21/12/2006
FERDİN KARAKTER EĞİTİMİ
İyi ve kötü seçenekler arasından birini seçme ve uygulama gücü olan insanın, ahlâkî görevlerinin başında, karakterini eğitmek gelir. Ahlâkın güzelleşmesi, iyi bir karakter eğitimi ile mümkün olur. Çünkü ahlâkın güzelleşmesi işi, bir anda olup bitecek anlık bir iş değildir. Bu, belirli bir süreci gerekli kılar.
Peygamberimizin ahlâkın güzelleşmesi ile ilgili duası şöyledir: "Allahım, dış görünüşümü güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir."(Müsned, Ahmed İbn-i Hanbel, c.II, s. 403)
Ahlâkın güzelleşmesi için gerekli olan karakter eğitiminin önemi şuradan gelir: Ahlâkî eylem ile karakter, çoğu kez aynı anlama gelir. "Bir eylemin ahlâkî olup olmadığı hakkında verilen bir hüküm, aynı zamanda o eylemde bulunan insanın karakteri hakkında verilmiş bir hüküm demektir."
Karakterin oluşması ise, insanın yaşantıları ile olur. Gerçeği kavramak ve yeni yaşantılar edinmekle karakterin değişmesi mümkündür. Bu sebepten karakter, hem ahlâkî hükmün konusudur, hem de insanın ahlâkî gelişiminin hedefidir.
İnsanın karakter özelliği demek, bir anlamda, davranış özelliği demektir. Bu açıdan karakter, insanın ayırd edici özelliği olan davranış kalıbı olarak tanımlanır.
Hayatımızı etkin bir biçimde yönlendiren akıl ve vicdanımız vardır. Ancak aklımız gibi vicdanımız da, ayrılmaz bir şekilde karakterimize bağlıdır. Eğer yıkıcı ihtiras ve tutkularımız, karakterimize hakim olursa, hem aklımız hem de vicdanımız bundan etkilenir. Fonksiyonlarını gerektiği gibi yerine getiremez hale gelir.
İnsanın iradesi de, karakterinden ayrı olarak sahip olduğu soyut bir güç değildir. Tersine irade, insan karakterinin bir ifadesidir.
İslâm dini, insanın ahlâkını güzelleştirmek için, karakterini eğitmeye büyük önem verir. Sağlam bir karakter oluşturmak için, önce insanın doğru bir inanç sistemine sahip olmasını ister. İnanç sistemine uygun bir yaşantı gerçekleştirebilmesi için de, insanın iradesini güçlendirmeyi hedefler. Bunu da ibadet esaslarıyla gerçekleştirir. Ayrıca insanın ahlâkî gelişimini sağlayabilmesi için, ona takip edeceği bir "ideal" sunar. Bu ideal Hz. Peygamber (s.a.s.)dir. Böyle bir "ideal'e dayanmayan ahlâk eğitiminin başarılı olması zordur. Mü'min'in alacağı karakter eğitiminin örneği, Hz. Peygamberin (s.a.s.) karakteridir. Bu konu, âyet-i kerimede şöyle ifade edilir: "Allah'ın elçisinde sizin için üstün bir örnek vardır."(Ahzab, 21)
Görüldüğü gibi, Kuran ve Hz. Peygamberin hayatı, inanan insana mükemmel bir karakter eğitimi sağlamaktadır. İman esasları, insan ruhunu öylesine temizler ki, insanı Allah korkusunu her an hisseden ve her zaman Allah'ın bilincinde olan bir varlık haline getirir. Böylece insan, girdiği her türlü ilişkide Allah'ın varlığını hayatının her anında hisseder. Allah'ın rahmetine erişmek ve gazabına uğramamak için eylemlerini çok dikkatli bir düşünüp taşınma sonucunda ortaya koyar. Hayata böyle bir yaklaşım ise, irade terbiyesinin ve kendi kendini kontrolün anahtarı durumundadır.
a. İman Esasları
İman, kişiyi ahlâkî güzelliklere yönelten ve onu kötülüklerden alıkoyan dinamik bir kuvvettir.
