, savaş açmanın gayesi; şirki ve tağutları ortadan kaldırmak, ibadetleri ve itaati sadece Allah (c.c)’a yapmaktır.
Allah (c.c), sadece kendisine ibadet edilmesi, sadece kendisine itaat edilmesi, kendisinden başka itaat ve ibadet edilenlerin reddedilmesi için kitaplar indirmiş ve rasuller göndermiştir. Bütün varlıkları da bunun için yaratmış ve ahiret hesabını koymuştur.
Bunun hem kalp hem de amellerde gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun (inancın) kalpte varlığını gösteren bir de zahiri alamet kılmıştır. İşte bu alamet, tevhid şehadetini söylemektir. Bu sebeple kim, La ilahe illallah’ı söyler ve onun gerektirdiği şeyleri yerine getirirse ondan kılıç kalkar.
Bilinen şudur ki ibadetleri sadece Allah (c.c)’a yapmak la ilahe illallah’ın gereklerindendir. Eğer kul, la ilahe illallah’ı söylediği halde ikrar ettiği şeyleri bozan bir amel işlerse, ona tekrar savaş açılır. Şirki ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddetmeden sadece şehadeti telafuz etmek yetseydi Rasulullah (s.a.s);
“Allah’ın hakkı müstesna” buyurmazdı.
Eğer tek başına la ilahe illallah’ı telafuz etmek şehadetin tek hakkı olsaydı, la ilahe illallah’ı telafuz eden herkes müslüman olurdu ve Rasulullah’ın; “Allah’ın hakkı müstesna” sözü gereksiz, fazla ve manasız olurdu.
Bundan Rasulullah’ı tenzih ederiz. Çünkü Rasulullah en fasih arapça diline sahip bir kişi idi. Yalnızca la ilahe illallahı telafuz etmenin yeterli olduğunu söyleyen kişi, münafığın mümin olduğunu söylemiş olur. Çünkü münafık da la ilahe illallahı telafuz etmektedir. Velev ki münafıkta nifakını gösteren Allah’ın kitabına ve nebisine sövmek, kafirlere dost, müslümanlara düşman olmak, Allahın kanunlarından başka kanunlara muhakeme olmak, müslümanların yenilgisine sevinmek, müşriklerin yenilgisine üzülmek gibi alametler ortaya çıksa bile... O yine müslüman sayılır. Çünkü şehadeti telafuz etmiştir. Şehadetin hakkı, onlara göre sadece bundan ibarettir.
İslam’ı ve imanı bilen bir kişi bunu söyleyebilir mi? Bunu kabul edebilir mi?
Söylediklerimizden apaçık anlaşılıyor ki, kanın ve malın korunabilmesi için şehadeti telafuz etmek ve onun gerekleriyle amel etmek şarttır. Şehadetin gerektirdiği şey ise; sadece Allah (c.c)’a itaat etmek, bütün ibadetleri O’na yapmak ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilenleri reddetmektir. Eğer bir kul, la ilahe illallahı söylediği halde onun gerekleriyle amel etmezse malını ve canını korumamış olur. Eğer kul, şirk işlemeye devam ettiği halde şehadeti söylerse bu şehadet onun canını ve malını korumaz.
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!