Kendisine "iman nedir" diye sorulduğunda. Peygamberimizin (s.a.s.) verdiği cevap şöyle olmuştur: "İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman etmendir. Bir de kadere, yani iyilik ve kötülüğün Allah tarafından yaratıldığına inanmandır". (Buhari, Sahih, 2. Kitabu'l-İman, Bab: 37)
Görüldüğü gibi, İslâm'ın inanç sisteminin temelinde altı esas bulunmaktadır: 1. Allah'a, 2. Meleklerine, 3. Kitaplarına, 4.Peygamberlerine, 5. Âhiret gününe, 6. Kader'e; hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanmak. Bunlar, imanın "olmazsa olmaz" türden şartlarıdır. Bunların herhangi birine inanmayan kişinin, doğru bir inanç sistemine sahip olması mümkün değildir.
Doğru inanca sahip olmayan insanın her zaman güzel iş ve eylemlerde bulunabilmesi mümkün olmaz. Çünkü ahlâkî eylemler, son tahlilde bir inanca göre yapılan eylemlerdir. İnancı bozuk olan birinin, iş ve eylemlerinin doğru olmasını beklemek, boşuna bir bekleyiş olur.
b. İbadet Esasları
İbadet esaslarının hepsini birarada göstermesi açısından Peygamberimizin şu hadis-i şerifi son derece önemlidir: "İslâm, beş şey üzerine bina olunmuştur: "Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'ın Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak". (Tecrid, c. I, s. 28, H. No: 8)
Hadis'de geçen temel ibadetlerden namazın dinî bir emir olduğunu bildiren âyetlerden birisi şöyledir: "Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Çünkü namaz, her türlü kötülük ve çirkinlikten insanı alıkor; Allah'ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut, 45)
Âyet-i kerime, namazın başlı başına bir gaye değil de, insanı her türlü kötülükten alıkoymakta etken bir vasıta olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır. İnsan yaşantısına doğrudan doğruya tesir eden namaz, insanda sağlam bir karakter oluşturmakta ve onu güzel ahlâklı kılmakta son derece etkilidir. Bu sebepten Peygamberimiz (s.a.s.), "Namaz dinin direğıdir" (Tecrid, c. II, s. 475, H. No: 319) buyurmuştur.
Günde beş vakit kılınan namazın insanın günahlarını silmesini ahlâkî bakımdan şöyle anlamak mümkündür: Sürekli olarak kılınan namaz; insanın yaşantısını düzene koyar, iradesini güçlendirir. Böylece insan, günah sayılabilecek hiçbir kötülük işlemeyecek bir karaktere kavuşur.
Orucun inanan insanlara dinî bir emir olduğu şu âyet-i kerime ile bildirilir: "Ey iman edenler; oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz."(Bakara, 183)
Orucun farz kılınmasındaki gaye, oruç sayesinde insanların takva sahibi olmalarını sağlamak olarak gösterilmiştir. Takva sahibi olmak ise; en genel anlamıyla, insanın her türlü kötülükten uzaklaşıp, özü ile sözünün dosdoğru olması demektir. Anlaşılıyor ki, orucun insanlara emredilmesindeki gayelerden birisi de ahlâkîdir.
Oruç, öncelikle Allah için yapılan bir ibadettir. Sonucu itibariyle oruçtan gaye, insanların kötülüklerden uzaklaşıp iyiliğe yönelecek bir karakter kazanmalarını sağlamaktır. Şu hadis-i şerif bu konuda oldukça anlamlıdır:
"Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi terketmezse, Allah'ın o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur." (Tecrid, c.VI, s. 253, H. No: 902)
Namaz ile oruç, insanın bedeniyle yaptığı ibadet türlerindendir. İslâm; insanın diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenleyen malî ibadetler de koymuştur. Bunların başında da zekat gelir.
Başka insanların iyiliğini istemek, ahlaken şüphesiz güzeldir. Ama bu, sadece istemek olarak kalırsa eksik olur. Çünkü güzel ahlâk sahibi olan insan, iyiliği sadece isteyen değil aynı zamanda onu uygulayan kişidir.
Zekat; insanın, kendisinden daha fazla ihtiyaç içinde olan kimselere, sahip olduğu malının bir kısmını sırf Allah için vermesi işleminin dinî adıdır. Allah için vermek, karşılığında o kimseden hiçbir fayda beklemeden vermektir. İslâm dini; zekatı farz kılarak, insanın karakterini başka insanlar için fedakarlık yapacak bir şekilde oluşturmayı hedeflemiştir.
Kuran 'da şöyle buyurulur: "Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe ulaşamazsınız."(Âl-i İmran, 92)
Zekat'tan başka İslâm'ın temel ibadetlerinden birisi de hacdır. İnsanın hem Allah, hem de insanlarla olan ilişkilerini düzenlemekte etkili olan hac ibadeti, bedenî olduğu kadar malî bir özellik de taşır.
Sırf Allah için yapılan hac ibadeti, insana değer verdiği faziletler uğruna malî olduğu kadar bedenen de sıkıntılara katlanmayı ve gerektiğinde çile çekmeyi öğretir.
Hac ile ilgili ayet-i kerimelerin ikisi şöyledir: "Âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'deki Kabe'dir." (Âl-i İmran, 96) "...Oraya gitme imkanı olan insanların Kabeyi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır..." (Âl-i İmran, 97)
Hac konusunda Peygamberimiz de şöyle buyurur: "Allah için haccedip hiç bir kötü söz ve eylemde bulunmayan insan, annesinin kendisini doğurduğu günkü gibi tertemiz bir hayata döner."(Tecrid, c. VI, s. 60, H. No: 756)
Hac sayesinde kişi, insan cinsinin birliği fikrine ulaşır. Renklerine, dillerine, ırklarına, mal ve mevkilerine göre, insanlara özel işlem yapmamayı öğrenir. Kısaca hac, toplumda eşitlik ve adalet gibi faziletlerin kök salmasında son derece etkindir.
İyi ve kötü seçenekler arasından birini seçme ve uygulama gücü olan insanın, ahlâkî görevlerinin başında, karakterini eğitmek gelir. Ahlâkın güzelleşmesi, iyi bir karakter eğitimi ile mümkün olur. Çünkü ahlâkın güzelleşmesi işi, bir anda olup bitecek anlık bir iş değildir. Bu, belirli bir süreci gerekli kılar.
Peygamberimizin ahlâkın güzelleşmesi ile ilgili duası şöyledir: "Allahım, dış görünüşümü güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir."(Müsned, Ahmed İbn-i Hanbel, c.II, s. 403)
Ahlâkın güzelleşmesi için gerekli olan karakter eğitiminin önemi şuradan gelir: Ahlâkî eylem ile karakter, çoğu kez aynı anlama gelir. "Bir eylemin ahlâkî olup olmadığı hakkında verilen bir hüküm, aynı zamanda o eylemde bulunan insanın karakteri hakkında verilmiş bir hüküm demektir."
Karakterin oluşması ise, insanın yaşantıları ile olur. Gerçeği kavramak ve yeni yaşantılar edinmekle karakterin değişmesi mümkündür. Bu sebepten karakter, hem ahlâkî hükmün konusudur, hem de insanın ahlâkî gelişiminin hedefidir.
İnsanın karakter özelliği demek, bir anlamda, davranış özelliği demektir. Bu açıdan karakter, insanın ayırd edici özelliği olan davranış kalıbı olarak tanımlanır.
Hayatımızı etkin bir biçimde yönlendiren akıl ve vicdanımız vardır. Ancak aklımız gibi vicdanımız da, ayrılmaz bir şekilde karakterimize bağlıdır. Eğer yıkıcı ihtiras ve tutkularımız, karakterimize hakim olursa, hem aklımız hem de vicdanımız bundan etkilenir. Fonksiyonlarını gerektiği gibi yerine getiremez hale gelir.
İnsanın iradesi de, karakterinden ayrı olarak sahip olduğu soyut bir güç değildir. Tersine irade, insan karakterinin bir ifadesidir.
İslâm dini, insanın ahlâkını güzelleştirmek için, karakterini eğitmeye büyük önem verir. Sağlam bir karakter oluşturmak için, önce insanın doğru bir inanç sistemine sahip olmasını ister. İnanç sistemine uygun bir yaşantı gerçekleştirebilmesi için de, insanın iradesini güçlendirmeyi hedefler. Bunu da ibadet esaslarıyla gerçekleştirir. Ayrıca insanın ahlâkî gelişimini sağlayabilmesi için, ona takip edeceği bir "ideal" sunar. Bu ideal Hz. Peygamber (s.a.s.)dir. Böyle bir "ideal'e dayanmayan ahlâk eğitiminin başarılı olması zordur. Mü'min'in alacağı karakter eğitiminin örneği, Hz. Peygamberin (s.a.s.) karakteridir. Bu konu, âyet-i kerimede şöyle ifade edilir: "Allah'ın elçisinde sizin için üstün bir örnek vardır."(Ahzab, 21)
Görüldüğü gibi, Kuran ve Hz. Peygamberin hayatı, inanan insana mükemmel bir karakter eğitimi sağlamaktadır. İman esasları, insan ruhunu öylesine temizler ki, insanı Allah korkusunu her an hisseden ve her zaman Allah'ın bilincinde olan bir varlık haline getirir. Böylece insan, girdiği her türlü ilişkide Allah'ın varlığını hayatının her anında hisseder. Allah'ın rahmetine erişmek ve gazabına uğramamak için eylemlerini çok dikkatli bir düşünüp taşınma sonucunda ortaya koyar. Hayata böyle bir yaklaşım ise, irade terbiyesinin ve kendi kendini kontrolün anahtarı durumundadır.
a. İman Esasları
İman, kişiyi ahlâkî güzelliklere yönelten ve onu kötülüklerden alıkoyan dinamik bir kuvvettir.
Kendisine "iman nedir" diye sorulduğunda. Peygamberimizin (s.a.s.) verdiği cevap şöyle olmuştur: "İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman etmendir. Bir de kadere, yani iyilik ve kötülüğün Allah tarafından yaratıldığına inanmandır". (Buhari, Sahih, 2. Kitabu'l-İman, Bab: 37)
Görüldüğü gibi, İslâm'ın inanç sisteminin temelinde altı esas bulunmaktadır: 1. Allah'a, 2. Meleklerine, 3. Kitaplarına, 4.Peygamberlerine, 5. Âhiret gününe, 6. Kader'e; hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanmak. Bunlar, imanın "olmazsa olmaz" türden şartlarıdır. Bunların herhangi birine inanmayan kişinin, doğru bir inanç sistemine sahip olması mümkün değildir.
Doğru inanca sahip olmayan insanın her zaman güzel iş ve eylemlerde bulunabilmesi mümkün olmaz. Çünkü ahlâkî eylemler, son tahlilde bir inanca göre yapılan eylemlerdir. İnancı bozuk olan birinin, iş ve eylemlerinin doğru olmasını beklemek, boşuna bir bekleyiş olur.
b. İbadet Esasları
İbadet esaslarının hepsini birarada göstermesi açısından Peygamberimizin şu hadis-i şerifi son derece önemlidir: "İslâm, beş şey üzerine bina olunmuştur: "Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'ın Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak". (Tecrid, c. I, s. 28, H. No: 8)
Hadis'de geçen temel ibadetlerden namazın dinî bir emir olduğunu bildiren âyetlerden birisi şöyledir: "Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Çünkü namaz, her türlü kötülük ve çirkinlikten insanı alıkor; Allah'ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut, 45)
Âyet-i kerime, namazın başlı başına bir gaye değil de, insanı her türlü kötülükten alıkoymakta etken bir vasıta olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır. İnsan yaşantısına doğrudan doğruya tesir eden namaz, insanda sağlam bir karakter oluşturmakta ve onu güzel ahlâklı kılmakta son derece etkilidir. Bu sebepten Peygamberimiz (s.a.s.), "Namaz dinin direğıdir" (Tecrid, c. II, s. 475, H. No: 319) buyurmuştur.
Günde beş vakit kılınan namazın insanın günahlarını silmesini ahlâkî bakımdan şöyle anlamak mümkündür: Sürekli olarak kılınan namaz; insanın yaşantısını düzene koyar, iradesini güçlendirir. Böylece insan, günah sayılabilecek hiçbir kötülük işlemeyecek bir karaktere kavuşur.
Orucun inanan insanlara dinî bir emir olduğu şu âyet-i kerime ile bildirilir: "Ey iman edenler; oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz."(Bakara, 183)
Orucun farz kılınmasındaki gaye, oruç sayesinde insanların takva sahibi olmalarını sağlamak olarak gösterilmiştir. Takva sahibi olmak ise; en genel anlamıyla, insanın her türlü kötülükten uzaklaşıp, özü ile sözünün dosdoğru olması demektir. Anlaşılıyor ki, orucun insanlara emredilmesindeki gayelerden birisi de ahlâkîdir.
Oruç, öncelikle Allah için yapılan bir ibadettir. Sonucu itibariyle oruçtan gaye, insanların kötülüklerden uzaklaşıp iyiliğe yönelecek bir karakter kazanmalarını sağlamaktır. Şu hadis-i şerif bu konuda oldukça anlamlıdır:
"Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi terketmezse, Allah'ın o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur." (Tecrid, c.VI, s. 253, H. No: 902)
Namaz ile oruç, insanın bedeniyle yaptığı ibadet türlerindendir. İslâm; insanın diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenleyen malî ibadetler de koymuştur. Bunların başında da zekat gelir.
Başka insanların iyiliğini istemek, ahlaken şüphesiz güzeldir. Ama bu, sadece istemek olarak kalırsa eksik olur. Çünkü güzel ahlâk sahibi olan insan, iyiliği sadece isteyen değil aynı zamanda onu uygulayan kişidir.
Zekat; insanın, kendisinden daha fazla ihtiyaç içinde olan kimselere, sahip olduğu malının bir kısmını sırf Allah için vermesi işleminin dinî adıdır. Allah için vermek, karşılığında o kimseden hiçbir fayda beklemeden vermektir. İslâm dini; zekatı farz kılarak, insanın karakterini başka insanlar için fedakarlık yapacak bir şekilde oluşturmayı hedeflemiştir.
Kuran 'da şöyle buyurulur: "Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe ulaşamazsınız."(Âl-i İmran, 92)
Zekat'tan başka İslâm'ın temel ibadetlerinden birisi de hacdır. İnsanın hem Allah, hem de insanlarla olan ilişkilerini düzenlemekte etkili olan hac ibadeti, bedenî olduğu kadar malî bir özellik de taşır.
Sırf Allah için yapılan hac ibadeti, insana değer verdiği faziletler uğruna malî olduğu kadar bedenen de sıkıntılara katlanmayı ve gerektiğinde çile çekmeyi öğretir.
Hac ile ilgili ayet-i kerimelerin ikisi şöyledir: "Âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'deki Kabe'dir." (Âl-i İmran, 96) "...Oraya gitme imkanı olan insanların Kabeyi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır..." (Âl-i İmran, 97)
Hac konusunda Peygamberimiz de şöyle buyurur: "Allah için haccedip hiç bir kötü söz ve eylemde bulunmayan insan, annesinin kendisini doğurduğu günkü gibi tertemiz bir hayata döner."(Tecrid, c. VI, s. 60, H. No: 756)
Hac sayesinde kişi, insan cinsinin birliği fikrine ulaşır. Renklerine, dillerine, ırklarına, mal ve mevkilerine göre, insanlara özel işlem yapmamayı öğrenir. Kısaca hac, toplumda eşitlik ve adalet gibi faziletlerin kök salmasında son derece etkindir.
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!